DOLAR 5,7477
EURO 6,3871
ALTIN 272,6
BIST 108.659
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Az Bulutlu

Osmanlı Düşmanlığı Üzerine

09.12.2014
103
A+
A-

Bizim gençliğimiz, temelsiz fikirlerden çok Osmanlı düşmanlığıyla mücadele ederek geçti. Üç Hilalin altından geliyorduk, mehter çalıp söylüyorduk. Karşımızda da kızıl milisler vardı. İktidar değiştikçe okullardaki tabloları yasaklayan Moskovacılara şöyle söyleniyorduk:
“Fatih indi yavuz indi duvardan…
Devir sizin zararı yok; susalım!
Ananızın hatırına binaen…
İzin verin Baltacı’yı asalım!”
Bugün düşman değişti diye fikirlerimize ve değerlerimize veda edecek değiliz. Bizim Fatih’imizle hırsızların Fatih’i aynı adamlar değildir.
Şu gereksiz Osmanlıca tartışmaları iyi bir mecraya doğru seyretmiyor. Osmanlıcanın Cumhuriyet okullarında “zorunlu ders” yapılması ayrı bir konudur. Edebiyat kollarında seçmeli ders olarak okutulması ayrı bir konudur. Birincisinin maksadı bellidir. İkincinin faydası zararı tartışılır.
Osmanlıca konusu tartışılırken Osmanlı’ya düşmanlık kusmak ise apayrı bir konudur!
Türkiye’de Osmanlı’ya sövülerek Milliyetçilik yapılamaz. Önce duruş noktanızı netleştirmeniz gerekir. Bu güya Milliyetçilik adına yapılan “Osmanlı düşmanlığı” üzerinde biraz durmak istiyorum.
Milliyetçilik, öncelikle “milletini sevmek”tir. Millet sevgisini pekiştiren de geçmişin mefahir kaynaklarını ortaya çıkarmak ve mesela “Anadolu’nun vatan yapılmasının hikâyesini” bilmektir.
“Türk çocuğu, ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendisinde kuvvet bulacaktır” sözünü her Cumhuriyetçi için değerli bir referans olan Atatürk söylemiştir.
Son 700 yılı silerek yani Osmanlısız tarihi mefâhir olmaz. Türk Tarihinin Orta Asya’daki kökleriyle buluşmasında büyük pay sahibi olan büyük Türkçü Nihal Atsız da bu konuda önemli bir referanstır. Atsız hoca, Osmanlı Kuruluş dönemine dair Aşıkpaşazade Tarihi’ni yayınladığı gibi öğrencileriyle birlikte Fatih’in türbesini tanzim etmiş, mezbelelikten kurtarmıştır.
Yani Türkçülük, İslam karşıtlığı, İslami dönem reddiyeciliği veya Osmanlı düşmanlığı değildir.
Bu düşmanlık, Türkçülükle filan değil, olsa olsa İnönü’yü hatırlatan bir acemi Devrimcilikle izah edilebilir. Kötü ve zalim bir devlet, 125 devlet kurmuş bir milletin elinde 600 sene yaşamazdı.
Osmanlı Devleti, Viyana kapılarına keyif çatmaya gitmemiştir. “Şer kalelerini yıkmaya” yani doğuyu yakıp yıkan Haçlıları susturmaya gitmiştir. Çünkü son haçlı seferlerinden olan 1396 Niğbolu Savaşında İskoçyalılar bile vardır.
Doğuya 13 sefer yapan bu zalim adamları, kendi sahalarına hapsetmeden İstanbul’un ve iki yakasının bize yar olmayacağı anlaşılmıştır. Eğer 1699’da çekilme Macaristan’dan, Belgrad’dan değil de Batı Trakya’dan başlamış olsaydı, bugün muhtemelen Türkmenistan’da çobanlık yapıyor olacaktık.
Osmanlı fetihlerinin, “Anadolu’nun Vatanlaşmasına” olan katkısını bile hesap edemeyenden Türk Milliyetçisi olmaz. Evet, Osmanlı’nın Türkmen’den çekindiği, Avşar’ı hor gördüğü doğrudur; ama bunu 3 Mayıs 1944’te milli devletin İnönü’sü de yapmıştır. 12 Eylül 1980’de Kenan Evren de yapmıştır.
Sarayı, saltanatı sevmek zorunda değiliz, ancak, Osmanlı Devletinin yetiştirdiği Kemal’ler, geride bıraktığı topraklar ve medeniyet mirası, Milliyetçilerin Osmanlının günahlarını affetmesi içim yeterlidir.
Osmanlı eleştirilerinde, sanki Milli Devletler çağında yaşıyormuşuz da “milli eğitim almış bir padişah milli değerlere ihanet etmiş” gibi anakronik bir tuzağın içine düşülüyor.
Tarihi olayları, dönemin şartlarına göre değerlendirmek metodik bir mecburiyettir. Biz asıl bugünkü milliyet kaçkınlarına bakalım. Asıl tehlike buradadır.
Osmanlının Türkmenleri asıp kestiği, “Türk düşmanı” olduğu iddiası palavradır. Bazı devşirme paşalarda bir kompleks görülebilir. Ancak Osmanlı sultanları, isyancıyı veya tehditkârı “seçerek” kesmemiştir. “Kutsal görevlerimiz var; isyan eden babamın oğlu olsa keserim!” demiştir ve 1603’e kadar kesmiştir. Sonra kardeşine merhamet gösterince de yavaş yavaş bitmiştir.
Osmanlı Devleti, “edebiyle oturan adamı” kesse önce Rum’u, Ermeni’yi, Sırp’ı, Hırvat’ı keserdi.
Bir Cumhuriyetçi olarak Saltanatı ve sultanlık müessesesini sevmeyebiliriz. Ancak bu durum, düşünce disiplinimizi bozmamalıdır. Hiç kimsenin bu milleti tarihsiz, kaidesiz, köksüz bırakmasına razı olamayız. Osmanlı tarihi hatasıyla sevabıyla bizimdir.
Sembolü üç hilal olan ve yeniden dünyaya hükmetmenin yolunun geçmişte baş gösteren hastalıkların tedavisinden geçtiğine inanan MHP gibi bir partiye gönül vermiş insanların, kaba seslerle Osmanlı düşmanlığı yapanları hoşgörüyle dinlemesi beklenemez!
Popüler kültür dilimize, bölücülük coğrafyamıza saldırırken; biz de kendi tarihimize saldırmayalım!

Şükrü Alnıaçık

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.