SEVGİLİ GENÇLERİ KILIÇDAROĞLU’NA YEM ETMEYECEĞİZ

25.04.2021
A+
A-

SEVGİLİ GENÇLERİ KILIÇDAROĞLU’NA YEM ETMEYECEĞİZ.

Kılıçdaroğlu bu günlerde gençlere takmış vaziyette.

Yeni neslin oy potansiyelinin farkında.

SEVGİLİ GENÇLER diye başlıyor konuşmaya.

Lakin onlara gerçekleri anlatmıyor.

Ben de bu yazımda sizlere hitap ediyorum ve SEVGİLİ GENÇLER bir de beni dinleyin diyorum.

Tek yanlı bilgi edinimi, insanı ve dolayısıyla toplumu yanlış yönlendirir ve doğruyu bulamayız.

Onun içindir ki ben her görüşten yayını okur, mantık süzgecinden geçirir ve yolumu, yönümü, sözümü öyle belirlerim.

Size siyasi geçmişimizden bazı örnekler vererek önünüze bir değerlendirme koyacağım.

Bunlar uydurma, yalan algı üreten toplum mühendislerinin üzerinizde çalıştığı gibi türden değil, tamamen yaşanmışlık ve gerçeklerden oluşuyor.

Sizler bizim için çok değerlisiniz ve Türk Milletinin geleceğisiniz.

2002, yani AKP’nin iktidara gelmeden öncesi olan ortamı sizlere biraz anlatayım.

Karşı tarafta gördüğünüz beni, yani Cumhur İttifakı’nı destekleyen milliyetçi bir büyüğünüzün sözlerini eğer bizde vatanseveriz diyorsanız, sonuna kadar sabırla lütfen okuyun.

Yeni oy verecek sizler o zamanlar ya hiç doğmamış veya çocuktunuz.

Pek tabiki siyasi ortamı hatırlamanız mümkün değil.

Eğer aileniz de, siyasetten uzak ise evde bu mevzular konuşulmaz.

Sonra büyüdüğünüzde pat diye kendinizi hayatın gerçekleriyle yüz yüze bulursunuz.

Ekonomik olarak refah içinde değilseniz bütçe, hayat pahalılığı, okul masrafları, gezme, yeme içme, işsizlik, evlenme masrafları derken kendi ekonomik krizinizi yaşarsınız.

Gençler eskiden daha azimli ve hırslı idiler.

Şimdi cezbeden şeylerin fazlalığı ile gelir gider dengesini tutturmak daha zorlaştı.

1990’larda lüks olan veya henüz üretilmemiş olan teknolojik aletler bugün zorunlu ihtiyaç gibi.

Televizyon ve özellikle dizilerde bizlere pompalanan aşırı lüks hayata ulaşamayınca, sizleri depresyona sürüklüyor.

Buna bir günah keçisi lazım değil mi?

Genelde kendimizde suç aramayız. İşte o an siyasilerin ve siyasetin farkına vardırılırız.

Oy potansiyeli olarak gören her siyasetçi sizi bir yere çekmeye çalışır.

Kendi beyinlerinde olan hedeflerine sizi alet ederler.

Çünkü siz sıkıntılarınızdan dolayı anarşist bir anlayışla bunun acısını çıkaracak yer arıyorsunuzdur.

Her yetişkin sizin süreçlerinizden geçmiştir.

Olgun bireyler yol gösterici olarak etrafınızda yoksa, başınızı vura vura bu gençlik dönemini atlatırsınız.

Biliyorum ki nasihat pek sevmezsiniz. Hepiniz Amerika’yı kendiniz keşfetmek istersiniz.

Ama biraz soluklanın ve tecrübeli kişilerle muhatap olun ki erkenden olgunlaşın.

Bir çok siyasetçi sizin taze beyinlerinizi yalan algılarla dolduruyor.

Malesef sizler 20 yıllık AK Parti iktidarından başka hükümet yönetimi görmediniz.

