DOLAR 5,8937
EURO 6,5131
ALTIN 281,4
BIST 93.368
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Parçalı Bulutlu

Ülkücüler Göreve (mi?)

13.10.2014
70
A+
A-

Kurban Bayramı arefesinde kaleme aldığımız “Türkiye’de Bölücülük Faaliyetleri” başlıklı yazımızda, 200 yıldan beri devlete başkaldıran, isyan çıkaran, huzur kaçıran, yakıp yıkan, zarar veren bir güruhtan bahsetmiştik… Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia ederek, kürtleri öldüren, doğu ve güneydoğuda okul yakan, şantiye basan, bölgenin kalkınmasını, cehaletin bitmesini önlemek için elinden geleni ardına koymayan bu eli kanlı, gözü dönmüş ve vicdanı satılmış hainler yedikleri kaba dışkılamayı adet edindiklerinden olsa gerek, bugünlerde -her zaman olduğu gibi- yine bir bahaneyle sokaklara döküldüler…

Bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de hak aramak amacıyla yapılabilecek yasal eylemler varken bunlar TBMM’nde kendilerini temsil eden elebaşlarından aldıkları emir doğrultusunda beş günden beri Türkiye’nin her şehrinde terör eylemlerine girişmişlerdir.

Bazı noktalarda polisin bile aciz kaldığı, Mehmetçiğin göreve çağrıldığı bir ortamda karşılaştığımız manzarayı milletimizin, devletimizin ve kolluk kuvvetlerimizin iyi analiz etmesi gerekir…
Bu terör eylemlerinin Şanlıurfa ayağına bakacak olursak; bir kere bu sokak eylemlerinde silah kullanan, molotof atan ve diğer ayak takımına öncülük edenlerin bir kısmı sınırlarımızdaki boşluklardan faydalanarak şehrimize sızmış teröristlerdir. Geri kalanları da her ne kadar rahatlarından vazgeçemedikleri için dağa çıkmamış olsalar bile, dağdaki teröristlerle aynı fikirleri taşıyan soy fukaralarıdır. Üstelik yapılan eylemlerde mümkün mertebe kamu malına zarar vermeye çalışan bu hainlerin bir bölümü devlet dairelerinde işçi ve memur olarak çalışmakta dolayısıyla devletten aldıkları maaşla karınlarını doyurmaktadırlar. Bir bölümü de devlete ait lise ve üniversitelerde okuyan devletin bütün imkanlarından faydalanan öğrencilerdir. Geri kalanları da kırsaldaki yerleşim birimlerinden “getirilen” gençlerdir.

İki asırdan beri devlete baş kaldırmayı adet haline getiren güruhun kurmuş olduğu son terör örgütünün başlattığı şehir ayaklanmalarının hemen ardından, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” sözünü hayat felsefesi edinmiş bazı kesimler, “Nerede bu ülkücüler” diye feryat etmeye, “bunların hakkından ancak ülkücüler gelir” diye sızlanmaya başladılar…
Biz bu feryatları, bu sızlanmaları, bu yardım çığlıklarını ülkemiz ve milletimiz komünizm belasıyla karşı karşıya kaldığında da duymuştuk… O dönem devletin kolluk kuvvetlerinin yetersiz kaldığı yerlerde ülkücüler devreye girerek milletin canını, malını, namusunu korumuş ve bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödemişti…

Eminim ki; şimdi ülkücüleri göreve çağıran müteahhit mücahitler ve salon milliyetçileri ülkücülerin 30 sene evvel ödedikleri bedelden haberdar bile değildirler. Gençliğini, geleceğini, ailesini, hatta canını feda eden ülkücülerin hangisine destek olmuşlardır. Ülkücü hareket son 30 yılını bu yaralarını sarmakla geçirmiştir.

