DOLAR 5,8485
EURO 6,5201
ALTIN 277,8
BIST 111.154
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Parçalı Bulutlu

Tezkere Buna Cevaz Vermez

27.10.2014
79
A+
A-

Hakkari Yüksekova’da bir kahpe saldırı ve 3 şehit daha. Üstelik sivil giyinmiş, silahsız askerlere şehrin ortasında bu kalleşlik yapılıyor. Başka hiçbir ölçü, hiçbir belge ve bilgi olmasa dahi, sadece bu olay, adına “çözüm” denilen ihanetin, ülkenin varlığını ve birliğini nasıl çözdüğünü anlamaya da, anlatmaya da fazlasıyla yeter.

Memleket ağlıyor

Şeref masalarında PKK ile ortaklık kurulurken, “barış ve huzur gelecek, analar ağlamayacak” deniyordu. Bırakın huzuru, ülkenin belli bir bölgesinde devleti yok ettiler ve meydanı ortaklık yaptıkları bu kanlı kalleşlere bıraktılar. Bırakın barışı, kardeşi kardeşe düşürdüler ve ülkeyi bir iç savaşın eşiğine getirdiler. Bırakın anaları, şimdi bir memleket ağlıyor. Ülkeyi yönetenler bu hazin tablo karşısında çareyi, İmralı’daki bebek katiline sarılmakta, onun himmetine sığınmakta buluyor. Denize düşenin yılana sarılması misali, bu caniye sarılmanın bedelini bağırları yanan analar, ocakları sönen yavrular ödüyor. Bu caninin işareti doğrultusunda ülkenin bir bölümünde Türk devletini temsil eden her şeye saldırılıyor. AKP’ye buraların ayrı bir yer olduğu mesajı verilirken, şeref masalarından alınan tavizlerle paralel bir devlet oluşturuluyor.

Hala masal anlatıyorlar

Yüksekovada’daki bu kahpe saldırıyı yapanlar, sizin dağdan indirdip şehirlere saldığınız katillerdir. Bu katil güruhu, “burası Kürdistan” diyerek yol kesti, sessiz kaldınız. “Kandil vergi dairesinden geliyoruz” diyerek vergi topladı, görmezden geldiniz. “Güvenlikten biz sorumluyuz” diyerek asayiş birlikleri kurdu, arkanızı döndünüz. İhanete uymayanlar için mahkeme kurup, temyiz için Kandil’e gönderdiler, haberiniz yokmuş gibi yaptınız. İsyan provaları yapıp iç savaş çıkarmaya uğraştılar, üzerini örttünüz. Şimdi de, askeri, polisi, kamuya ait ne varsa tamamını tanımadıklarını, istemediklerini ve barındırmayacaklarını ilan ediyorlar, hala “çözüm” masalı anlatıyorsunuz. Çözümün nasıl bir çözülme getirdiğini, Bebek katilinin daha önce dağdan yönettiklerini, şimdi İmralı’dan ve sizin üzerinizden yönettiğini anlamanız için daha ne olması, hangi bedellerin ödenmesi gerekiyor.

PKK’nın barış istemediğini nihayet anlamış

Ve bütün bunların üzerine bu vahametin mimarı olan ülkenin Cumhurbaşkanı çıkmış, “PKK barış istemiyor” diyor. Siyasi uzantıları da barış istemiyormuş, ama Güneydoğu’daki vatandaş memnunmuş. Ülkeyi bölmek için eline silah alıp dağa çıkan, çoluk çocuk demeden kahpe katliamlar yapan, yakıp yıkan PKK’nın barış istemediğini, kesin hedefin bölmek olduğunu anlamak için, illa ortaklık kurmak ve bu hainlerin her istediğini emir sayıp yerine getirmek mi gerekiyordu? O halde, şimdiye kadar şeref masalarında neyin pazarlığını yaptınız?

