DOLAR 6,0534
EURO 6,5602
ALTIN 308,3
BIST 120.151
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Az Bulutlu

Süreç ve Provokasyon

20.05.2013
84
A+
A-

Şu “Çözüm Süreci” denen melanet ülke gündemine girdiğinden beri “Provokasyon” sözcüğü adeta dolandı kaldı, başta Sayın Başbakan olmak üzere bütün AKP kurmaylarının diline. İlk cümlesi şu idi Sayın Başbakan’ın bu sürece dair; “Bu sürecin, provokasyonlara ve sabotajlara açık bir süreç olduğunu biliyoruz.” Yani tabiri caiz ise tam bir “Bile, bile lades” durumu. Oysa biz, daha işin başından beri Sayın Başbakan ve görevleri sadece onun hoşuna gidecek sözler söylemekten ibaret olan Hükümet sözcüleri gibi düşünmüyoruz. Bize göre; bu sürecin bizatihi kendisi bir provokasyon, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin birlik ve bütünlüğüne yönelik bir sabotajdır. Türkiye’nin son 30 yılı iyi okunduğunda görülecektir ki bu süreç; Büyük Ortadoğu Projesi’nin 12 Eylül 1980 Darbesi’yle başlayan Türkiye ayağının, etnik ayırımcılığı körükleyen unsurlarından biridir.

O günleri yaşayanlar gayet net hatırlayacaklardır. 12 Eylül 1980 Darbesi öncesi Türkiye’de, terörün her gün onlarca can aldığı günlerde bile hiç kimsenin “anadil- baba dil” diye bir problemi yoktu. Hiç kimseye, “Sen neden Kürtçe konuşuyorsun?” denmemiştir. Hiç kimse de kürdün ne Kürtlüğünden ne de Kürtçesi’nden rahatsızlık duymamıştır. Her ne olduysa kendi ifadeleriyle “İhtilal ortamının oluşması için bir yıl bekleyen” ABD destekli darbeci cuntanın yönetime el koyarak, hiçbir mantıklı dayanağı olmayan “Kürtçe konuşma yasağı” uygulamasına gitmesinden sonra olmuştur. Kim ne derse desin, böyle bir yasaklamanın etnik ayırımcılığa dayalı bir fitneyi doğurması kaçınılmazdı ve doğurmuştur da. O güne kadar adı sanı olmayan bir bölücü örgüt, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 30 yıl uğraşacağı bir baş belası olarak zuhur etmiş ve bir şekilde bu yasak uygulamasının etkisiyle taban bulmuştur. İşte o yasak uygulaması, BOP kapsamında Türkiye’de tezgâhlanmak istenen “Etnik ayrıştırma” operasyonunun ilk kıvılcımıdır. O uygulama, “Ben kürdüm” diyen vatandaşlarımızı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı provoke etmiş ve düşmanlık duygularının gelişmesine zemin hazırlamıştır. Dış destekli bölücü terör örgütü PKK ve onun sözde lideri Abdullah Öcalan, bu zeminde gelişip, palazlanmıştır. Cunta yönetiminin güya terörü önlemeye yönelik bir tedbir olarak getirdiği bu yasak, etnik fitnenin ve bölücü terörün en büyük hayat kaynağı olmuştur.

Bugün geldiğimiz noktada ise “Açılım” veya “Çözüm süreci” adı altında yapılan bir takım uygulamalar ve dillendirilen bazı ifadeler, bir başka provokasyonun zeminini hazırlamaktadır. Bu defa tam ters istikamette bir nefret ve düşmanlık zemini oluşturulmakta, “Farklı statü, Eyalet sistemi, Federasyon vs” gibi söylemlerle toplumda bir “Kürt düşmanlığı” körüklenmektedir. Bölücü terörü “Kürt sorunu” diye adlandırıp, 30 yıldır bu ülkeyi kana bulayan katillerin, ellerini kollarını sallayarak çekip gitmelerine göz yummak bir barış sürecinin değil, ancak yeni ve daha büyük bir düşmanlık sürecinin başlamasına çanak tutmaktır. Böyle bir süreç, her türlü provokasyona çok daha fazla açık bir süreç olacaktır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.