DOLAR 5,7353
EURO 6,3527
ALTIN 277,3
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Seçmen AK Parti’den neden kaçtı?

Seçmen AK Parti’den neden kaçtı?
26.06.2019
3.601
A+
A-

Türkiye uzunca bir süredir seçimlerle yorgun düşmüştür.

Ülkenin gerçek gündemi göz ardı edilerek iktidar başta tüm siyasi partiler, kurumlar ve halkımız seçim tartışmaları arsında bunalmıştır.

En azından makul bir süre halkımızın ve ülkemizin önceliklerine hayati ve acil sorunlarına eğilme zamanı gelmiş hatta geçmiştir.

Ülkemizin, kazananların uzun süreli hava-i fişekler, şampanyalar eşliğinde sevinç gösterilerine ve iktidarın, kaybetme çöküntüsünün geçmesini beklemeye ne zamanı ne de tahammülü yoktur.

İçte ve özellikle dışta çok acil çözüm bekleyen devasa, kronikleşmiş sorunlarımız vardır.

Ülkemizin güvenliği, bölücü terörün yanında yıllardır müttefikimiz olan ülkelerin dolaylı veya doğrudan tehdidi altındadır.

Ege’de, Akdeniz’de yıllardır çözülemeyen sorunlarımız daha da ağırlaşmış, ülkemiz için birinci “beka” tehdidi haline gelmiştir.

Türkiye, dünyada en çok sığınmacı ve kaçak barındıran bir ülke konumuna gelmiş ve bu durumun yarattığı birçok ekonomik, siyasal ve sosyal problemlerle baş başa kalmıştır.

Ülkemizde bulunan kayıtlı 3 Milyon 500 Bin ve kayıtdışı 500 Bin Suriyeli sığınmacı, soydaşları olan diğer Arap ülkeleri sırt çevirmesine rağmen Türkiye sığınmacılara milyarlarca lira harcamak durumunda kalmıştır.

Bu durum ekonomik imkanları kısıtlı olan ülkemiz için büyük bir sorun oluşturmuştur.

Eğer bir an önce sığınmacıların ülkelerine dönüşleri sağlanarak çözüme kavuşturulamazsa bizi daha zor günler beklemektedir.

Dünyada yaşanan ekonomik daralma ve ülkemizin özgün ekonomik problemleri acı meyvesini vermiş işsizlik artmış, gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışları halkımızı daha fazla sıkıntıya sokmuştur.

İşsizlik son yılların en yüksek seviyesine ulaşmıştır.

Her ne kadar dış ticaretimizde görülen ihracat artışı ve ithalatta azalmalar, dış ticaret verileri açısından bir anlamda yaşanabilecek sıkıntıların artmasını azaltmış gözükse bile düzelme sürecinin başladığını söylemek o kadar kolay değildir.

Mevsim etkisiyle gıda ürünlerinin bollaşması, bu nedenle fiyat düşüşlerinin yaşanması ve turizm gelirlerimizde yaşanan olumlu gelişmeler ilerisi için henüz tam anlamıyla ümit verici bir tablo ortaya koymamaktadır.

Reel sektörde ise özel bankaların kredi kullandırmadaki isteksizliği nedeniyle finansmana ulaşmada yaşanan büyük problemler, piyasanın düzenli işlememesi, iç piyasada talepte büyük düşüş, ekonomik ve sosyal sorunları beraberinde getirmektedir.

İşsizlik ailelerin huzurunu kaçırmış, belirsizlik sosyal çöküntüye neden olmuştur.

Kadın cinayetleri, aile içi şiddet olayları alabildiğine artmış, cezaevleri ağzına kadar dolmuştur.

Cezaevleri bakımdan Türkiye, kaosun hakim olduğu güney Amerika ülkeleriyle yarışır hale gelmiştir.

Halkımız, vaat edilen af, 3600 gösterge, EYT gibi sorunların ümitle çözümünü beklemektedir.

Çiftçimiz tarlasını terk etmiş, hayvancılığımız ülkemiz insanının et ihtiyacını karşılayamaz hale gelmiştir.

Yatırımcılar beklemede, tasarruf sahipleri ise artış olacağı beklentisiyle dövize yönelmiş durumdadır.

Bu gidişatın iyi olduğunu söylemek mümkün değildir.

Tüm bunlar yetmez gibi böylesine zamanlarda toplumun kurtarıcısı olan belediyelerde işçi çıkışlarının yarattığı başka problemler adeta yangına körük etkisi yaratmaktadır.

Seçim meydanların aksine vaatler olmasına rağmen birçok belediye işçi çıkışlarına devam etmekte, yeni işsizler yaratmada bir anlamda birbiriyle yarışmaktadır.
Halbuki ülkemizin böylesine ekonomik ve siyasal baskıya maruz kaldığı dönemlerde başka belediye faaliyetlerinden fedakarlık etme pahasına, işçi çıkışlarından kaçınılması her belediye başkanının vicdani sorumluluğu olmalıdır.

Tüm dünyada sanayi kolunda kişi başına istihdam yaratmanın bedeli nerdeyse milyon dolarlar seviyesine ulaştığı günümüzde acil olarak işsizliğin önüne geçilmesi gerektiğinde en kestirme yol, hizmet sektöründe istihdama öncelik vermekten geçmektedir.

Bir uzak doğu seyahatinde Şangay da belediye işçilerinin şehri günaşırı canlı çiçeklerle süslediğine şahit olduğumda önce buna anlam verememiştim.

Ancak konuyu araştırdığımda bunun öncelikle işsizlere iş bulmak için yapıldığını öğrenmiştim.

Ülkemizde herkesin bildiği gibi belediye başkanlıkları başka bir partiye geçtiğinde işçi çıkışları doğru olmamakla birlikte neredeyse normal ve sıradan bir durum olarak görülmektedir.

Bu tür çıkışları kanıksamış olmamıza rağmen günümüzde göreve aynı başkanın devam etmesi durumunda bile sayıları binleri aşan işçi çıkışlarına şahit olmaktayız.
Yaşananları makul karşılamamız mümkün değildir.

Bu tam anlamıyla vicdansızlıktır.

Eğer verimsizlik, tembellik, iş beğenmeme gibi bir urum olmadan birkaç ay önce işe aldığın insanları işten çıkarmak seçimi kazanmak için insan istismarından başka bir şey değildir.

Böylesine bir keyfiliğe göz yumulamaz, yumulmamalıdır.

Hükümet, partiler bu türden toplu işçi çıkarmalara bir an önce engel olmalıdır.

Belediyelerin defalarca yapılan yol kaplaması ve kaldırım yenilemeleriyle milletin vergilerinin israf etmesi önlenmelidir.

Denetimin olmadığı yerde israf ve anarşi kaçınılmazdır.

Denetim mekanizmaları güçlendirilmeli, hizmette ortak bir anlayış oluşturulmalıdır.

Ekonomik saldırılara maruz kaldığımız bir dönemde asgari ücretle çalışan insanların sokağa bırakılması önlenmeli, belediye yatırım ve harcamaları daha sıkı denetlenmelidir.
Halka hizmette önemi olmayan fantezi ve israf anlamı taşıyan belediye faaliyetleri önlenerek oluşan kaynakların çalışanların lehine kullanılmasının yolu açılmalıdır.
Tüm bunlar toplumsal barışımız için vazgeçilemez bir durumdur ve zaman geçirmeden uygulamaya başlanmalıdır.

AHMET ORHAN

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.