Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28°C
Parçalı Bulutlu

Ülkücünün Zamana Direnişi ve “Yeni MHP” Meselesi

27.09.2012
A+
A-

Şükrü Alnıaçık
Sözlükler ve ansiklopediler, insanları cehaletten kurtarmakla kalmazlar; ürünü oldukları kültürün uydusu ve takipçisi haline getirirler. Bu nedenle köklü bir Türk ansiklopedisinden yoksun olmanın yol açtığı bazı toplumsal arızalar vardır.

Ansiklopedik bilinçten yoksun kalarak medeniyeti, “yumuşak, ılımlı, efendi ve naif insan yetiştirme hali” olarak öğrendiyseniz, torununuzun obez, hımbıl veya eşcinsel olma ihtimali bir hayli fazladır. Yine, demokratlığı,” “kişi hak ve özgürlüklerinde sınır tanımayan ilericilik” olarak algıladıysanız, üç nesil sonra ülkenizin siyasi mafya tarafından parça parça veya ve teröristler tarafından toptan, en yüksek fiyatı verene satıldığını görmeniz işten bile değildir.

Bu meyanda Ülkücülerin en büyük avantajı, Nihal Atsız gibi demir kalem bir Edebiyatçı ve Alparslan Türkeş gibi Bozkurt bir asker tarafından “eğitilmiş” olmalarıdır. Sonraki eğitimcilerin de bu yiğit kültür omurgasının dışına çıkmalarına ihtimal kalmamıştır.

Bu eğitim, öyle sanıldığı gibi bir cemaat disiplini içinde veya mürit-mürşit düzleminde olmamıştır. Ancak, ideolojinin heyecanlı aktarımı ve Ülkücünün düşünce iklimini tanzim eden teşkilat disiplini sayesinde Ülkücüler, bu alanda milli kültürleriyle genel kültürleri arasındaki uyumu, yüksek tutmayı başarabilmişlerdir.

Mesela “kültür, medeniyet, demokrasi” gibi kavramları Ziya Gökalp’ten, pratiğini Başbuğ Türkeş’ten, pek çok felsefi terimi Süleyman Hayri Bolay’dan, Din-Laiklik ilişkisini Ali Fuat Başgil’den öğrenen Ülkücülerin, Fransız veya Amerikan sözlüklerine ihtiyaçları kalmamıştır.

Yine mesela yabancı düşünürleri de Cemil Meriç, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Sabri Ülgener gibi milli filtre kullanan müellifler vasıtasıyla tanımak, Ülkücüleri, ideolojik disiplin ve istikrar konusunda avantajlı kılmıştır.

Ayhan Tuğcugil (İskender Öksüz) Kurt Karaca, Necdet Sevinç gibi siyasi gündemi yiğitçe yorumlayan fikir adamları sayesinde Ülkücüler, düşünce ve eylemde yabancı öğretmen arayışına girmekten kurtulmuşlardır. Bunlar Kütüphanenin sadece bir köşesindeki tavsiyeli Ülkücü yayınlardır.

Bu dönemde İslamcılar İran ve Mısır’dan bol miktarda eklektik dini söylem tasarrufuna giderken, Marksistler de tamamen yabancı teori kitapları ile ifsad edilmiş ve milli özgüvenleri varsa bile bu yolda yitirmişlerdir. Marksist bir Felsefe Sözlüğünün enternasyonal döneklikteki rolü, paradan puldan fazladır.

Bugün Ülkücü denilince dişli ve damarlı milliyetçi dışında akla bir şey gelmiyorsa bu biraz da bizim kendi değerimizin farkına varmamış olmamızla ilgili bir tenzilattır.

Dünyanın hiç bir sivil toplum hareketinde bu kadar denetimli bir bibliyografik çalışma yapılmamış,

“teşkilatın tavsiye ettiği kitaplar”la genç yaşta kütüphanesi dolan bu kadar insan hiçbir siyasi harekete nasip olmamıştır. Son 30 yılın bizden götürdüğü en önemli kültürel ve ahlaki unsur, ne yazık ki zaman bakterisinin kemirdiği “disiplinimiz”dir.

Ülkücüler, Osmanlı’dan kalan Fransız ve Cumhuriyet döneminde tüm dünyada yükselen Amerikan kültür sömürgeciliğinden Ocak seminer çalışmaları ve tavsiye kitaplar sayesinde korundukları için bugün MHP yeni dünya düzenine karşı direnen yegâne siyasi hareket olarak kalmıştır.

Bizim her ihtimale karşı ön almak için yazdığımız, Y-MHP arayışı ile ilgili yazımızın arkasında böyle bir mazi bilinci vardır. Bugün MHP’nin siyasi çizgi değişikliği veya ideolojik revizyonla bir yere gidebileceğini düşünmek, elimizdeki altın liraları gazoz kapaklarının yanına dikerek kumar oynamaya benzer.

Böyle bir dünyada milli ideoloji üretebilmek, silaha başvurmadan emperyalizme kafa tutabilecek bir siyasi mekanizmayı ayakta tutmak Türkçü siyasetin elindeki altın bileziktir.

Kitlesel desteği ve oy potansiyelini geliştirecek bir iktidardan yoksun geçen 43 yıla rağmen Alparslan Türkeş ve Devlet Bahçeli, Ülkücü hareketi, taşıdığı kültür değerleriyle ve kazanımlarıyla bugüne kadar getirmeyi başarmışlardır. Bu yolda yürürken istikrarı korumak, sermayeye göre hareket eden kitle partilerinde olduğu kadar kolay bir iş değildir.

Her siyasi yapıda olduğu gibi MHP’de de iyi yönde değişime ve gelişmeye tabii ki ihtiyaç vardır. Burada bizim itiraz ettiğimiz husus, kavramsal dokumuzu güçlendiren milli genel kültürden ve şerefli bir maziden yoksun oldukları halde, onursuzca başarılı olmuş siyasi partilere benzeme arzusunun MHP’ye telkin ve tavsiye edilmesidir.

Günümüzün güç odakları, küçük bir avans vermek için MHP’den büyük bir değişim, daha doğrusu “ideolojik yumuşama” beklemektedir. Ülkücülük ise, ideolojiyi günden güne değiştirme, zamana uydurma hali değil, zamana karşı direnme ve “yüce dileğe doğru yayan yürüme” halidir. İfade, Atsız hocanın “Kürşat Marşı”ndan… Ülkücülüğün mayasında, idare-i maslahatçılık değil, taviz vermeden, dünkü söylemini terk etmeden yürümek vardır. Ülkücüler, 9 Kurultay dönemi boyunca da bu kutlu yolda tavizsiz bir şekilde yürümüşlerdir.

Başında kim olursa olsun MHP eğer 10. Kurultay sonrasında da Ülkücülerin partisi olarak kalacaksa; Ülkücüler ne kadar “yeni Ülkücü” olursa MHP de o kadar “yeni MHP” olacaktır.

Bu durumda Ülkücünün eskisi – “Yeni”si olmadığına göre… Tabii ki “Yeni MHP” de olmayacaktır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.