Bizler yaşımız ve Parlamenter Sistem gereği bugün gençlerin adlarını dahi bilmediği pek çok partinin/genel başkanlarının ve koalisyonun Türkiye Cumhuriyeti’ni yönettiğine daha doğrusu yönetemediğine şahit olduk.

Benim de içinde bulunduğum süreçlerde darbeler, kıtlıklar, gıda kuyrukları, yokluklar, faizler, enflasyon bugünden bin beterdi.(Kovid ile bugün zorda olan ve her ülke vatandaşının fakirleştiği dönemi hariç tutmanız gerekir.)

Ben uzun zamandır yazılarımda geçmiş siyasi tarihimizi içeren örnekler verip hatırlatmalar yapıyorum.

Tarih, ders almak ve aynı hatayı tekrar etmemek için vardır.

Ama dikkat edin tarihte yaşanmaz. Hep dikiz aynasına bakarak araba sürersek arabayı duvara toslarız. Onun için geçmişi unutmayıp geleceğimize öyle yön vereceğiz.

Atatürk döneminde ülkemiz yükseliş yaşarken onu 57 yaşında yitirmemiz malesef bizi durağanlığa ve başka ülkelere bağımlı hale getirdi.

Neyi üretmeye kalksak, siz üretmeyin bizde daha ucuzu ve hazırı var diye kolaycı bir yönetim tarzına evrildik.

Tabi bunları kabul edenlerin ceplerine akan paraları yazmama gerek yok. Başa gelen zenginleşti. Bal tutan parmağını yalardan, benim memurum işini bilir ile devlette parayla iş yapma aşamasına geldik.

Rüşvet, komisyon adı altında resmileşti.

Bir tek MHP’li Gün Sazak Gümrük ve Ticaret Bakanı olduğunda rüşveti sıfırlamıştı, zaten onu da şehit ettiler. Ruhu şad olsun.

Hangi mühendis bir buluş yapmaya kalksa akıbeti ölüm olmuştur.

Devlet daireleri, güvenlik birimlerimiz, dış istihbarat örgütlerinin kolayca ofis açıp fikirlerini dikte ettiği yerler haline gelmişti.

Darbeler, muhtıralar falan derken yıl 2000 olmuştu.

Size 2001 yılı faizleri hakkında bir örnek vererek biraz geçmiş dönem ekonomilerini anlatayım.

Yine yokluk ile inleyen halkı bu kez de CHP’li Kemal Derviş ve Öztrak IMF’e satmıştı.

Milli servetimizin yönetimi, Merkez Bankası velhasıl hükümetin programları direk IMF’in bize emrettiği acı reçetelerle karara bağlanmıştı.

Bağımsızlığımız kağıt üzerinde bile artık değildi.

Hani şimdi sıcak para gelmiyor, biz başa gelince halkımız refaha erecek deniyor ya aynısı o zaman da söylendi ve hükümet IMF ile anlaşma yaptı.

2001 yılından bir örnek vereyim de siz de 128 Milyar Dolar birilerinin cebine peşkeş çekildi yalan haberini aklınızda bulundurarak bunu okuyun.

O dönem hazine tamtakırdı.

Şimdi 720 ton altın rezervimiz devletin kasasında.

Faiz 2001 Şubat’ta Cumhuriyet tarihinin en yüksek düzeylerine fırladı.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının olumsuz açıklamaları, yüksek likidite sıkıntısı ile birleşince gecelik faiz Merkez Bankası interbank piyasasında yüzde 6.200’e, repo piyasasında ise 7.500’e çıktı.

Merkez Bankası, günün kapanışında yüzde 4.000 gecelikten piyasayı fonlayarak ayrı bir rekor daha kırdı.

Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yapılan program çerçevesinde Merkez Bankası piyasalara gün boyunca para aktarmadı.

Bu durum, bankaların ödeme yükümlülüklerini hem yurtiçinde hem de yurtdışında yerine getirememesi sonucunu doğurdu.

