Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Sağanak Yağışlı

SAHNELERİN TOZU DERKEN DOLARLARI YUTTULAR

01.02.2020
A+
A-

Televizyonun ilk evimize girişini hatırlıyorum…

Mahallede ilk bizim evde vardı…

Babam almadan önce 2 akrabamız da televizyon izlemeye giderdik…

Birinin çocukları vardı, onlar da çizgi film izlerdik…

Diğer akrabamızda ise, o dönem ünlü olan Muhammed Ali‘nin maçlarını babamla izlemeye giderdik…

Amerika ile saat farkı var…

Sabah üçte çoluk çocuk gider, maç bitince eve sabaha karşı dönerdik…

Hatırımda kalan iki görüntü bunlar..

Daha siyah beyaz dönemler ve yayın 24 saat değil…

TRT tek kanal, kapanana kadar izler ve İstiklâl Marşı’nı okuyup kapatır, üzerine örtüyü örterdik…

*

Zeki Alasya, Metin Akpınar, Cenk Koray,  Halit Kıvanç, Adile Naşit, Münir Özkul, Levent Kırca, Hulusi Kentmen, Tarık Akan, Kadir İnanır, Türkan Şoray, İzzet Günay, Ediz Hun, Filiz Akın, Kemal Sunal, Sezen Aksu, Hülya Koçyiğit, Şener Şen ve daha ismini sayamadığım gençlik zamanlarımın ünlüleri…

Bazıları öldü, bazıları da hala yaşıyor…

Eskiler ne güzel yıllardı…

Bu cümleyi kullanan eski topraklardan olduk bizde…

Edep, adap, ahlak diyoruz ya hep, O sanatçılar halktan kopmadan, halkı aşağılamadan, onlara üstünlük taslamadan içimizde yaşarlardı…

Sonra saygımızı yitirip değişen de oldu, gözümüzde aynı saygıyı muhafaza eden de…

Oysa şimdi herşey ne kadar farklı…

Günümüzün sanatçıları Türk kültüründen koptular…

80 Darbesi, geleneklerimizden bütün bağımızı kopardı…

Sonra sanatçı deyip sevdiğimiz, duvarlara posterlerini hayranlıkla astığımız seksenlerin genç kuşak sanatçıları Amerikan Kültürü’nün ülkemize nüfuz etmesine ön ayak oldular…

Bir dönem sex furyası patladı, işsiz kalan bazı sektör elemanları bu filmlerde oynamayı seçti, kimi mecburen şarkıcılığı denedi…

1982‘de Kadir İnanır‘ın oynadığı Yol Filmi sektörün değişime gideceğinin ilk habercisiydi…

1975‘de çekilen Hababam Sınıfı‘nın ilk serisi ile 2005‘de çekilen 9’uncusu arasında ki farkı görebilmek çok mümkün…

ilk bölümünde ki, o temiz samimiyet duygusununu giderek her bölümde yitirdik…

*

90’lar cansıkıcıydı ama 2000‘lere gelindiğin de film sektöründe bir patlama yaşandı…

Türk Milleti’nin ivedilikle dönüştürülmesi ve parçalanması gerekiyordu…

Herşey çok yavaş ilerliyordu…

1999’da Babuna’ya ilik nakli diye ortaya bir şey attılar ve binlerce tüp kan Türkiye’de test yapılamadığı için Amerika’ya gönderildi. (Sonraları Adnan Oktar ile bağlantısı tespit edildi.)

Türk toplumunun genlerinin tespiti yapıldı…

Gurur, Asalet, Merhamet, Vicdan, Adalet, Saygı, Direnç şifrelerini belki de çözdüler…

Toplum bilimciler duygusuz, didaktik, sorgulayan ama bunu saygısızca başkaldırı şeklinde yapan, kural tanımaz, ben merkezli insanlar istiyorlardı…

Başardılar da…

*

Amerika, FETÖ eliyle film sektörüne el attı…

Filmlerde sözde adaletsizliğe başkaldırı, bolca işleniyordu…

80’lerden beri sol görüşlü yapımcıların projeleri yurt dışından destek görüyordu fakat bu sadece bir kesimin değişimini sağlıyordu…

