DOLAR 5,7036
EURO 6,3120
ALTIN 275,3
BIST 101.447
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 29°C
Az Bulutlu

Türkiye’den Gelmişler

01.12.2013
72
A+
A-

Banu Doğan

tanridaglariZamanında Stalin’in sürdüğü Türklerden bir grup, sürgün sırasında birbirlerinden kopmadan yol almaya çalıştı. Bütün bir köy, birbirlerine sahip çıkarak zorlu yolculuğa başladı. Bir kısmı yolda hayata veda etti. Kalanlar Tanrı Dağlarına kadar gidebildi. Başka gidecek yerleri yoktu…

Tanrı Dağlarının eteğinde yeniden bir köy kurdular. Yeniden hayata tutunup yaşamaya devam ettiler. Ata toprağında… Horon tepiyor, kemençe çalıyor, dillerinden asla ödün vermiyor ve gururla Türklülerini yaşamaya devam ediyorlardı. Davullu zurnalı düğünler, bayramlar yapıyorlardı…

90’lı yılların başlarında o köye Türkiye’den bir televizyon gitti. Bir gezi programı çekmek için. Köydekiler heyecanla beklediler, televizyona ait minibüsü köyün girişinde gördüklerinde bir bayram havası esmeye başladı. Minibüs ilerledikçe evlerden sevinçle çıkan insanlar birbirlerine sarılıyor, çocuklar koşuşturuyordu. Sevinç çığlıklarının arasından bir tek cümle duyuluyordu: “Türkiye’den gelmişler!”

Sürgün sırasında küçücük bir kız çocuğu olan, o zamanki olayların canlı tanığı, yaşlı bir kadın vardı köyde. Buralara nasıl geldiklerini hatırlıyor, acısını hala hissediyordu. Türkiye’den geleceklerini ona günler öncesinden söylemişlerdi. İnanıp, sonra hayal kırıklığı yaşamak istemedi belki, bu konuda tek kelime etmedi gözleriyle görene kadar.

O gün garip bir kalp çarpıntısıyla beklenen saati özlüyordu gözleri. Saat geldi. Sonra Türkiye’den geldiler… Köydekilerin sevinç çığlıklarını duyduğunda hala kulaklarının doğru duyup duymadığını sorguluyordu.

Duydukları doğruydu. Penceresinden gördü Türkiye’den gelenleri… Türkiye’den gelmişlerdi…

Bacakları titreyerek yerinden kalktı. Kapıya yöneldi. Kalbinin sesi hızlanmış, artık dışarıdaki sesleri duymakta zorlanmaya başlamıştı. Duvarlardan tutunarak kapının tokmağına kadar gitti. Titreyen ellerini tokmağa uzattı. Sanki tokmağı çevirince özlediği vatanının topraklarına açılacaktı gözleri… Çocukluğundaki gibi koşarak değil uçarak inecekti merdivenlerden…

Kapıyı açtı. Evinin önüne kadar gelmişti televizyoncular. Gözleri fal taşı gibi açık öylece bakakaldı. Doğruydu işte! Türkiye’den gelmişlerdi!

Elleriyle ağzını kapattı. Nefes bile alamıyordu.

Bir iki adım atıp merdivenlere yöneldi. İlk basamağa kadar gitti, oturuverdi oracığa. Daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir sevinçle ağlamaya başladı. Yıllardır görmediği anasına, babasına kavuşur gibi, doğduğu toprağa döner gibi…

Yıllardır içine akıttığı acı gözyaşlarının intikamını alır gibi sevinçle ağladı, ağladı… Boğazına saplanan bütün düğümler tek tek çözüldü…

Çekim yapmaya giden, zamanın TRT ekibiydi. (Zamanın TRT ekibi, bugünün değil) Program, Gezelim Görelim programı. Nuray Yılmaz, yaşlı kadının yanına gitti. Basamağa, onun yanına oturdu. Gözyaşlarını sildi, yaşlı kadını bağrına bastı. “Ben seni ağlatmaya gelmedim, mutlu ol diye geldim” dedi.

Yaşlı kadın, ağlamaktan konuşamadı ama ıslak mavi gözleriyle Nuray Yılmaz’a öyle bir baktı ki, anlattı her şeyi… Bütün hayatını, hasretini, acısını ve o anki mutluluğunu…

O an burada, Türkiye’de, Türkiye’dekiler ekrana bakarken yıllardır görmedikleri bir parçalarını görüyorlardı. Gözleri ıslanmayan var mıydı bilmiyorum ama biz o kadını tanıyorduk. Köydekileri biliyorduk. Kemençelerimiz aynı şarkıları çalıyor, ayaklarımız aynı horonu tepiyordu yıllardır. Anlattıklarını yaşamıştık. Acılarını hatırlıyorduk. Daha onlu yaşlarında olanlar bile anlıyordu olanları. Bizdendi, bizdi onlar…

Hala oradalar… Yaşlı kadın anasına babasına kavuştu mu bilinmez, ama köy yerli yerinde duruyor. Tanrı dağlarının eteklerinde…

Bir kısmı orada, bir kısmı Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Türkmenistan’da, Özbekistan’da, Kırgızistan’da, Doğu Türkistan’da… Oradalar… Biz de burada…

Neden? Çok saçma değil mi bu ayrılık? Çok acı değil mi bu parçalanmışlık? Çok gereksiz değil mi bu kopukluk?

Onlar orada… Biz burada… Gönül kırık, parça parça…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.