2000’lerin başlarına kadar 26 banka batırıldı ve halkın parası iç edildi.

Banka patronları batmadı nedense. Onlar yalılarda yaşayıp tekne keyiflerini sürdürdüler.

CHP, DSP, ANAP, DYP velhasıl yöneticiler zengin, halk bitikti.

Fakir edebiyatı ile başa gelen elitist zümre herdaim kudretini koruyordu.

Esnaf kepenk kapatmış, yazar kasaları yöneticilerin önüne fırlatıyor, yöneticiler de Anayasa kitapçığını birbirine fırlatıyor derken enflasyon fırlamış devalüasyon olmuştu.

2000 yılı Ocak ayında, 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyon, toptan eşyada yüzde 54.6, tüketici fiyatlarında da yüzde 65.2 olmuştu.

Yaşanılan nakit sıkışıklığı ile ortaya çıkan duruma, yabancı derecelendirme kuruluşlarının üst üste yaptıkları olumsuz açıklamalarının eklenmesiyle döviz talebi de arttı.

Nakit sıkışıklığının etkisiyle açılışları ertelenen piyasalar açılıştan itibaren yüksek faize teslim oldu.

İnterbankta yapılan ilk işlemin faiz oranı yüzde 2.500’dü. Repodaki ilk işlemde söz konusu olan oransa yüzde 1.000’di.

Günün ilk işlemleriyle kendisini tam olarak hissettiren nakit sıkışıklığının gün boyunca devam etmesi gecelik oranlarında sürekli artmasıyla sonuçlandı.

Öğle saatlerine gelindiğinde repo piyasasındaki gecelik faizler yüzde 3.500’e ulaşmıştı. İnterbanktaki gecelik faizlerse yüzde 4.000 seviyelerindeydi.

Faizlerde akşama kadar süren artışla gün içinde en yüksek yüzde 6.200’ü gören interbank oranları kapanışta ortalama yüzde 4.028 oldu.

Repo piyasasındaki en yüksek oransa, yüzde 7.500 olduktan sonra kapanışta ortalama yüzde 4.501’e çıktı.

Piyasalardaki nakit sıkışıklığıyla bono piyasasında da satışlar arttı. (Yani Devlet kendini borçlandırarak para toplamaya çalıştı)

Sabah saatlerine önceki güne oranla yüksek açılan oranlar kısa süre sonra düşüş eğilim göstermelerine rağmen daha sonra yükseldi.

Önceki gün yapılan iheleyle Hazine tarafından yüzde 144.2 ile satılan 1 ay vadeli bononun kapanıştaki yıllık bileşik oranı yüzde 155’e çıktı.

Piyasanın yakından izlediği 11 Temmuz 2001 vadeli tahvilin oranıysa 129.53’e ulaştı.

Ve ne yazık ki gelecek neslimizi 50 yıl borçlandırarak 2002’ye böyle bir durumda girdik.

Sonrası, ekonomideki bu dibe vuruş şartlarında, eski partilerden öcünü almak için halk AKP’ye bir şans verdi.

Ve halkın eski hükümetlerden aldığı dersle, 20 yıldır defalarca seçim kazanıp iktidarını koruyor.

IMF’e borç bitirilip vatandaş nefes alıyor derken bu kez de gücü seven dış destekli mihraklar yoğun bir şekilde devlet mekanizmalarından sonra AKP’yi ele geçirmişlerdi.( Hala devlette güçlü eski yapıdan olanlar aktif. Bu sebeple hükümetin verdiği bir karar ya Anayasa mahkemesine takılıyor ya Yargıtay da onanmıyor. Temizlik bitmiyor malesef.)

Erdoğan’a çeşitli vaatler vererek (BOP Eşbaşkanı, Halifelik) zenginleşen Türkiye’den nemalanmak istediler.

