DOLAR 5,5848
EURO 6,2057
ALTIN 269,7
BIST 96.372
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Gök Gürültülü

Suriye Türkmenlerinin Geleceği: Uzun İnce Bir Yol!

Prof. Dr. Celalettin Yavuz

Suriye’de “Arap Baharı” ile görüldü ki, bundan en fazla “kırılan” taraf Suriye Türkleri olmuş. Bunun üzerine Suriyeli Türklerin durumunu okuyucularla paylaşmakta yarar gördük.

3-3.5 milyon civarında Türkmenin yaşadığı Suriye’de, bunların en az yarısı baskı sonucu Türkçe’yi unutmuşlardır. Nasıl ki, 500 yıl kalınan Balkanlar’da dillerine ve dinlerine dokunulmayan milletler, son yüzyılda Türklerin dillerini ve dinlerine tahammül edemedilerse, 1000 yıl birlikte ve iç içe bulunulan Suriye’de de Türklerin dillerine tahammül edilemedi.

20 Ocak 2013’te TÜRKSAM’da, bir Suriye Türkmen heyetiyle birlikte bir beyin fırtınası yapıldı. 15 Aralık 2012’de İstanbul’da “Suriye Türkmenleri I. Platformu”nu yapan heyet, “Onursal Başkan” Hatay Bayır-Bucak Türkleri Derneği Başkanı Mehmet Şandır (Mersin Milletvekili ve TBMM Başkan Vekili) ile birlikte TÜRKSAM’daydı.

Irak Türklerinden ve dış Türkler konusunda çalışanların bulunduğu toplantıyı açan Şandır; Osmanlı’nın son 100 yılında ve Türkiye döneminde Suriye’de Türklere yeterli ilgi gösterilmemesi sonucu Suriye’nin, Türklerin en fazla eridiği (asimile) ülke haline geldiğini belirtti. Ne zaman ki soğuk savaş sona erdi, bundan sonra 1990’lı yıllardan başlayarak, Suriye’nin 654 ayrı bölgesinden öğrenci Türkiye’de öğrenim görmeye başlamıştı.

Suriye’nin “Baharı” 2 yılı geride bırakırken, bu kargaşadan en fazla hasarı alanlar gene Türklerdi. AKP Hükümeti’nin devamlı ve açık “Esad karşıtlığı”, bu kitlenin hedef olmasına sebebiyet vermiş. Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerlerden Lazkiye bölgesi Türkleri (Bayır-Bucak) büyük ölçüde yerlerini terk edip Türkiye’ye sığınmışlar.

Humus’ta ise Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve Esad rejimi yanlılarının her ikisi de bölgedeki Türkleri hedef almışlar. Yani Suriyeli Türkler ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranamamışlar.

Dünya kamuoyu Esad’ın gideceğine ve Suriye’nin yeniden yapılanacağına mutlak gözüyle bakmaktadır. Daha doğrusu “Efendiler” Suriye’nin kaderini çizdiler. Yeniden yapılanacak Suriye’deki Türklerin varlığı da Türkiye için 2 açıdan önem arz etmektedir. Bunlardan ilki; Türklerin can, mal, dil, kültür ve siyasi varlık/kimliklerinin devamının sağlanmasıdır. İkincisi de, yeniden yapılanacak Suriye ile ilişkilerde, Suriyeli Türklerin “sorun” yerine, ilişkileri düzeltip yoğunlaştıran “çimento” vazifesi görmesidir.

Suriye Türkmenleri (Türkleri) Neler Yapmalı

Suriye Türklerinin yeni Suriye’de “var” olabilmeleri yapılacaklar şöyle özetlenebilir:

a. Her şeyden önce ana dillerini unutmamalıdırlar. Buna karşılık Suriye’nin resmi dilini de çok iyi bilmelidirler. Bu dili bilmeden seslerini duyuramazlar. Öte yandan sorunlarını dış dünyaya anlatabilecek “İngilizce, Almanca, Fransızca” gibi dilleri bilenler de olmalıdır.

b. Ekim 1921 tarihli TBMM Hükümet-Fransa (daha sonra Lozan) Antlaşması hükümlerinde Suriye Türkleri ile ilgili hükümleri çok iyi öğrenip, hukuki ve siyasi zeminlerde savunmalıdırlar. Buna ilaveten, Suriye’nin ilk anayasasında ve sonrakilerde Türkler lehine olan ancak askıya alınan maddeler bulunup, savunulmalıdır.

c. Helsinki İnsan Hakları Sözleşmesi çok iyi öğrenilmeli ve gerektiğinde kullanılmalıdır. Bunlar yapılırken, Türkiye’deki Arap vatandaşlara tanınan özgürlükler de sergilenmelidir.

d. Türklerin yaşadığı tüm bölgelerden Türkleri temsil edebilecek yetenekteki kanaat önderleri ile bir kongre yaparak, kendi lider kadroları seçilmelidir.

e. Türkiye’de Orta Doğu hakkında çalışmalar yapan bilim kurumlarından ve daha önce tecrübe kazanan Irak Türklerinin tecrübelerinden yararlanılmalıdır.

f. Kurumsal bir dernek (platform) haline geldikten sonra, Türkiye’den istenecek maddi ve manevi kaynaklar belirlenmeli ve istenmelidir.

Son Söz: Türkiye ise; Türklerin varlığını BM, AB, İslam İşbirliği Teşkilat, Arap Birliği gibi uluslararası kuruluşlara taşıyarak, varlıklarını savunmalı, onları yönetmek yerine uzun ve güç yolda destek vermelidir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.