DOLAR 5,7359
EURO 6,3528
ALTIN 277,3
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Yüzde 50 demokrasisi

05.08.2013
47
A+
A-

ORHAN KARATAŞ
 
Türkiye hukuk da, demokrasi de, dış politikada, iç huzur da, ekonomi de büyük ve derin sıkıntılar yaşıyor. Ülke ağır ve yakın bir bölünme tehdidi altında. Sokaklar huzursuz. Millet endişeli. Türk Silahlı Kuvvetleri gibi vatanın varlığının teminatı olan ve her türlü tartışmanın dışında tutulması gereken bir kurumun mensupları terör örgütü kurmakla suçlanıp yargılanırken, yönetim kadrolarının seçilmesinde ve atanmasında soru işaretleri derinleşiyor. Fakat sayın başbakana ve AKP zihniyetine göre bütün bunların hiçbir önemi ve anlamı yok. Çünkü yüzde 50 oy almışlar.

Gerçek değişmiyor

AKP’nin şu andaki oy oranı ne kadardır bilmiyorum. Önemli de değil. Farz edelim ki yüzde 50, hatta üzerinde olsun. Bu durum, Türkiye’nin yaşadığı bu büyük ve derin sorunları ortadan kaldırıp, ülkenin çok kötü yönetildiği gerçeğini değiştirmiyor. Hatta, iktidarın bütün demokratik ve insani değerleri bir kenara bırakıp daha da otoriterleşmesine bağlı olarak, gerginliği de, yıkımı da daha da büyütüp yakınlaştırıyor. Esas olan elbette millet iradesidir. Ancak bir o kadar önemli ve asıl olan şey, o iradenin doğru kullanılması ve sınırları içinde kalmasıdır.

Türkiye’nin durumu

Sandık, iktidarı belirler. Buna karşılık iktidarlar sadece oy aldıkları kitlelerin değil, bütün ülkenin idaresinden sorumludurlar. İşte sorun tam da bu noktada çıkıyor. Özellikle demokrasiyi özümseyememiş yönetimler, kendilerine oy vermeyenleri, kendileri gibi düşünmeyenleri, kendilerine biat etmeyenleri yok sayıyor ve her şeye mubah görüyor. Kurumlar, kurallar, öncelikler, teamüller, hatta kanun ve Anayasa bir kenara bırakılıp, kendilerine, menfaatlerine ve zihniyetlerine göre bir düzen kurmayı her şeyin önüne geçiriyorlar. Buna bir de milletten alınan iktidarın diyetini sifonun ipinin teslim edildiği BOP’lu yerlere ödemek mecburiyetini ekleyin. Toplumun diğer yüzde 50’si kendisini tamamen dışlanmış ve hatta aşağılanmış görüyor ve bir tepki koyma gereği hissediyor. Bu tepkiyi anlamak ve gereğin yapmak yerine, bastırma ve sindirme yoluna gidilmesi, fırsat kollayanların provokasyonuyla birlikte yeni gerginliklerin, yeni çatışmaların ve bölünmelerin fitilini ateşliyor. Bugün Türkiye’nin yaşadığı durum ne yazık ki, budur.

Her seçim demokrasi getirmiyor

Bu sadece Türkiye’ye özel bir durum değildir ve benzer anlayışların hakim olduğu her yerde sonuç aynı oluyor. Mısır’da Mursi yüzde 52 oy alarak seçildi. Ancak, bu ne demokrasinin yerleşmesine, ne de ülkenin huzura kavuşmasına yetmedi. İnsanlar yeniden Tahrir meydanını doldurdu, yeniden itirazlarını yükselttiler. Her ne olursa olsun çare elbette darbe değildir. Ancak, darbelere giden yolun nasıl açıldığını da unutmamak gerekiyor. Mursi, diğer yüzde 50’nin hassasiyetlerini dikkate alıp, Tahrir meydanını doğru okuyabilseydi, acaba sonuç aynı olur muydu? Demek ki, yüzde 50 oy almak başka şeydir, demokrasi başka şey. Demokrasinin olabilmesi için mutlaka özgür ve serbest seçim gerekiyor. Ancak her seçim demokrasi olmuyor. Kurum ve kuralları olmayan ve bunlara bağlı kalınmayan demokrasi, sandık da kurulsa göstermelik olmanın ötesine geçemiyor. Nitekim, bugün Suriye’de gerçek bir seçim yapılsa Esad belki de yüzde 50 oy alacaktır. Ancak bu durum Esad’ın bir diktatör olduğu gerçeğini değiştirmeyeceği gibi, Suriye’ye huzur da getirmeyecektir.

Bahçeli’nin tespiti

Hükümetin etrafımızda yaşananlardan ders çıkarması gerekirken, bunları örnek alması, tehlikeyi daha da büyütmektedir. MHP Lideri sayın Devlet Bahçeli, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, “Şayet bir iktidar sokakla direkt konuşmaya, direkt temasa başlamışsa korkuya kapılmış ve meşruiyet zeminin kaybediyor demektir. Sertleşen her iktidar, ceberut kesilen, dikta merakına düşen her siyasi yönetim ya toplumsal yapıyı mahvederek demokrasiyi esasta dinamitleyecek ya da sonunu hazırlayacaktır. Unutmayınız bir hükümet evhamlıysa, vehimler içinde yüzüyorsa, kuruntulara saplanmışsa ve sanal tehditlerle oyalanıyorsa bitişten önceki son viraja gelmiş demektir. Demokratik nitelikli yasal protestolara katılan gençlerin burslarını kesme hazırlığı yapmak, sokak aralarına jurnal kutuları koymak, stadyumlardaki protestolara yasaklar getirmek ne demokrasiyle ne de insanlığın bu çağdaki kazanımlarıyla bağdaşmamaktadır.” Diyerek, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve iktidarın akıbetini özetlemiştir.

Hedef

Sayın Bahçeli’nin, ülkücülere yaptığı şu tavsiyeler, MHP’nin farkını ortaya koyduğu gibi, demokrasinin erdemi konusunda özellikle iktidar sahiplerine verilmiş bir derstir: “Hedefimiz, kimseyi ayırmadan, ötekileştirmeden, yabancılaştırmadan, herkesi bir ve beraber görerek geleceğin lider ülke Türkiye hedefine ulaşmaktır. Irkçılığın her tonunu reddeden bir kavrayışla, tahammülsüzlüğün, kavganın, çatışmanın, cepheleşmenin her türünü göz ardı eden bir derinlikle doğudan-batıya, kuzeyden güneye bir olmak, iri olmak ve diri olmak bizim varmak istediğimiz seviyedir.

Demokrasiyi gerçek anlamda sahiplenmiş, ilerisi veya gerisi diye sıfatlandırmamış, ama yüksek standartlara eriştirmeyi de kafasına koymuş bir huzur iklimini tesis etmek niyet ve temennimizdir. Ülkemizi mutlu, müreffeh hale getirmek; bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir duruma kavuşturmak amaçlarımız arasındadır. Bunun için biz yemin ettik, söz verdik, karşılıksız manevi sorumluluğun altına girdik. Ülkücü olmanın, şerefli ve övgüye ziyadesiyle layık olan tarafı da budur.”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.