Ülkücü bakanlar, milletvekilleri, il başkanları, belediye başkanları, ocak başkanları, gençlik kolu başkanları, öğrenci konseyi başkanları, öğretmenler, mühendisler, avukatlar, yazarlar, gazeteciler, iş adamları, sanayiciler, esnaflar, öğrenciler, memurlar ve işçiler şehit edildiler… Bu şehitlerin cenazelerine ülkücülerden başka kimse katılmadı, kimse sahip çıkmadı… Herkes evine, köyüne saklandı, büyük şehirlere kaçarak izlerini kaybettirdiler…

Sıcak bir yuva kurmayı hayal ederken nişanlısının vatan uğruna şehit olduğu haberini alan genç kızın halini düşünen oldu mu?
Binbir güçlükle evladını okutup, iş güç sahibi yaptıktan sonra aldığı kara haberle yıkılan, tükenip biten ana-babanın halini düşünen oldu mu?
Kocası şehit edildiğinde biri karnında ikisi yanında üç bebesiyle ortada kalan çilekeş kadının sonunun ne olduğunu bilen var mı?
Kendisine kurulan pusuda hedefini şaşıran kurşunlar yüzünden gencecik hanımını kaybeden delikanlının acısını paylaşmaya cesaret edebilen biri çıktı mı?
Sorguladığı filistin askısındaki ülkücülere, ağzından yayılan iğrenç rakı kokusuyla “size mi kaldı ulan vatanı kurtarmak” diyerek böğüren “Soyer”e bir cevap verebildiniz mi?
“Sokaklar karıştı, o halde ülkücüler göreve” nakaratını sürekli tekrarlayan zevatlar, siz ülkücüleri başka zaman hiç hatırladınız mı?
Kış günü soğuktan morarmış elleriyle kutsal bildikleri Ocaklarda ders çalışan ülkücü gençlere bir soba hediye etmeyi hiç düşündünüz mü?

Hainler Türk bayrağını yaktıklarında -okula yaya gitmeyi göze alarak- ceplerindeki son harçlıklarını bir araya getirip bayrağa saygı yürüyüşü düzenlediklerinde, (haydi bu yürüyüşe katılacak cesaretiniz yoktu) evinize veya işyerinize bir Türk Bayrağı asabildiniz mi?

Siz rahat yataklarınızda tatlı rüyalar görürken bir gecede bütün şehri bayraklarla donatan bu ülkücü gençler ne yer, ne içer, Ocaklarında çayları, şekerleri, tüpleri var mı hiç sordunuz mu?
Ülkücülerin fikir sistemini tüzük olarak belirlemiş olan MHP’ye hayatınız boyunca hiç oy verdiniz mi?

Siz ülkücülere karşı hep ön yargılı oldunuz, ülkücüleri tanımaktan, ülkücülerin gerçek yüzünü görmekten hep korktunuz, kaçtınız, Ocağa çıkıp da “sizler burada ne yapıyorsunuz, bir çayınızı içmeye, sizlerle sohbet etmeye geldim” diyemediniz…

Evet, ülkücüler 30 yıl önce devletin yapamadığı yaptı… Komünizmi bu ülkeye sokmadı, fakat 30 yıldan beri de bu bedeli en ağır şekilde ödedi, ödemeye de devam ediyor. İşinize gelince ülkücüler kurtçu, katil, kanunsuz, barbar, işinize de gelince ülkücüler göreve… Yok arkadaş yok, ülkücüler kimsenin gazına gelmeyecektir. “Ülkücüler kimsenin oyununda figüran olmazlar, ülkücüler gerekli görmeleri halinde kendi yazdıkları senaryoda başrol oynayacak donanıma sahiptirler!”

Ülkücüler nerede diye soranlara benim şahsi cevabım; ülkücüler okullarında, ocaklarında, eğitim kurumlarında, kamu kuruluşlarında, dükkanlarında kısacası her yerdeler, ülkücülüklerinin gereğini yapıyor, yani kendi branşlarında en iyisi olmak için çaba sarf ediyorlar… Ülkücüler dün bedel ödeyen şehit ve gazi ağabeylerinden ibret alacak, “nefsi müdafaa hakkını saklı tutarak” gözü, kulağı teşkilatında ve liderinde olacak şekilde işine gücüne bakacaktır.

Dün bizim mücadele ettiğimiz bölücüler ile bugün karşı karşıya kalan kolluk kuvvetlerimize Yüce Yaradan güç ve kuvvet versin, devletimizi daim, ordumuzu muzaffer eylesin…
Huzurlu, umutlu ve mutlu günler temennisiyle…

İmam Hüseyin SAVAŞ

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.