DOLAR 5,7375
EURO 6,3553
ALTIN 277,9
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Yakın Coğrafyasına Yabancılaştırılan Türkiye

12.02.2013
72
A+
A-

Prof. Dr. Semih Yalçın
Batılı ülkelerin ektiği fitne tohumlarıyla kan ve ateş deryasında yüzen İslam dünyası; barışa, huzur ve sükûna susamıştır. Bilhassa Türkiye ve Orta Doğu bölgesi içinde bulunduğumuz dönemden daha zor ve acılı günlere gebedir. Fitilini sömürgeci global güçlerin tutuşturduğu bölgesel yangının bütün dünyayı sarma tehlikesi mevcuttur. Bölge ve dünya barışı, hiç olmadığı kadar büyük tehlike altındadır.

Çünkü hafıza-i beşer nisyan ile maluldür misali, vaktiyle Osmanlı Devleti’nin parçası olan Irak ve Suriye’deki ayrılıkçı kolların uzantılarıgeçmişi unutmuş, yeni bir serüven için silahlanmaktadır.Yangın yerine dönen Orta Doğu coğrafyasında yaşayan masum topluluklar ise Türk milletinin adaletini, hoşgörüsünü ve sağladığı huzur ve barışı aramaktadır.

Ders alınmadığı için maalesef bugün tarih tekerrür etmektedir ve Türklerle bir arada bin yıldır yaşayan bugünün ayrılıkçıları, eski kirli tezgâhların çarkına kapılmıştır. İçerideki ve dışarıdaki işbirlikçi ihanet şebekeleri, bölgedeki kaosu fırsat bilerek ellerine verilen ihanet silahlarını üzerimize doğrultmaya hazırlanmaktadır. Tarihle birlikte ihanet de tekerrür etmektedir.

Batı dünyası da pekâlâ bilmektedir ki bölgedeki yangını söndürecek yegâne devlet Türkiye’dir. Tek millet de Türk milletidir. Çünkü geçmişimiz ve emperyal mirasımız bu misyonla örtüşmektedir. Tarih milletimize yeniden dünyaya ve bölgeye nizam verme, huzur ve sükûn getirme görevi biçmektedir. Bunu iyi bilen büyük güçler, önümüze engeller çıkarmak için taşeronları vasıtasıyla kanlı terörü vatan sathına ve coğrafyamıza yaymaya çalışmaktadır.

Batı dünyasının güdümündeki AKP patentli Türk diplomasisi ise bölgede yangına körükle gitmektedir. AKP yöneticileri, dillerinden düşürmedikleri Osmanlı mirasına sahip çıkmak yerine ağababalarının verdiği emirleri yerine getirmektedir. AKP iktidarı içeride de, dışarıda da başımıza sorunlar yumağı dolamış, çoraplar örmüştür.

Türkiye gerek Irak ve gerekse Suriye ile ilgili politikalarında sınıfta kalmıştır. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın yanlış öngörüleri ve stratejileri yüzünden sadece Türkiye belirsizliğin uçurumuna yuvarlanmamış, bölge ülkeleri de uluslararası boyutta derin bir krizin içine gömülmüştür.

Mevcut siyasi iktidar bölgesel bir aktör olarak sağduyu ve soğukkanlılıkla yürütebileceği bir Suriye politikasında, başta ABD olmak üzere küresel aktörlerin yanlış yönlendirmeleri yüzünden garip şekilde açık taraf durumuna düşmüştür. Türkiye’nin yanlış diplomasi planlamaları, bölgedeki oyuna gireceği öngörülmesi gereken yeni küresel aktörler Rusya ve Çin’in daha başından etkin şekilde devreye girmesine yol açmıştır. Özellikle Rusya’nın devreye girmesiyle Moskova-Şam arasındaki yeni flört havası, soğuk savaş dönemindeki stratejik işbirliğine yeniden dönüşe vesile olmuştur.Böylece siyasi iktidarınyanlış adımları Esad’ın siyasi ömrünü uzatmıştır.

