DOLAR 5,8885
EURO 6,5536
ALTIN 281,9
BIST 93.831
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

Suriye’deki Türkmen Varlığı

17.09.2013
105
A+
A-

Ayşegül Büşra Çalık

Suriye meselesi sadece Suriye’yle sınırlı bir mesele değildir. Nasıl ki Bosna Hersek’te olanlar Sırplar’ın Müslümanlara yaptığı katliamlar Bosna Hersek meselesi olmaktan ziyade bir Balkan meselesi ise, Suriye meselesi de esasında Suriye’yi de aşan bir Ortadoğu meselesidir. Bu niye böyledir? Tarihe baktığımızda; Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu aşağı yukarı her zaman bir bütün olarak idare edilmiştir. Bu Roma devrinde de böyleydi; ondan sonra Ortadoğu’ya hakim olan Selçuklular döneminde de kısmen böyleydi. Zira, Selçuklular Balkanlara değil ama Ortadoğu’ya ve Anadolu’ya bütünüyle hakimdiler. Selçukluların hakimiyetinde olmamakla birlikte, Balkanlar da bütün olarak gene Bizans’ın hakimiyetinde bulunuyorlardı. Selçuklulardan sonra Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Ortadoğu, Anadolu ve Balkanlar bir bütün olarak idare edilmiştir. Bugün hem Balkanlardaki hem Ortadoğu’daki huzursuzluklar, bu bütünlüğün bozulmasından ileri gelmiştir. Nitekim Osmanlılar döneminde her iki bölge de imparatorluğun en huzurlu bölgeleri iken(nitekim Anadolu’da zaman zaman isyanlar çıkmasına rağmen bu iki bölgede herhangi bir isyan hareketine rastlanmamıştır)Osmanlı devletinin yıkılmasından sonra bu bölgelerden huzursuzluk, savaş, katliam ve suikastler eksik olmamıştır. Birinci Dünya Savaşından sonra Ortadoğu haritası çizilirken de sun’î sınırlarla topluluklar birbirinden ayrılmış, tarihte hiç olmayan yeni devletler ihdas edilmiştir.

Devletler kurulurken birbiriyle uyum halinde yaşayamayacak toplumlar bir araya getirilmiş, aynı etnik gruplar hatta akrabalar bölünmüş, akrabaların bir bölümü sınırın bir tarafında, diğer bölümü öbür tarafında farklı devletlerin tabiyetine verilmiştir. Bugün Suriye’deki rahatsızlığın temelinde de bu vardır. Suriye hem etnik hem de dini yönden çok parçalı bir toplumdur. 1920’de Fransızlar Suriye’yi bu mantıkla 6 devletçiğe bölmüşlerdi. Bunlar:

1- Büyük Lübnan (Bugünkü sınırları içinde Lübnan Devleti. 1 Eylül 1920’de Suriye’den koparılıp bağımsızlık statüsü verildi.)

2- Halep Devleti

3- Fransa’nın doğrudan idaresi altına giren Alevi antitesi

4- Şam Devleti

5- Fransız idaresi altında İskenderun Sancağı

6- Bağımsız Dürzî Devleti (*)

Bu devletçikler daha sonra Suriye başlığı altında bir araya getirilmeye çalışılmışsa da tam olarak başarılamamıştır. Nitekim 1943 yazında bu altı devletçikten Lübnan ve İskenderun gene dışarıda kalmak üzere dördü birleşebilmişti. Ama ayrı devlet halinde kalan Lübnan da suni bir devletti. Burada Müslümanlar, Hrıstiyanlar, Dürziler aynı devlet çatısı altında birleştirilmiş; bunların arasında zaman zaman korkunç yıkımlara sebep olan iç savaşlar olmuştur. 70’li yıllarda olduğu gibi.

Bugün Suriye’nin gene birkaç devletçiğe bölünme riski çok fazladır. Zaten araya giren bunca kandan sonra Suriye toplumunun artık bir arada yaşaması neredeyse imkansızdır. Tabi ki bizim de arzumuz Suriye’nin bütünlüğünün korunmasıdır. Ama bu aşırı iyimser bir beklenti gibidir. Suriye’nin bölünmesi kaçınılmaz görünmektedir. Bu vaziyette eğer Suriye’deki Durzîler, Nusayriler ayrı birer devlet çatısı altında toplanacaklarsa Suriye Türkmenleri’nin de bu hakkı tabiî görülmelidir. Çünkü Türkiye’ye sınırdaş bir Kürt Devleti’ni ancak ona sınırdaş bir Türkmen Devleti dengeleyebilir. Tam sayısı belli olmamakla beraber aşağı yukarı 3 veya 3 buçuk milyon civarında tahmin edilen Suriye Türkmenleri, Suriye’den de daha sun’î olan bu devletçiklerin insafına terk edilmemelidir. Zira Ortadoğu’daki ve dolayısıyla Suriye’deki Türk varlığı Anadolu’dan daha eskidir ve Türkiye’nin onları koruması bir namus borcudur.

(*)Erdal Şafak’ın 29 Temmuz 2013 tarihli ‘O harita hortlamasın’ yazısından alınmıştır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.