Teslim ettiklerinizin bedelini nasıl ödeyeceksiniz? Güneydoğu’daki vatandaş bu ülkede yaşamaktan, Türk milletinin bir parçası olmaktan, ay-yıldızlı bayrağın gölgesine sığınmaktan her zaman memnundu. Onların bu ülkeyle, bu devletle hiçbir zaman bir meselesi olmadı. Siz bu kardeşlerimizi ayırdınız ve ayrıştırdınız. Siz bu vatandaşlarımızı PKK ile bir gördünüz ve hain güruhunun kucağına ittiniz. PKK’yı memnun etmek için yaptıklarınızdan vatandaşın memnun olduğunu söyleyerek durumu kurtarmaya çalışırken, aslında vatandaşı PKK ile nasıl bir tuttuğunuzu itiraf ediyorsunuz.

Suç ortağısınız

Açık ve kesin bir ihanet olduğunu akıl ve vicdan sahibi herkesin kabul ettiği ve artık acı ve ağır sonuçlarını yaşadığımız yanlışları, teslimiyetleri sadece PKK ile götürmediniz. Onların ağababaları ve dışarıdaki uzantılarına da teslim olduğunuzu şimdi kendiniz görüyor, kendiniz söylüyorsunuz. PYD ile PKK’nın aynı şeyler olduğunu ilan edip, arkasından da bu güruha silah ve mühimmat yardımı yapılmasına sessiz kalmak, suç ortaklığı değilse nedir? Açtığınız koridordan geçenlerin yarın PYD-PKK ile birlikte dönüp Türkiye’ye saldırmayacaklarını nasıl garanti edebilirsiniz?

Ya gaflet, ya ihanet

Sayın Devlet Bahçeli, teşkilatlara gönderdiği genelgede iktidarın bu çelişkisini, bu tutarsızlığı hatırlatmış ve şu tespiti yapmıştır: “Hükümet, IŞİD terörüyle çatışan PKK-PYD terörüne can simidi uzatmış, destek vermiş, lojistik imkan sağlamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın PYD’ye terör örgütü demesi, ABD’nin silah ve mühimmat yardımını eleştirmesi sadece durumu ve günü kurtarmaya yarayan basit bir kurnazlıktır. ABD ve Avrupa’dan PKK-PYD’ye silah yağmaktadır. AKP Hükümeti de buna göz yummakta, aracı olmaktadır. PKK’nın silahlanması, PYD’nin silahla donatılması Türkiye’nin etrafında kurulan ve kurdurulan ölüm tuzağıdır. Terör örgütlerine giden silahların gerçek hedefi Türk milletidir. Yarın, IŞİD riski hafiflediğinde terör örgütleri bu defa rotayı tam olarak Türkiye’ye çevireceklerdir. Bunu görmemek için ya hain ya da gafil olmak lazımdır.”

Tezkere buna cevaz vermez

Hadi çıkın, sayın Bahçeli’nin şu sorularına ve şu tespitlerine dürüstçe cevap verin: “Madem PYD terör örgütü olarak kabullenilmektedir; o halde Ayn el Arap’a fiili koridor açılması, bu örgütün silahlandırılıp desteklenmesi nasıl izah edilecektir? Erdoğan’ın 19 Ekim’de Obama’yla yaptığı telefon görüşmesini duyururken; ‘peşmergenin Ayn el-Arap’a geçişini ben istedim’ demesi PYD-PKK’ya nefes aldırmak değil midir?

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın bir yanda PYD’yi terör örgütü ilan edip PKK’yla bir görmesi; diğer yanda PYD ve PKK’nın imdat çağrılarına ilgisiz kalmayarak silah ve lojistik kanallarını açması ihanete ortak olmaktır. Erdoğan Türk milletini kandırmaktadır. Silahlı peşmergelerin Şanlıurfa üzerinden Ayn el-Arap’a sevkiyatının yapılması anayasal suç olmakla kalmayıp, uluslararası hukuka da aykırıdır. 2 Ekim’de TBMM’de kabul edilen Tezkere buna cevaz vermemektedir. Cumhurbaşkanı ve Başbakan suç işlemektedir.”

ORHAN KARATAŞ

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.