DOLAR 5,7335
EURO 6,3496
ALTIN 278,0
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Tank palet fabrikası…

18.01.2019
3.517
A+
A-

“Büyük Taarruz” diyoruz…
Aslında orijinal adı “sad” harekatıydı.

Arap alfabesinin sad harfiydi… Kozmik gizliliğe sahip taarruz planlarının üzerine “ص” işareti konuluyordu.

Türk ordusunun savaş alanına dizilişini kağıda çizerseniz, karşınıza “ص” şekli çıkar… Mustafa Kemal bu yüzden bu kod adını vermişti.

“ص” harfinin kuyruk kısmına süvarileri yerleştirmişti.
Çengel gibi saplayacaktı.

Süvarilerin farkında bile olmayan Yunan karargahı, Türk ordusunun Afyon’dan, sıklet merkezinden taarruz edeceğini zannediyordu. Hesaplarını buna göre yapmışlardı, savunma hatlarını bu tahmine göre oluşturmuşlardı.
Tren hatları ellerindeydi, ayrıca dört bin kamyonla ikmal sağlıyorlardı, piyade ve silah sayıları katbekat fazlaydı, açık araziden ve karşıdan gelecek taarruzu rahatlıkla defedebileceklerini düşünüyorlardı.

Oysa vaziyet hiç de hesapladıkları gibi değildi…
Süvarimiz kılıç gibi ileri atıldı.
Sarp kayalık bölge olduğu için Yunanların savunmaya gerek görmediği Ahır Dağı üzerinden arkaya sızdılar, işgal ordusunun cephe gerisini adeta salam gibi dilimlemeye başladılar.
Fahrettin Altay komutasındaki süvarilerimiz, hayalet misali bir oradan bir buradan çıkıyor, birliklerin arasına dalıyor, blok halinde hareket etmesi gereken Yunan ordusunu dilim dilim bölüyorlardı.
Birbirleriyle irtibatları kesilen, önünü arkasını kaybeden Yunan tümenleri çil yavrusu gibi dağıldı. Çareyi İzmir’e doğru kaçmakta buldular. Korku ve panik gözlerinden okunuyordu. Çok hızlı ve amansız takip vardı. Ecel, yani süvarilerimiz peşlerindeydi.

İnanması gerçekten güç ama, kovaladıkları Yunan askerlerinden bile önce İzmir’e giren süvarilerimiz oldu.
200 bin kişilik devasa Yunan ordusunu kağıt gibi yırtıp gelmişlerdi, dayanamayıp, gözü karartıp şehre dalmışlardı.

Büyük Taarruz’un omurgasını oluşturan “süvari” kavramı… Çağın koşulları gereği zırhlı birliklere dönüştü, halk arasında “tankçı” tabir edilen sınıf, günümüzün süvarileri oldu.
Mustafa Kemal tarafından öylesine önemseniyordu ki, 1921’den itibaren Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı süvarilerden oluşuyordu.
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı, aynı silsileyle, ikinci dünya savaşından sonra da tankçılardan oluşuyordu.
Bilahare, muhafız alayının yapısı değiştirildi ama, Cumhurbaşkanlığı Atlı Merasim Birliği, süvarilerimizin onursal yerini korudu.
Süvari eşittir tank, tank eşittir süvari olduğu için, milli tank projemize efsane süvarimiz Fahrettin Altay’ın soyadı verildi.
Ki zaten, Fahrettin Altay’a da Altay soyadını Atatürk vermişti.

Kısaca ve hoyratça “tank palet fabrikası” denilen, işte budur.

Milli mücadele ruhudur.
Türk süvarisidir.

Dünya tarihindeki ilk düzenli ordu millattan önce 209 yılında kurulan Türk Kara Kuvvetleri’dir. O ilk ordu 12 bin süvari’den teşkildir.
Türk milletinin ordusunu bu tarihi derinliğe götüren ve bugüne kadar yaşatılan tek sembol süvari’dir, bugünkü anlamıyla tank’tır.

Canımın istediği yandaşıma veririm, Katar’a veririm denilemez.

Türk tankının Arap’a emanet edilmesi, Türk süvarisinin atına takılan nal değil, Türk ordusunun tabutuna çakılan çividir.

YILMAZ ÖZDİL

Yazının Devamı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.