DOLAR 5,7273
EURO 6,3451
ALTIN 277,7
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Osmanlı Borçları ve Rant Sarayları!

19.01.2015
137
A+
A-

Osmanlı Devleti, iflasını ilan ettiğinde, 32 Rumeli sancağında olduğu gibi Kosova’da da her Cuma Halife adına hutbe okunuyordu. Rumeli bizimdi. Kıbrıs bizimdi. Tunus bizimdi. Mısır ve Arabistan bizimdi. Suriye, Irak ve Kafkasya bizimdi. Ege adaları ve Girit bizimdi.
Devlet, 1854’te Kırım Savaşı sürerken İngiltere’ye borçlanmalara başlamış ve 1874 yılına kadar 15 ayrı dış borçlanma (istikraz) yapmıştı. Toplam 239 milyon lira borçlanmıştı; ama ağır faiz yükü nedeniyle hükümetin eline yalnızca 127 milyon lira geçmişti.
İşte o ilk borçlanma günlerinde 11 Haziran 1856 tarihli Ceride-i Havadis gazetesi, 7 Haziran 1856’da, “Dolmabahçe sarayı’nın resmen açıldığı” haberini verdi.
5 Milyon altına mal olan sarayda Sultan Abdülmecit, sadece altı ay, II. Abdülhamid, sekiz ay yaşayabilmiş; Abdülaziz ve V. Murad bu sarayda tahttan indirilmişti.
5.320 kişinin hizmet verdiği sarayın yıllık masrafı “2 milyon sterlin”di.
Devlet-i Aliyye, bir yandan borçlanıyor bir yandan da saray yaptırıyordu. Şeyh Şamil’in Kafkas direnişinin sona erdiği ve Ümmet-i Muhammed’in Karadeniz’de balıklara yem edildiği 1865’te Halife, bu kez de boğazın karşısındaki “Beylerbeyi Sarayı”nın açılışını yapmıştı.
Padişahımız, senede belki de iki ay kalacağı bu yazlık sarayla tatmin olmamış; bahçesine, bir Mermer Köşk, bir Sarı Köşk, bir Ahır Köşkü yaptırmış yanına da iki küçük Deniz Köşkü attırmıştı!
Ruslar, Ümmet-i Muhammed’i Sibirya’ya daha kolay sürebilmek için demiryolu ve lokomotif yapıyordu. Emirü’l-müminin ise saray üstüne saray yapıyordu.
1857’de Abdülmecid’in, II. Mahmut’un eski sarayını yıkarak başlattığı “Çırağan Sarayı” inşaatı 1871’de bittiğinde toplam masraf “2,5 milyon” altını bulmuştu.
Sarayının paha biçilmez işlemeli kapılarından 1.000 altın değerinde olan biri, Sultan II. Abdülhamid tarafından, onu çok beğenen Almanya İmparatoru Kayzer Wilhelm’e hediye edilmişti.
Ne de olsa “borç yiğidin kamçısı… misafir velinimetimizdi!..”
Koskoca Sultan Hamid, eksik kapılı sarayda nasıl yaşardı!..
1880’de, eski “Yıldız Sarayı”nın yanına bir saat kulesi, bir porselen atölyesi bir de cami yaptırdı. Artık burada yaşayacak; ölürse de burada ölecekti.
Bu borçlanma yıllarında inşa edilen Dolmabahçe Sarayı’na 5 Milyon Altın, Çırağan Sarayı’na 2,5 Milyon Altın harcanmıştı.
Net rakamları olmayan Beylerbeyi Sarayı ve Yıldız Sarayı müştemilatı için 5,5 Milyon Altınlık bir harcama yaptığımızda, bu dört saraya toplam 12 Milyon altın harcandığı görülecektir.
Hamit altını üzerinden hesaplarsak bunun kaba karşılığı, bugünün parasıyla 8 Milyar Liradır. Binlerce işçinin, ustanın ve sanatkârın, dünyanın değişik noktalarından satın alınan mermerlerle çalıştığını düşünürsek saray başına ortalama 2 Milyar lira mantıklı rakamlardır. Nitekim bugünkü kaçak saray da hemen hemen bu paraya çıkmıştır.
İnsanların aklına hayaline bir tane fabrikayı bile çok gören bu masrafların, dış borçlanmaya olan katkısına dönecek olursak:
Saray başına yıllık masraf ortalama 1 milyon Osmanlı lirası… Yani 4 aktif sarayın yıllık masrafı 4 milyon lira, 1854’ten 1879’a kadar geçen 25 yılda “100 milyon” liradır.
4 Sarayın yapımında kullanılan 12 Milyon altını, Sterlin TL paritesi üzerinden nakite çevirince ortaya çıkan “240 Milyon” liralık yapım masraflarını da eklersek 25 yılda saraylara yapılan toplam masrafın “340 Milyon” lira olduğunu görürüz. Haydi yanıldık, maliyetleri iki misli hesapladık diyelim. Bu rakamı ikiye bölsek bile ortaya çıkan saray masrafı, “170 milyon” Osmanlı lirasıdır.
Şimdi anladık mı Osmanlı Devleti, neden 15 ayrı istikrazla, “239 Milyon” lira ağır faizli dış borç alıyor ve para eline geçene kadar kuşa dönüp “127 milyon” liraya düşüyor?..
Halife-i ruy-i zemin uğruna, Yemen çöllerinde yıllar tüketip, kamış kökü yiyen Anadolu askerine kumanya götürmek için mi?
Hayır!.. Sarayda, muvazzaf subayların ikibuçuk katı maaşla çalışan Fransız aşçıların hazırladığı adı duyulmamış yemekleri afiyetle yemek için.
Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyetine devredilen borç miktarı, “84,597,495 TL”dir. Bu paralar işte o sarayların paralarıdır.
Saray otelleri ve boğaza nazır kafelerini de bugün meşhur AKP’lilerin kardeşleri, yeğenleri, dünürleri ve çocukları çalıştırmaktadır.
Bu av köpeklerindeki Osmanlı merakının çapı; işte böyle “rant sarayları”nın bahçesiyle sınırlıdır.

Şükrü Alnıaçık

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.