Cumhurbaşkanı, olanları geçte olsa görmüş ve devlet mekanizmalarından bu hain yapılanmayı temizlemek için yeni bir yola girmişti.

Zaten ne olduysa bundan sonra oldu. Sen misin başkaldıran?

Türkiye’de her darbe Amerika’nın güdümünden çıkmak isteyince olmamış mıydı?

15 Temmuz 2016’da ülkemizi tamamen ele geçirmek istediler.

Yani bu sürece sizin sadece şahit olduğunuz 20 yılda gelinmedi. Türklerle bitmeyen hesap Osmanlı’ya kadar dayanır.

Cumhuriyet döneminde ise Sevr’in öcünü almak için devamlı atak yapıyorlar.

15 Temmuz 2016’dan sonra AKP yanlışların farkına varmıştır.

MHP, Cumhur İttifakı’nı kurarak Türkiye’yi uçurumun kenarından aldı ve cumhurbaşkanını milli politikalar izlemesi çizgisine getirdi.

Eski devlet yönetimine hakim Soros, Gladyo, İstihbarat örgütleri ülkeden gitmemiş ve Millet İttifakı’nı kurmuşlardır.

Değişik siyasi yapılanmaların 15 Temmuz sonrası bir araya gelmelerini işte bu güç sağlamıştır.

Artık tek elden metinler yazılıyor ve gündeme neyin geleceğini bu üst kimlik hazırlıyor.

Türkiye’nin tam bağımsızlık hamlelerini boşa çıkarmak için hergün yeni bir yalana sarılıyorlar.

Millet İttifakının baş aktörleri geçmişin AKP’li yöneticileri değil miydi?

Abdullah Gül, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu Amerika’nın ve İngiltere’nin oyuncağıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arkasından ülkemizi sattıkları için partiden istifa ettirildiler.

Ama onlar hainlikte geri durmadı.

Ülkenin altını oyup dış mihraklara peşkeş çekmeye devam ettiler.

Adalet, refah, huzur adı altında örgütlenerek hapishanedeki işbirlikçilerine sabır dilediler.

Ekonominin Prensi diye parlatılan Ali Babacan ülkeye akan sıcak para sayesinde popüler oldu, peki yabancılar bu parayı neyin karşılığında vermişlerdi?

Onun kara kaşı, kara gözüne mi yoksa olmayan ekonomi tecrübesine mi?

Açılım safsatası ile ülkemiz önce vilayetlere bölünecek sonra da Sözde Kürdistan kurulacaktı.

Ali Babacan döneminde ithalat korkunç boyutlara ulaşmış, ihracat ile olan makas iyice açılmış gelen para tekrar yabancının eline misliyle kazanç olarak dönebilecek bir sistem kurulmuştu.

Darbe sonrası MHP’yi parçalamak maksadıyla İYİ Parti kurduruldu. Çünkü mecliste MHP olmazsa hedeflerine daha kolay ulaşacaklardı.

CHP’nin mekanizmalarına iyice sindiler.

Oradan tüm ulusalcıları delege veya seçimlerde aday yapmayıp, bir kısmını da ihraç ederek Cumhuriyet Halk Partisi’ne resmen çöktüler.

Konuyu çok uzattım ama hakikaten bilmediğiniz çok şey var.

Lütfen her iki tarafı da dinleyin ve Milli Şuur Bilinci yüksek bireyler olun.

Olun, olun ki bizi tekrar faizlerin binlerle telaffuz edildiği o döneme döndürüp IMF’in kapısına bir daha bağlamasınlar.

Dört tarafımız çevrilmiş vaziyette. Lütfen devletimizi sevin ve O’na güvenin.

MHP’nin olduğu yerde sadakatle vatanına bağlı, önce ülkem, sonra ben anlayışıyla Milli Şuur Bilinci vardır.

Ya tam bağımsız olacağız ya da esir olacağız.

Benden bu kadar SEVGİLİ GENÇLER, sonrası size kalmış.

Leyla Düzel

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.