Onlardan Türk düşmanı, PKK sever büyük bir kitle yaratıldı…

Diğer tarafta aptallaştırılıp bu süreçte uyutulması gerekiyordu…

Komedi türünü tercih eden büyük bir kitle vardı…

Küfürlü, namus kavramının yerle bir edildiği komedi türü belirlendi…

Bu da amaca giden yolda şekillendirildi…

Gittikçe kalite düşüyor, ahmakça esprilere kahkahaları basan insan sayımız artıyordu…

*

Eskiden filmin sonunda hep iyiler kazanır ve sonunda kötüler cezalandırılırdı…

Halbuki kötüler kaybeden değil kazanan tarafta olmak istiyorlardı…

Ve büyük keşif Diziler

Dizi sektörü; aldatmayla, yalanlarla velhasıl türlü entrikalarla kötülüğün zengin ve refaha gitme yolu olduğunu bize sunuyordu…

Dizilerin içinde sayısız beraberlikler, kardeşlerin aynı kıza aşık olmaları, babanın oğlunun sevdiğiyle evlenmesi, oğlunun babasının genç eşiyle ilişki yaşaması, entrikacılar, kuyu kazanlar, öldürenler, tecavüzler, tecavüzcüsüyle evlenenler, hırsızlıkta kötü birşey değilmiş dedirten senaryolar…

Gündüz kadın kuşağı ise tam bir rezalet…

Aklımızı yitirmeden bunları izlemek mümkün mü?

Biz artık eski biz değiliz…

Ahlak anlayışımız muhallebicide buluşan, birbirine dokunmadan konuşup tanışan gençlerden, günlük kiralanan evlerde o imrenilen ve bir zengin tavlarım hayaliyle ondan ona gezen bir kuşağa evrildik…

Bunu sakın birileri saçı açık olanlara yamamasın, maşallah türbanlı mutaassıp kesimde de ahlak erezyonu hayli fazla…

Ahlaksızlık başı açık kapalı, din iman bakmıyor, tamamen karakter meselesi…

Ahlaklı, temiz insanlar hala var, ama toplumun genel yapısı bozuldu…

Malesef eşlerini aldatan ve bunu yüz kızarmadan yapan insanlar o kadar çok ki…

*

Sonunda, Toplum Mühendisleri 2000’lerde bizi dönüştürmeyi başardı…

Bizim yüzyıllarca muhafaza ettiğimiz Oğuz Törelerimizi Amerikan çabuk tüketme (Take Away) kültürüne yem ettiler…

Yeni yetme oyuncular, şarkıcılar ve futbolcular milyon dolarlık evlere ve arabalara, gösterişli yaşantıya boğuldular…

Ellerinde artık harca harca bitmez gelirleri var…

Şımardılar vesselam…

Halbuki önceki nesil sıradan maaşlarla çalışan emekçiydi…

2000‘lerden sonra binlerce dolardan bahsedilen gelirlere sahip oldular…

Ülkede, işyeri sahiplerinin bile yıllarca biriktirecekleri parayı birileri bir gecede kazanıyordu…

Ne ortadirek kaldı ne orta halli bir yaşantı…

Artık fakir, zengin veya uçuk paralar kazanan ultra zenginler var…

*

En çok Dolar kelimesi 2000‘lerde kullanılmaya başlandı…

Biz gençken döviz nedir bilmezdik…

Alışveriş yaparken, ev, araba vesaire bir mal alırken Türk Lirası bilirdik…

Toplumda bir kesim aşırı zenginleşirken diğer kesim yoksullaşıyordu…

Sonuçta ülkede olan para miktarı belli…

Eşit paylaşmazsan diğerinden çalmış oluyorsun…

Velhasıl herşeyin kontrolü kaçtı…

Maddi, manevi kendimizi kaybettik…

Yavaş zenginleşmede sindirirsin ama hazır olunmayan, aniden gelen bolluğa karşı hazımsızdık…

*

Yıllardır Emperyalistler nasıl da tuğlaları titizlikle ördüler…

Yozlaşmamızda en etkin sanatçı camiası iken bugün Beka‘mızın temelinin sarsılmasında nasıl Cumhur İttifakı karşısında yer alabiliyorlar değil mi?