Türkiye’yi yönetenlerin diplomasi satrancındaki acemilikleri, bölgesel sorunları içinden çıkılmaz hâle getirmiş, Suriye konusunda bölge ülkeleri de bölünmüştür. Arap ülkeleri arasında sorunun çözümüne ilişkin fikir birliği sağlanamazken, Türkiye’nin kendine tayin ettiği konum, Irak ve Suriye’yi İran’a yaklaştırmıştır.

Diğer taraftan Ankara’nın Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimiyle ekonomik boyuttan öteye taşınan münasebetleri, Irak hükümetiyle ilişkilerin bozulmasına ve İran yönetiminin Bağdat’la daha da yakınlaşmasına yol açmıştır. Üstelik İran, İsrail ile arasındaki gerginliğe karşılık Suriye ve Irak’la ittifak ederekeline önemli bir koz geçirmiş bulunmaktadır. İran bölgede Türkiye’den daha etkin bir rol üstlenmekle kalmamış, Rusya ve Çin gibi küresel aktörlerin desteğini de fiilen arkasına almıştır.

Yıllardan beri beşli çete hâlinde uluslararası platformda her mevkii işgal ederek BM’yi işlemez hâle getiren daimi üyelerin Suriye konusunda ipe un serecekleri de öngörülememiş, BM’nin aktif şekilde devreye gireceği sanılmıştır. Batı dünyası Suriye krizinin çözümünü uzun zamana yayarak Türkiye’nin elini fazlasıyla zayıflatırken, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise Esad’ın kısa zamanda iş başından gideceğini ilan ederek daha başından çuvallamıştır.

İktidarın Suriye konusunda bölgede egemen olan dinî ve etnik gerginlikleri okumaktan aciz tutumu, bölücü terör örgütüne alternatif fırsatlar hazırlamıştır. Sınırlarımızı kuşatan otorite boşluğundan da faydalanan PKK, yeni stratejiler uygulama fırsatıyakalamıştır. Üstelik Suriye’nin kuzeyindeki ayrılıkçı Kürt unsurların PKK ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimiyle flörtü de meseleyi yeni bir boyuta taşımıştır.

Türkiye’nin dış politikasına istikamet veren AKP’li millî görüş talebeleri, kendi modası geçmiş ideolojilerinin romantik dünyasından çıkamamıştır. Vaktiyle kendi davalarının propagandasına yönelik müsamerelerde oynadıkları hamasi rolleri, hayatın ve bölgenin gerçekleriyle buluşturmaya çalışmışlardır.

AKP iktidarının ön yargılı, kucaklayıcı olmaktan uzak ve sığ kimliği, coğrafyamızın gerçeklerini görmelerine en büyük engeldir. Bu kimlikle meselelere öyle at gözlüğüyle,hattâ şaşı bakılmaktadır ki Müslüman denince AKP hükümeti Gazze’den başka bir varlık görmemektedir. Musul ve Kerkük’te, Suriye kentlerinde ve köylerinde yaşayan Müslüman Türklerin ve öteki Müslüman toplulukların davalarına iltifat edilmemektedir.

Türk dışişleri ve hükümetin başı, İsrail ile yaşanan Gazze gerginliğine benzer çocuksu bir tavrı bir anda Suriye ile ilişkilerde de sergileyerek acemiliğini göstermiştir. Bu vahim tablo, dış politikada hamaset ve ideolojik yaklaşımlarla sorunların çözülemeyeceğine en çarpıcı örnektir. Oysa AKP’nin beğenmediği evvelki Cumhuriyet idareleri, bölge ülkelerinde ve coğrafyamızda yaşayan çeşitli dinler ve halklar arasındaki dengeyi öteden beri gözeten akılcı politikalar yürütmüşlerdir.

Ne yazık ki bugün Washington yönetimi başta olmak üzere Batılı ülkeler, AKP hükümetinin zaaflarından fazlasıyla yararlanmaktadır. Bu nedenle mevcut iktidar Dışişlerinde ülkeyi felakete sürüklemeye devam etmekte ve ateş çemberi içindeki coğrafyamızda meçhule doğru yol almaktayız.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.