DOLAR 5,7842
EURO 6,4474
ALTIN 277,3
BIST 98.511
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Parçalı Bulutlu

Sulukule atışmaları ve günümüz kavgaları

08.03.2014
96
A+
A-

Hani derler ya; “Yahudi’nin sermayesi tükenince, eski defterleri çıkartırmış” diye. Son günlerde AKP hükümetinin durumu da o. Sanırım onlarda kendileri için artık denizin bittiğini ve karaya oturmak üzere olduklarını anlamış olacaklar. Kürsüye çıkıp, eline mikrofonu alan her hükümet sözcüsü veya açık bir kamera gören her AKP yetkilisi, “Geçmişte şöyle olmuştu, eskiden şöyle yapmışlardı…” v.s gibi çağrıştırmaları bitirip, bir türlü “Bugün neler oluyor?” konusuna gelmeye zaman bulamıyor.

Her geçen gün biraz daha komik bir hal alıyor şahit olduğumuz gelişmeler. Yaşanan gelişmelere, ortaya atılan iddialara ve söylenen sözlere baktıkça, üniversite yıllarıma gidiyorum zaman zaman. Fatih Vatan Caddesi üzerinde idi okulumuz o zamanlar. Karagümrük’ten Vatan Caddesi’ne inerken, Sulukule’den geçirirdik bazen yolumuzu ve sokak aralarında özellikle kadınlar arasında ilginç kavgalara şahit olur, gülmekten karnımız ağrırdı. Bir iki itiş kakışın ardından, araya girenler olur ve kavga edenleri ayırırlar, işte o andan itibaren başlardı ağız dalaşı ve müthiş atışmalar. İlk küfürleşmelerin ardından iş “Benim kocam, senin kocandan daha …” diye başlayan cümlelerle, kocaları yarıştırmaya dönüşürdü. İnanın abartmıyorum; “Baak! Benim kocam bana buzdolabı aldı, seninki ne aldı?” diyerek, koskoca buzdolabını kapısının önüne çıkartanını bile görmüştüm, bu atışmalarda. Neden mi anlatıyorum bunları? Hem son günlerde iyice çirkinleşen bir takım çekişmelerin arasında, bir parça tebessüm edebilmenize vesile olmak ve hem de bu çirkin çekişmelerin, o dönemdeki Sulukuleli hanımların sokak arası kavgalarından bile daha düzeysizleştiğine işaret edebilmek için.

Özellikle 17 Aralık operasyonu ile alevlenen AKP – Cemaat sürtüşmesi, bütün kirli çamaşırların ve pis kokuların ortaya saçılmasına sebep oldu. Yurdum insanı, her akşam “Acaba yarın sabah kimin, hangi skandal ses kaydı veya görüntüsüyle uyanacağız?” merakıyla uykuya dalar oldu. Taraflar arasında yaşanan çatışma ve atışmanın boyutu, tam bir Sulukule jargonuna dönüştü. Artık kimin kocasının kimin kocasından daha babayiğit ve cömert, kimin karısının kimin karısından daha güzel ve işveli olduğuna yetişemeyeceğiz gibi görünüyor.

30 Mart seçimlerine yönelik miting startı veren AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan’ın miting konuşmalarında, genel olarak 17 Aralık operasyonuna ve operasyon sonrasında ortaya çıkan ses ve görüntü kayıtlarına yönelik bir savunma refleksi içerisinde olduğunu görüyoruz. Bu savunma refleksiyle kendisine ve başında bulunduğu iktidara yönelik her eleştirel yaklaşımı, en ılımlı yaklaşımla “İhanet” olarak nitelendiriyor. Bu durumu kim, hangi şekilde değerlendirir bilemem ama bir Başbakan’ın böyle bir ruh hali içerisine girmesi, ülkenin kaçınılmaz bir kaosa sürüklenmesine ve milletin, yeni bir kutuplaşmayla “Başbakan gibi düşünenler ve düşünmeyenler” şeklinde bölünmesine sebep olur bence. Sözlerim sakın yanlış anlaşılmasın. Sayın Tayyip Erdoğan’ın hangi ruh hali içerisinde olduğunu çok önemsemiyorum dahası beni çok da ilgilendirmiyor. Benim dikkat çekmek istediğim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı olarak, böyle bir ruh hali içerisinde olmasının sakıncalarıdır. Hele son zamanlarda sıkça kullandığı bir “çocuklu- çocuksuz” polemiği var ki, sürtüşmenin boyutunu iğrençlik düzeyinde çirkinleştiriyor.

Hatırladığımız kadarıyla yıllar önce şehit cenazeleriyle ilgili olarak MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’ye yönelik kullanmaya başladığı bu ifadeyi, son zamanlarda kendi çocuklarıyla ilgili bazı yolsuzluk iddialarının ortaya atılmasıyla yeniden kullanmaya başlamıştı. Şimdilerde aynı ifadeyi Fethullah Gülen için kullandığını görüyoruz. Balıkesir mitinginde yaptığı konuşmada 28 Şubat sürecinden bahsederken;

“Şu anda Pennsylvania’da kendi ülkesine, kendi milletine tuzaklar kuran zat da o günlerde yine ülkesini sırtından hançerliyordu. Başörtüsüne saldırılar olduğu günlerde az önce ifade ettiğim gibi füruattandır diyordu. Yani ’takmayabilirsiniz’ diyordu. Sen ne karışıyorsun? İnancından dolayı benim kızım takıyorsa başörtüsünü sen ne karışıyorsun? Çünkü onda evlat yok. Öyle bir derdi de yok…” ifadeleriyle sözünü ettiğimiz çirkin vurguyu yapıyordu.

Oysa biz biliyoruz ki; 28 Şubat sonrası hakkında başlatılan bir takım soruşturmalar sonrasında, 22 Mart 1999 tarihinde Amerika, Chicago Kenti’ne giden THY uçağının yolcularından biridir Fethullah Gülen ve o günden bu yana bir daha Türkiye’ye dönmemiştir. Daha geçen yıl düzenlenen Türkçe olimpiyatlarında, İstanbul Arena Stadı’ndan “Uzaklarda sıla hasreti, vatan hasreti çeken muhterem zat…” diye seslenilen birine, bugün Balıkesir’den ’’Pennsylvania’da bir zat var, 17 Aralık komplosunun fikir babası o. Kasetler, montajlar oradan çıkıyor…” deniliyorsa, sağlıklı bir ruh halinden söz edebilmek mümkün değildir.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.