Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Gök Gürültülü

Yılmaz Özdil – Üretme Tüket

Yılmaz Özdil – Üretme Tüket
05.02.2020
A+
A-

Uşak Banaz ile Afyon arasında, İzmir-Ankara yolu üzerinde “Güney” adında bir köy var, doğasıyla, yeşiliyle, şirin bir köy.

 

Bezelye Şenliği’yle ünlüydü.

İzmir’den bile otobüsler kalkar, şenliğe gidilirdi.

 

Şenlik artık yapılmıyor.

Çünkü bezelye artık yok!

Güney köyünde bezelye üretimi bitti.

 

Köylülere neden bezelye üretmediklerini soruyoruz.

“Markette daha ucuza ithal bezelye var” diyorlar.

 

Köyde bakkaldan biraz büyükçe üç market var.

Hepsinin girişinde, başköşede, cips, asitli-gazlı içecekler, hazır dondurma dolapları yeralıyor.

 

En çok müşterisi olan marketin kapısından giriyoruz.

Kasada oturan ve ürünleri siyah naylon poşete yerleştiren market sahibine “köy yumurtası var mı?” diye soruyoruz.

“Şehirden gelenler köy yumurtası soruyor, köyde yaşayanlar bize marka adı vererek şehirden yumurta sipariş ediyor” diyor!

 

Ya yoğurt?

Ambalajlı yoğurdu işaret ederek, “adamın inekleri var, sütü sağdığı gibi satıyor, gelip bizden kase ambalajlı yoğurt alıyor, artık yoğurt yapan kimse yok” diyor.

 

Bizim çocukluğumuzda köy bakkalında sadece “köyde üretilmeyen” ürünler olurdu.

Şimdi artık, köylerde üretilebilen ama “üretilmeyen” ürünler var.

 

Şehirliler çiğ süt alıp kendi yoğurdunu yapmaya çalışırken, köy marketinde boy boy sanayi yoğurtları satılıyor.

Biz şehirde yaşayanlar “köy yumurtası” diye, saman içinde, üzerine tavuk pisliği bulaştırılmış yumurtaya fazla fazla para öderken, köyde, tertemiz kolilerde şehirden gelmiş yumurtalar satılıyor.

Bizim, mandıradan “köy peyniri” diye daha yüksek fiyatlarla aldığımız peynirler köyde yok, köyde ambalajlı peynir yiyorlar.

 

Şehirde yaşayanlar büyük özlemle köy ürünlerini ararken, köydekiler “katkılı-zararlı” diye şehirdekilerin istemediği ürünleri tüketiyor.

 

Üreten köylü…

Nasıl oldu da tüketen köylü oldu?

 

Yumurta satılıyor köyde.

Ambalajında süt satılıyor.

Bu işte bir terslik yok mu?

Çıplak gerçeği ortaya koyan bu yalın satırları, değerli arkadaşım Ali Ekber Yıldırım’ın piyasaya yeni çıkan “Üretme Tüket” isimli kitabından aldım.

İthalat-Siyaset-Rant kıskacındaki tarımımızı anlatıyor.

Ali Ekber, üniversiteden beri arkadaşım, sınıf arkadaşım.

Bana göre, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin yetiştirdiği en önemli gazetecidir.

Çünkü…

Yurtsever gazeteci bulursun.

Hep vardır.

Yalaka gazeteci de öyle.

Ganidir.

Biri gider, beşi gelir.

Siyaset gazetecisi bulursun.

Ekonomi gazetecisi bulursun.

Spor gazetecisi bulursun.

Magazin gazetecisi bulursun.

Ali Ekber Yıldırım bulamazsın.

Bir ömür tarım…

Meslek yaşamını tarım’a adamış bir gazetecidir Ali Ekber.

Muadilsiz adamdır.

Tektir.

Başka yoktur.

Türk tarımını, Türk medyasında Ali Ekber’den iyi kimse bilmez.

Tarımla alakalı yazı yazacaksam mutlaka kendisine danışırım, mutlaka görüşünü alırım.

Devasa akçeli işlerin döndüğü tarım piyasasında, kalemini yabancı sermayeye satmayan, yerli tekellere kiralamayan, baskılara asla pabuç bırakmayan, namuslu gazetecidir.

32 yıldır haber yapıyor, köşe yazıyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Yılın Gazetecisi seçildi.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından Hasan Tahsin Ödülü’ne layık görüldü.

“Üretme Tüket” kitabını, popüler ve edebiyat seçkileriyle yayın dünyasının yükselen değeri haline gelen Sia Kitap’tan çıkardı.

– Bir zamanlar Ortadoğu’nun kırmızı et ve canlı hayvan tedarikçisi olan Türkiye, nasıl oluyor da Kurban Bayramı’nda keseceği koyunu bile ithal etmek zorunda kalıyor?

– Organik tarım yapanlar, sakın bu ülkede organik tarım yapılmasın diye bizzat devlet eliyle nasıl cezalandırılıyor?

– Tarım ilaçları kanser hastalıklarını nasıl arttırıyor?

– Herkes doğalgaz ve nükleerden bahsediyor ama, buğdayda nasıl Rusya’ya bağımlı hale geldik?

– Türk fındığını bitirmek için kimler özel çaba harcıyor?

– Türkiye’nin 2030 yılında “su fakiri” olacağını biliyor musunuz?

– Tarımın temeli olan tohum’un ticareti, köylüye neden yasak?

– Pamuğu nasıl kararttılar?

– Nasıl oluyor da yıllardır savaş halinde olan Suriye’den zeytinyağı ithal ediyoruz? Bize Suriye patatesini kimler yediriyor?

– GDO gerçekleri?

Bu ve benzeri yüzlerce sorunun cevabı ve çözüm önerileri, Üretme Tüket kitabında yeralıyor.

“Zengin toprakların fakir insanları olmayı hak etmiyoruz” diyor Ali Ekber…

“Sadece ‘yanlış politikalar uygulanıyor’ lafıyla açıklanamaz, dilimiz söylemeye, elimiz yazmaya varmasa da açıkça ihanet söz konusu” diyor.

“Dağları, ormanları, ovaları, dereleri, toprakları olmayan ülkenin nesini seveceksiniz?” diye soruyor.

Saman ithal eden memleketi, yeniden kendi kendine yeter hale getirmek istiyorsak, toplumsal bilinç seviyesini arttırmak zorundayız.

Hayatını tarıma adamış bir yurtsever gazetecinin imbiğinden süzülmüş, referans kitaptır, “Üretme Tüket.”

Mutlaka okumanızı, mutlaka okutmanızı… Çocuklarınız için, torunlarınız için, kütüphanenize bu tohumu ekmenizi öneriyorum.

 

Ukrayna ordusunun ihtiyaçları için 200 milyon lira verdiler.

Güya Rusya’nın kolunu büktüler.

24 saat geçmeden Suriye’de sekiz şehit verdik.

Satranç böyle bir oyundur.

“Çok zekice hamle yaptım, taş aldım” diye sevinirsin.

Aslında, rakibinin seni oraya sürüklediğini kavrayamazsın.

Taş aldım diye sevinirken, kendi hamlenle kendi savunmanı düşürdüğünü farkedemezsin.

Farkettiğinde ise, çok geçtir.

Kendini şah zannedersin…

Mat olursun.

YILMAZ ÖZDİL

Yazının Devamı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.