DOLAR 5,7548
EURO 6,3963
ALTIN 273,6
BIST 108.659
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Çok Bulutlu

TÜRK ADI VE TÜRK SOYU  

12.11.2019
3.344
A+
A-

Kaynaklarda Türklerin atası olarak Hz.Nuh’un oğlu Yafes aleyhisselam gösterilir. Yafes aleyhisselam’ın sekiz oğlundan birisinin adı Türk’tür ve Türk soyu ve Türk adı buradan gelmektedir. Kaşgarlı Mahmud’a göre  ise; milletimize Türk adını veren Yüce Allah’tır.

Türklerin beyaz ırktan oldukları ve brakisefal-geniş kafa yapısına sahip bir ırk oldukları ve mongoloid bir iz taşımadıkları yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılmıştır. Konu ile ilgili olarak İbrahim KAFESOĞLU: “Aslında son yarım asır içinde yapılan ilmi araştırmalar Türklerin beyaz ırka mensup bulunduklarını ortaya koymuş ve yeryüzünde mevcut üç büyük ırk grubundan “EUROPİD” adı verilen grubun “TURANAİD” tipine bağlı olan Türklerin kendilerini başta “Mongoloid” Moğollar olmak üzere diğer topluluklardan ayıran antropolojik çizgilere sahip oldukları anlaşılmıştır. (Hâkim vasfı beyaz renk, düz burun, değirmi çehre (yuvarlak), hafif dalgalı saç, orta gürlükte sakal ve bıyık) Ayrıca, bilindiği gibi Tevrat’da nakledilen eski ananelerde Türk soyu Ham ve Sam’dan değil Yafes’ten türemiş olarak beyaz ırktan gösterilmiştir. (İ.Kafesoğlu, T.D.E.K.1. Cilt. S:107)

Divan-ü lügat-it Türk adlı Türkçe-Arapça lügatin yazarı Kaşgarlı Mahmut’a göre Türk adını veren Yüce Tanrı’dır. O eserinde: “Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzünde ilbay (idareci) kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı, dünya milletlerinin idare yularını onların eline verdi; onları herkese üstün eyledi, kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi.” der. (Kaşgarlı Mahmud, Divan-ü lügat-it Türk Tercümesi. Cilt: 1, sayfa:3)

Kaşgarlı Mahmut adı geçen eserde, “Bu Allah’ın Türk milletine bütün insanlara karşı lutfettiği bir fazilettir. Çünkü Allah onlara ad vermeyi, kendi üzerine almıştır. Onları; yeryüzünün en yüksek yarinde, havası en temiz, suyu en güzel ülkelerinde yerleştirmiştir. Onlara “kendi ordum” demiştir. Bundan başka Türklerde beden güzelliği, edâ, büyüklere saygı, sözünde durma, sadelik, kahramanlık, mertlik gibi övülmeye değer sayısız faziletler vardır.” der. (Kaşgarlı Mahmud. S. 292)

İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri Bakara suresi 31. Ayetin tefsirini yaparken ilk Türkçe konuşan insan olarak Hz. Âdem’i gösterir ve şöyle der : “Âdem cennetten Türkçe konuşarak çıkmıştır, bu nedenle Ahir zamanda tasarruf (Cihan hakimiyeti- dünyanın idaresi) Türk’ün olacaktır.” (Hadis-i Erbain İst. Küt. 1317 nolu kitap. S: 26)

İ. Hakkı Bursevi hazretlerinin bu ifadeleri Göktürk Kitabelerindeki “Üstte gök aşağıda yağız yer yaratıldığında ikisi arasında insanoğlu yaratılmış ve insanoğlu üzerine atalarım Bumin Kağan ve İstemi kağan Tanrı tarafından tahta oturtulmuş. (Yani cihanın idaresi ile görevlendirilmiş.)” düşünceleriyle paralellik gösterir.

Bazı bilim adamları ise Uygurca “kuvvetli” manasında ve sıfat olarak kullanılan “Türk” veya “Türük” kelimesinin sonraları isim haline gelip Türk milletini ifade ettiğini belirtmişlerdir.” (Prof. Dr. E.Güngör, Tarihte Türkler. S:12)

Munkasci ve Vambery gibi ilim adamları ise, Türk adının türemek kökünden geldiği düşüncesindedirler. (O.Turan, T.C.H.M.Cilt1: 23)
Türk sözünün cins isim olarak “güç-kuvvet” (sıfat hali ile güçlü-kuvvetli) manasında olduğu bir Türkçe vesikadan anlaşılmıştır. Buradaki Türk kelimesinin millet adı olan “Türk” sözü ile aynı olduğu A.V.Le Coq tarafından ileri sürülmüş ve bu, Göktürk kitabelerinin çözücüsü V. Thomsen tarafından da kabul edilmiş (1922) daha sonra aynı husus Nemeth’in incelemeleri ile tamamen ispat edilmiştir. Cins ismi olarak çok eskiden beri Türkçede mevcut olması gereken “Türk” kelimesinin “Altaylı” (Ceyhun ötesi Turanlı) kavimleri ifade etmek üzere 420 tarihli bir Pers metninde daha sonra yine cins ismi olarak 515 yılı hadiseleri dolayısıyla “Türk-Hun” (Kudretli Hun) tâbirinde zikredildiği bildirilmektedir. (İ. Kafesoğlu: 106) İran kaynaklarında Türk kelimesinin “güzel insan” karşılığında kullanıldığı belirtilmektedir.

Çin İmparatoru MS 585 yılında, Gök-Türk Kağanı İşbara‘ya gönderdiği mektupta “Büyük Türk Kağanı” diye hitap etmiştir. Göktürk yazıtlarında Türk sözü daha çok “Türk Budun” seklinde geçmektedir. Türk Budun, Türk Milleti anlamındadır. Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde bir topluluğun veya kavmin isminden ziyade siyasi ve kültürel bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.

