Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Mevzi Sağanak

YENİ DÜNYA DÜZENİ VE TÜRKİYE

YENİ DÜNYA DÜZENİ VE TÜRKİYE
05.04.2020
A+
A-

Dünyada baş döndürücü değişimler hız kesmeden devam ediyor.

Değişimler bazen askeri olaylar, bazen ekonomik ve bilimsel gelişmeler, bazen de şimdi yaşamakta olduğumuz süreç gibi evrensel boyuttaki salgın hastalıklarla yaşanmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet Hanın İstanbul’u fethetmesinin yeni çağı başlatması askeri bir zaferin yarattığı değişim olarak ortaya çıkarken, Fransız devrimi sosyolojik sonuçlar ortaya çıkarmış, bilgiye ulaşmanın herkes için mümkün olması ve iletişimin ülke sınırlarını aşması da küreselleşmeyi getirmiştir.

Sınırların artık Ülkeler arasında duvar etkisi yaratması imkansızlaştığı, dünya ticaretinin zirveye çıktığı, kalifiye insan gücünün dolaşımının durdurulamadığı bu yeni dönemde ortaya çıkan, sınırlar aşan bir virüs dünyanın dönmekte olan çarkına resmen çomak soktu.

Korona tehlikesi ortadan kalktığında veya beraber yaşamayı öğrendiğimiz de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Devletin alabildiğine küçüldüğü dönem geride kalacak yeniden toplum hayatının her alnında hakimiyetiyle varlığını hissettiren yeni devlet anlayışı ortaya çıkacaktır.

Devlet Neo-Liberal dönem öncesine dönerken alabildiğine zayıflayan sendikalar başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları güç kazanacaktır.

Bu yeni dönemde sivil toplum kuruluşlarına devletin denetiminde önemli görevler düşeceğini ön görmek hiç de kehanet olmayacaktır.

Tüm dünyanın bir an önce bu gerçeği görmesi ve buna uygun hareket etmesi yeni döneme geçişi kolaylaştıracaktır.

Türkiye’nin hikayesi elbette dünyadan ayrılamaz. Bununla birlikte kendine has özellikler de taşımaktadır.

Türkiye, Cumhuriyetin ve kurumlarının kurulup kökleşmesiyle geçen çeyrek yüzyılın ardından genç yaşta onu yoran ve hırpalayan yarım asır sürecek müdahaleler ve ihtilaller dönemine girmiştir.

Büyük bölümüne bizzat şahitlik ettiğim söz konusu yarım asırda olaylar 1968 den sonra baş döndürücü bir hızla yaşanmıştır.

Bu elli yılın başlangıcında 12 Mart 1971 askeri müdahalesi öncesinde tanıştığım Ülkü Ocaklarının bana kazandırdığı olan biteni anlama yeteneğiyle dikkatle takip ettiğim süreç, Türkiye’de sancılı yıllar yaşanmasına sebep olmuştur.

1976 da genç bir politikacı adayı olarak doğrudan ülke meselelerinin içinde bizzat rahmetli Başbuğ’un derslerine katılma ayrıcalığını yakalamış, onun önüme açtığı pencereden dünyayı görmüştüm.

Her şey yolunda gidip tam da Türkiye Ülkücü kadrolara kendini teslim etmeye hazırlanırken 60 ihtilalinden yirmi yıl sonra bu kez iktidarı devirmek değil de, onun yerine muhtemel iktidarın ve değişimin önünü kesmek üzere Cumhuriyet döneminin ikinci ihtilali gerçekleşmişti.

1980 sonrası dünyanın birkaç yıl gerisinden gelmek kaydıyla Türkiye’nin batıyla aynı yolu izleyen değişimine şahit olduk.

Ortaya çıkan (hortlayan) yeni kapitalizm, yeni liberalizm ambalajıyla dünyayı teslim aldı ve tek merkezden kontrol edilir hale getirdi.

Bu yeni dönemde patronların parası döviz, tabi olanlarınkini pul yapan konvertibilite(çevrilebilirlik) tüm dünyaya dayatıldı.

Ülkelerin refah göstergesi kabul eden rakamlar şişti, devletler ve halk borçlandıkça borçlandı.

Ülkelerin gerçek bağımsızlıklarından söz edilemediği bu dönemde birbirlerine bağımlılıkları,enerji kaynakları, sağlık ürünleri, gıda ve tüketim malzemelerinden sermayeye kadar bir çok nedenle güçlü ve kalıcı hale geldi.

Tam anlamıyla bu türden küreselleşme gerçeğiyle karşı yüzleştiğimiz bu dönemde, vesayet odaklarının gücünün kırıldığını, milli iradenin tam hakimiyetinin tesis edildiğini düşündüğümüz bir anda, ihtilal geleneklerimize aykırı bir kalkışmayla karşı karşıya kaldık.

15 Temmuz kanlı ihanet kalkışması sımsıkı kapattığımız gözümüzü açmasına açtı ama maruz kaldığımız korkunç ışık gözlerimizi kısmen kör etti.

Acı gerçeği tüm çıplaklığıyla görmektense yeniden kafamızı kuma gömme arayışına girdik, bize perde olacak bir başka maskenin peşine düştük.

Kendimize yeni koruyucular bulmanın dayanılmaz çekiciliğine kapıldık.

Fetönün yerine başka cemaat ve oluşumların dayanılmaz cazibesine kapıldık.

Vitrininde dini hassasiyetlerin olduğu arka planında ise tam anlamıyla maddi ve idari güç sağlama hırsı olan kripto yapılar şimdilik başka bir çetenin boşalttığı alanları kapma savaşını sürdürmektedir.

Ne yazık ki bu kendinden başkalarına hayat hakkı tanımak istemeyen zihniyetle mücadele edecek dinamik toplumsal güçlerin zayıflığı ve isteksizliğinin yarattığı zeminde söz konusu topluluklar kavgayı kendi aralarında rant paylaşımı şeklinde sürdürmektedir.

Bu gelişmeler karşısında rant ve güç paylaşımına karşı mücadelede organize olamayan halk yaşananları seyretmekte ve bilgece doğru teşhis koymaktadır.

Türk Milletinin büyük çoğunluğu, önderleriyle kucaklaştığında olan biteni tersine çevirmek için iradesini ortaya koyacağı günü sabırsızlıkla beklemektedir.

Türk Milletinin dinamik güçlerine düşen görev, yaşlı dünyamızın kabuk değiştirdiği gerçeğini görerek organize bir şekilde zamanın getirdiklerini kavrayıp çağı yakalamada insanımıza rehberlik yapmaktır.

Bunun yolu da genlerimizde olan “teşkilat kurma” yeteneğimizle organize sıklet merkezleri oluşturmaktır.

AHMET ORHAN

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.