SURİYE’DEN ESEN GÖÇMEN YELLERİ

SURİYE’DEN ESEN GÖÇMEN YELLERİ
16.09.2021
A+
A-

Hafızam beni yanıltmıyorsa 2010 yılında üyesi olduğum Türkiye-Suriye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu üyesi olarak eşimle birlikte kalabalık bir heyet halinde Suriye gezisine iştirak etmiştim.

Bu geziyi kara yolu üzerinden Hama, Humus, Halep, Şam ve dönüşte Lazkiye’yi de içine alacak şekilde gerçekleştirmiştik.

Heyette başkan olarak o tarihte MHP Grup Başkan Vekili kendisi Suriye göçmeni bir Türkmen olan Mehmet Şandır, yine o tarihte MHP Dış İlişkilerden sorumlu genel başkan yardımcılığını da yapmakta olan MHP Muğla Mv. Metin Ergün ve mecliste bulunan her partiden çok sayıda milletvekili geziye katılmaktaydı.

Gezi güzergahımızda bulunan her yerleşim yerinde yerel heyetlerce karşılanmakta ve çok sıcak bir ilgi görmekteydik.

Adeta Türkiye’de seyahat ediyorduk.

Ancak ben orada Suriye’de yaşamakta olan Türkmenlerin durumunu merak etmekteydim.

Bu merakımı Sayın Metin Ergün’ü görmeye gelen birkaç Türkmen kardeşimizle tanışıp görüştüğümüzde gidermiştim.

Onlardan. uzun yıllar baba Esead’ın zulmü altın kültürlerini unutmaya ve asimilasyona tabi tutulan soydaşlarımızın üzerindeki baskının büyük oranda azaldığı bilgisini memnuniyetle almıştım.

Oğul Esad ve Başbakan Erdoğan arasındaki sıcak ve samimimi dostluğun iki ülke arasındaki ilişkiyi de katlanarak yansıması daha öne itilip kakılan Türk kardeşlerimizi de nihayet rahatlatmıştı.

Her gittiğimiz yerde Suriyeli bürokrat ve siyasetçiler Başbakanımız R.T.Erdoğan’a olan sevgi ve hayranlıklarını ifade ediyor, gülen bir çehreyle son doğan erkek çocuklarına Tayyip ismini verdiklerini gururla anlatıyorlardı.

İşte böyle bir zeminde Peygamber efendimizin ticaret için gidip geldiği Suriye topraklarında ata yadigarı Halep Kapalı Çarşısı. Mimar Sinan eseri Süleymaniye Camisini büyük komutan Selahattin Eyyubi’nin kabrinin bulunduğu İslam’ın en büyük ilk ibadethanesi Emevi camisini ziyaret etme fırsatı bulmuştuk.

Halep’te Hz. Zekeriya’nın, Şam’da Bilali Habeşi’nin kabirlerini ziyaret etmiştik.

Böylesine güzel hatıralarla gerçekleştirdiğimiz geziden birkaç yıl sonra ne olduysa Türkiye-Suriye eskisinin çok üzerinde bir şiddette yeniden hasım ve düşman olmuştu.

Aslında olanların ne olduğu belliydi.

Türkiye’nin yakın geçmişte sorunlu olduğu bir ülkeyle aralarındaki sınırı kaldıracak kadar ileriye gidebilecek bir dönemi başlatmaları sömürgeci batıyı başta ABD olmak üzere son derce rahatsız etmişti.

Sömürgecilerin top yekun İslam coğrafyası üzerinde yeni planları vardı.

Bu plan demokrasiyle ambalajlanmış bir nevi yeni istila planıydı.

Plan, Kuzey Afrika’dan başlayarak yürürlüğe konulmuş Cezayir, Tunus, Libya, Mısır ve Ürdün’ü takip ederek Suriye’ye dayanmıştı.

Gidişata bakarak günün yöneticileri Selahattin Eyyubinin Kabrinde fatiha okuyup Emevi Camii’nde Cuma namazı kılma nutukları atacak noktaya gelmişti.

Ortak bakanlar kurulu toplantıları rafa kalkmış husumet tohumları ekilmekteydi.

Türkiye-Suriye ilişkileri kısa süren bahar havası sonrası kara kışa yeniden girmişti.

Suriye’de gelişen demokrasi ve insan hakları taleplerini bastırmak için Beşar Esad zulüm ve işkence yapmada babasından da daha ileriye giderek kendi halkını uçaklarla bombalamaya başlamış, hatta kimyasal silahlar kullanmaktaydı.

Yaşanmakta olan iç savaş ortamında sayıları milyonlarla ifade edilen insan toplulukları her yöne göç etmeye başlamıştı.

En büyük göç hareketliliği de ülkemize yönelmişti.

Suriye’den Türkiye’ye yönelik ilk toplu nüfus hareketi, 29 Nisan 2011 tarihinde Hatay ili Yayladağı ilçesinde Cilvegözü sınır kapısında gerçekleşen 252 Suriyelinın sınırdan içeri alınmasıyla başlamıştır.

Ara vermeden devam eden göç hareketi sonunda, resmi kayıtlara göre sayıları 3 Milyon 700 Bine ulaşan Geçici Koruma Statüsünde(!) Suriyeli göçmenimiz olmuştur.

Sözde geçici korumalı Suryelinin %90lık bölümü gençlerden oluşmaktadır.

Evini barkını terk eden din kardeşlerimiz Suriye’de kan ve gözyaşı akmaya devam ederken, neredeyse gün aşırı evlatlarımızın al bayrağa sarılı tabutları gelirken yüksek bir doğurganlıkla nüfuslarını arttırmaya devam etmektedirler.

Türkiye’de doğan yabancı çocukların sayısı neredeyse bir milyona ulaşmıştır.

Bir vatandaşımıza iş bulmanın maliyetini milyon liralar olduğu günümüzde 5–10 milyon, adı ve statüsü ne olursa olsun göçmeni bizim gibi bir ülkenin hazmetmesi asla mümkün değildir.

Gençlerimizin yarısı işsiz resmi..

Kayıtlara göre işgücüne katılan gençlerimizde işsizlik oranı %25 dir.

Hayat pahalılığı, %20 olan genel enflasyonun en az iki katına çıkmış durumdadır.

Her bir Suriyelinin Türk Ekonomisine sosyal maliyeti 10.000 lirayı geçmiş durumdadır.

Türkiye Avrupa’nın güya bahşettiği 3-5 Milyar Avrolarla bu yükü ekonomik anlamda bile kaldıramaz.

Kimse kalifiye olmayan Suriyelilerin çalışarak ekonomimize yaptığı katkıdan bahsetmesin.

Söz konusu nüfusun önemli bir kısmı çocuk ve doğum yapmakla meşgul olan genç kadınlardır.

Kesinlikle getirisinin çok üzerinde ekonomik götürüsü vardır.

Bu yükten kurtulmanın yolu hiç zaman kaybetmeden yurdun her tarafına dağılmış olan milyonarın ülkelerine göndermektir.

Aksi takdirde Türk Milli varlığı üzerine inşa edilmiş olan devletimizin ve aziz Türk milletinin geleceği büyük tehlike altında olacaktır.

Ekonomik anlamda zor bir sürece girdiğimiz bu dönemde deniz bitmiş, takke düşmüş kel görünmüştür.

Yapılacak şey bellidir.

Enerji ve çabamızı bu konuya yönlendirmeli,

Suriyeliyi Suriye’ye, Afrikalıyı Afrika’ya, Afganı da Afganistan’a, geldiği yere göndermeliyiz.

Ahmet Orhan

ETİKETLER: ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.