DOLAR 5,7273
EURO 6,3451
ALTIN 277,7
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

“Terör örgütü propagandası yapmak ifade özgürlüğü sayılamaz”

“Terör örgütü propagandası yapmak ifade özgürlüğü sayılamaz”
28.07.2019
3.180
A+
A-

Türkiye Adalet Araştırmaları Merkezi (TÜRKAD) Başkanı Dr. Mehmet Sarı, “Barış Bildirisi” adı altında PKK’ya destek niteliğindeki bildiriye imza attığı için yargılanan akademisyenler hakkında Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin verdiği “hak ihlali” kararını değerlendirdi.

Anayasa Mahkemesi, “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” adı altında PKK’ya destek veren metne imza atan 9 akademisyenin, terör örgütü propagandası yapma suçundan cezalandırıldıkları gerekçesiyle yaptıkları bireysel başvuruda AYM “hak ihlali” kararı verdi. Türkiye Adalet Araştırmaları Merkezi (TÜRKAD) Başkanı Dr. Mehmet Sarı, AYM’nin verdiği kararın önceki kararlarıyla çeliştiğini belirterek, “Bu başvuru AİHM’in önüne gitseydi reddedilirdi.” diye konuştu.

AİHM terör propagandasını “ifade özgürlüğü” olarak görmüyor

Dr. Mehmet Sarı, AYM’nin benzer mahiyetteki davalarda AİHM’nin kararlarını kendi kararlarında emsal niteliğinde kabul ettiğine işaret ederek şunları söyledi:

“Bu çerçevede de AİHM her şart altında demokratik toplum ve demokratik devlet düzenini zafiyete uğratacak propaganda, terör propagandası, şiddet propagandasını da net bir şekilde kabul etmediğini kararlarında vurgulamıştır. Ayrıca ifade özgürlüğünün sınırları Anayasanın 25. maddesinde açıkça konulmuştur ama yine takip eden 26. maddede hiçbir şart altında kamu düzenini, demokratik devletin güvenliğini, insan hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırabilecek duruma ilişkin her tür terör ve propaganda süreçlerinin tamamını da açıkça yasakladığı ve sınırladığı ortadadır.”
Bu bildiri “ifade özgürlüğü” olarak kabul edilemez

Genel olarak AYM’nin kararlarını öncelikli olarak AİHM’in verdiği kararlar çerçevesinde ihdas ettiğini defaatle vurguladığına dikkat çeken Sarı, şöyle devam etti:

“Bu genel vurgu üzerinden ben şunu ifade ediyorum; ortadaki bu bildirinin gerçekten tam anlamıyla bir ifade özgürlüğü olarak kabul edilmesi mümkün değildir. İfade özgürlüğü sınırlarını aştığı, açıkça kanuna aykırı olduğu net bir şekilde ortadadır. Nitekim içeriğine baktığımızda da Sur, Silopi ve Cizre’de gerçekleşen bu hendek operasyonları sürecinde, aslında Türkiye Cumhuriyeti devletinin egemenlik hakkını yasal sınırlar içerisinde korurken, bir taraftan terör ve şiddet faaliyetleri ile Türkiye’deki kamu düzenini ortadan kaldıran, insanların yaşam hakkını ortadan kaldıran, güvenli bir seyahat, güvenli bir ticaret hakkını ortadan kaldıran terör ve şiddet faaliyetlerinin olumlandığı bir bildirgeyle karşı karşıyayız. Kaldı ki burada devletin yapmış olduğu bu faaliyeti saldırganlık olarak tanımlayan, bir başka yönüyle devletin bölgede katliam yaptığını ifade eden, yapılan terörle mücadeleyi bir savaş olarak tanımlayarak devleti bu savaşın bir tarafı olarak yansıtan ve bu savaştan vazgeçmesi gerektiği şeklinde telkinde bulunan bir bildiri.”

Önceki kararlarına aykırılık oluşturuyor

Söz konusu bildirinin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin meşruiyet sınırları içerisinde, hukuk temelinde yapmış olduğu terörle mücadelesini bir savaşın parçası olarak gösterdiğine işaret eden Sarı, “Bu açılardan bakıldığında kabul edilemez bir bildirgeyle karşı karşıyayız. Bunu her ne kadar ‘barış bildirgesi’ olarak sundularsa da hiçbir şekilde bu bildirgenin ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. AİHM kararlarıyla içtihatlarını oluşturan AYM’nin, bunu bir ifade hürriyeti bağlamında değerlendirmiş olmasını büyük bir talihsizlik olarak yorumluyorum. Bu karar benzer konularda önceki verdiği kararlara açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Ben bu kararın hukuk temelinde alınmış kabul edilebilir bir karar olduğunu düşünmüyorum.” şeklinde konuştu.
AİHM’nin önüne gitseydi redderdi

Bu başvurunun AİHM’ye yapılmış olması durumunda, başvuru yapanlar lehine bir karar çıkacağını düşünmediğini de vurgulayan Dr. Mehmet Sarı, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

“AİHM, şiddeti ve terörü övme konusunda çeşitli kararlarında net bir şekilde sınırlarını ortaya koymuştur. Burada özellikle Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesindeki kapsamda terör propagandası oluşturmadığı yönünde bazı ifadeler var. Fakat AİHM, vermiş olduğu önceki kararlarında şiddeti çağrıştıran faaliyetleri ve nitelemeleri özellikle PKK’nın bir terör örgütü olduğu hususunu da dikkate alarak açık bir şekilde tanımladığını da görmemiz lazım. Bu şartlar altında AİHM’e süreç taşınmış olsaydı, AİHM’in başvurucuların taleplerini reddeceğini düşünüyorum.”
AYM’ye başvuran o akademisyenler

PKK’ya destek bildirisi olarak kamuoyuna yansıyan bildiriye imza attıkları için “terör örgütü propagandası yapma” suçundan yargılanan ve bu nedenle AYM’ye başvuruda bulunan 9 akademisyen: Füsun Üstel, İbrahim Garip, Yasemin Gülsüm Acar, Ayda Rona Aylin Altınay Cingöz, Melda Tunçay, İzzeddin Önder, Canan Özbey, Nazlı Ökten Gülsoy ve Zübeyde Gaye Çankaya Eksen, nedeniyle ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurdu.

YENİAKİT

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.