Halbuki AKP döneminde ticaret yapanlar, sanatçılar, futbolcular ve FETÖ’cüler korkunç paralar kazandı…

FETÖ’cüler zenginleşme ile her alanı kontrol edebilecekleri bir maddiyata ulaştılar…

Siyaset, ekonomi, adalet, futbol ve sanatçı camiasında ellerinde kulanabilecek, paraya tamah eden zümreleri zenginleştirdiler…

Yani tipik yürü ya kulum dediler…

Bir çok sanatçı halen standart gelire sahipken sol cenahta olanlar diziden diziye, konserden konsere koştular…

*

Sonra birgün, FETÖ ve AKP’nin, 17/25 Aralık 2013 Rüşvet skandalı olarak bildiğimiz Türk siyasetinin kırılma noktası yaşandı…

Ayrışma 2012‘de başlamıştı…

FETÖ‘cülerin Türkiye Cumhuriyeti‘ni ele geçirme planının son aşaması fark edilmiş ve önleme kararı alınmıştı…

13 Eylül 2012, 21 Eylül 2012 ve 14 Şubat 2013 tarihlerinde hükümetin üst kademelerine ait rüşvet ihbarları yapıldı…

Rüşvet iddialarının ardından O güne kadar sesleri çıkmayan sanatçıların da desteklediği 28 Mayıs 2013 Gezi Olayları patladı…

Gezi olayları bize siyaset ve sanatçı ilişkisini  gösterdi…

FETÖ‘cülerin nasıl sol görüşlü mihraklarla beraber çalışabileceğinin kanıtıydı…

O güne kadar anlaştıkları hükümet ile ayrıştığında nasıl ülkeyi yangın yerine çevirebileceklerinin güç gösterisiydi…

*

Geçen hafta Elazığ ve Malatya‘da 6.8 şiddetinde deprem oldu…

FETÖ‘cülerin yıllarca besledikleri Liberal Sanatçılar zümresi acımasızca ilk depremin olduğu dakikadan itibaren hükümeti itibarsızlaştırmaya kendilerini memur tayin ettiler…

Kısa sürede kazandıkları zenginliklerinin karşılığını seve seve veriyorlar artık…

Birer Pavlovun Köpeği gibi…

Zili duyan koşuyor…

Çözüm Sürecinde susan, TSK’nın Hendeklere PKK’lıları gömdüklerinde çığırtkanlık yapan bir zümreden bahsediyorum…

Evrimleri tamamlandı…

Gezi, Kaz Dağları, deprem, afet, yangın…

Önce bu nifak sokucular görevlerini yerine getirmeye iki elleri kanda olsa koşuyorlar…

Artık jet hızıyla yetişecekleri bir sosyal medya da var…

Koş klavyenin başına iki satır yaz gönder sonra gelsin projeler, deste deste paralar…

*

Peki buna dur diyecek birileri yok mu?

Ülkücü sanatçıları milliyetçi camiada çoğaltmalıyız…

Ötekileştirmeden yeni nesil sanatçıları kazanmalıyız…

Milliyetçilerin düzenlediği uygun ortamlara  gençlerin sevdiği sanatçıları davet etmeliyiz…

Camiamızın sevdiği ve dinlemekten zevk aldığı Üç-beş kişinin dışında içinde vatan sevgisi olan tespit ettiğimiz sanatçıları söyleşilere, seminerlere, toplantılara çağırmalıyız…

Onların silahıyla onları vurmalıyız…

Bizim de takipçisi çok olan halk tarafından sevilen sanatçılara ihtiyacımız var…

RTÜK tekrar yapılanmalı ve TÜRK örf adetlerine uymayan projelere onay verilmemeli…

Birde Taksim Atatürk Kültür Merkezi‘nin biran önce açılması için hükümete baskı yapmalıyız…

Sürçü lisan ettiysem affola…

 

 

LEYLA DÜZEL

 

 

 

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.