Ayrıca Türk adı, Göktürk kitabelerinde kutsal ve mübarek sayılan değerlerle birlikte çok sık olarak kullanılmıştır. Türk Töresi, Türk Kağan, Türk Bilge Kağan, Türk ili, Türk beyleri, Türk budunu, Türk Tanrısı, Türk İduk Yeri Subı (Türk’ün mukaddes yer ve suları) gibi. Türk adı Uygur çağında ” Olgunluk ve olgunluk çağı ” anlamlarında da kullanılmıştır. Türk adının kutsal ve mübarek sayılan değerlerle birlikte anılması aynı zamanda Türk adının da kutsal ve mübarek bir ad olduğunu ve bu şekilde kabul edildiğini gösterir ve “Tanrı onlara Türk adını verdi” diyen Kaşgarlı Mahmud’un görüşlerini kuvvetlendirir.

Ziya GÖKALP ise, Türk adını: “Türeli-Töreli, yani töre dinine salik. (Makaleler 111.S.96) W. Bartold’un düşüncesi de buna yakındır. (İ. Kafesoğlu T.D.E.K. S:106)

Türk Sözcüğü Öztürkçe ve Birleşik Bir Sözcük müdür?

 

Türk sözcüğünün kök ve türemiş bir sözcük olmayıp birleşik ve öztürkçe bir sözlük olduğu hemen hemen herkes tarafından kabul edilmektedir. Türkçe de iki ayrı sözcüğün birleşerek oluşturduğu, yeni bir kavramı belirten sözcüğe bileşik sözcük denir. Türk sözcüğündeki  birinci sözcük insan türü, topluluk anlamına gelen ” tür ” ve ikinci sözcük ise ünlü düşmesine uğramış olan ” ök ” tür. Örneğin Tatarca da Türk sözcüğü ” Türük ” biçiminde yer alıyor ve bugünde böyle kullanılıyor. Türkçe lehçeler içinde en eskisi olarak bilinen Yakut Türkçesinde  Türk sözcüğü ” Türök ” biçiminde söyleniyor. Bu durumda Türk sözcüğü ; ” Tür – ük ” ya da ” Tür – ök ” biçiminde olmalıdır.  Ök-Ök sözcüğü ve kavramı Prototürkçe/Ön Türkçenin en eski sözcük ve kavramlarından birisi olup Tanrı’dan gelen, Tanrıya ve Tanrının güvencesine  dayanan, insan manalarına gelir.

Bu durumda Tür-ök, Tür-ük  sözcüklerinin birleşmesinden oluşan ve birleşik bir sözcük olan Türk sözcüğü, Tanrı’dan gelen, Tanrının güvencesinde, Tanrıya dayanan, inanan insan topluluğu manasına gelir. Yaşayan Türkçemizde  de öksüz,  ökü olmayan,  yani anası, babası, dayanacağı, güveneceği kimsesi olmayan insan demektir.

Töre-Türe, Türk milletinin yüz yıllar boyunca sosyal hayatını düzenleyen herkesçe uyulması mecbur olan kurallardı. Gök Tanrı dini diye bildiğimiz ve Hanif-Muvahhid karekterli -Tek Tanrılı- eski Türk dininin adının “Töre” olduğuna dair iddialar da mevcuttur. Söz gelişi Said Başer:

“Töre büyük bir ihtimalle eski Türk dininin adıdır.” (S.Başer,Kutadgu Biligde Kut ve Törte. S: 38) Yusuf Has Hacip’ de “Kutadgu Bilig” (Kut kazanma bilgisi) adlı eserinde bu görüşü kuvvetlendirmektedir. O’na göre: “Tanrı kadirdir, adildir, gerçek töreyi koyan O’dur.” (K.B.Beyit: 3192) Bir başka bir beyitte ise: ” Eğer (törenin uygulanmasında kusur edersen) Tanrı’dan affını dile! (K.B.5289. Beyit) ” denilmektedir. Eski Türk dininin adını “Töre” olarak kabul eder ve Ziya Gökalp’ın belirttiği gibi, Türk adını “Töreli, nizamlı şeklinde kabul edip bu görüşlerin hepsini birleştirirsek o zaman Türk adının manası: “Güçlü, kuvvetli, kudretli, Töreli, dinli, imanlı, Allah’ tan gelen, Allah’ın güvencesinde ve O’na dayanan ve Allah’ın gönderdiği dine ve kurallara uyan millet” manalarına gelir. Bu görüş aynı zamanda “Tanrı onlara Türk adını verdi ” diyen Kaşgarlı Mahmud’un görüşüyle de örtüşür.

 

 

Muharrem GÜNAY SIDDIKOĞLU

 

KAYNAKÇA:

İbrahim KAFESOĞLU, Türk Dünyası El Kitabı,1. Cilt Ankara 1992

Prof.. Dr. Osman TURAN, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi 1, Turan Neşriyat Yurdu,İstanbul 1969

Ziya GÖKALP, Makaleler, 111. Ankara 1977

İ. Hakkı Bursavi, Hadis-i Erbain, İstanbul kütüphanesi 1317 nolu kitap

Divan-ü lügat-it Türk, Besim Atalay tercümesi, T.D.K. yayını

Said Başer, Kutadgu Biligde Kut ve Töre, Kültür Bakanlığı, Ankara 1990

Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacip,  1. Metin, yayına hazırlayan: Reşit Rahmeti Arat, İstanbul 1947

. Prof. Dr. Erol Güngör, Tarihte Türkler.İstanbul 1988.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.