DOLAR 5,7375
EURO 6,3553
ALTIN 277,9
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

“OĞLUM BAK GİT”

Hiç kimseyi, hiçbir düşünceyi, hiçbir mesajı olduğu gibi kabul edip “işte hakikat bu” demek doğru değildir. İlahi buyruklar istisna. Onda bile, meallerden kaynaklanan anlaşmazlıklar vuku bulur ki, işte mezhepler filan da böyle zuhur eder.

 

Bazı şahsiyetlerin düşünce sistemleri içerisindeki bazı aşırılıklarına bakarak onu tümden daire dışına çıkartmak hiçbir namuslu milli vicdan sahibi kişiye yakışmaz.

 

Mecnun’un Leyla’sına, Ferhat’ın Şirin’ine, Kerem’in Aslı’sına sevdası ne ise Atsız’ın milletine sevdası da odur. Sevdasını, dağları delerek ifade etmek ne kadar ayıplanabilirse, Atsız’ın milletine sevdasını ifade şekli de ancak o kadar ayıplanabilir.

 

Kaldı ki; ülkemizin bir Afganistan olmaması için 80 öncesi verilen şerefli mücadelenin aynısını tek başına 1940’larda veren Atsız’ın bu mücadelesi bile tek başına takdire şayandır. Yüreği Türk olan herkes bu hakikati kabullenir ve kendini ifade tarzındaki bazı duygusal tepki ve aşırılıkları anlayışla karşılar.

 

Dolayısıyla, tarihe mal olmuş Türk münevverlerinin doğrularıdır bizde onlara karşı bir muhabbet oluşturan. Armudun çöpü, üzümün sapı diyerek kimse Atsız’ı Türk yüreklerimizden söküp atamayacaktır, böyle biline.

***

 

Nihal Atsız’ın ırkçılığını, suçmuş gibi arada bir gündeme getirmek bir yana, onun Türk olmadığını ima etmek alçaklığını yapanlar bilsin ki Türk’ün son yüzyılda ortaya çıkardığı önemli şahsiyetlerden olan Atsız Bilge’yi Türk yüreğimizden hiç kimse kazıyıp atamayacaktır.

 

Günlerdir düşünüyordum, “ayarsızın birinin” lafı döndürüp dolaştırıp meseleyi “Türk soyundan değil” noktasına getirip AKP’ye lojistik destek vermesine nasıl cevap vermeli, nasıl bir üslup kullanılmalı diye. Soy sop meselesine asıl ilgilisi neden cevap vermiyor, ben asıl “Türk Milliyetçiliği bitmiştir, ayaklar altındadır” şerefsizliğine cevap vermeliyim, “Atsız Türk değildi” kısmına evlatları cevap vermeli diye düşünürken…

 

Nihayet Yağmur Atsız “bu ayarsıza” gerekli cevabı vermiş Star’daki (01 Şubat 2013) köşesinde. Üstelik bu lağım faresine cevap verirken kibarlığı da elden bırakmayıp hıyar mertebesine yükseltmiş Mümatzer’i.

 

Vakit’teki Hüseyin Üzmez’in Zaman’daki versiyonu Mümtazer’in her dediğini dikkate alıp cevap vermeye kalksak sanırım işi gücü bırakıp tüm mesaimizi oraya yönlendirmemiz gerekir… Ki zaten bu lağım farelerinin de istediği bu. Böylelikle hem gündemde kalıp meşhur olacaklar hem de bizleri böyle şeylerle meşgul edip memleketi sahipsiz bırakacaklar. Tam bir Hasan Sabbah taktiği.

 

Tecavüz ettiği öğrencisiyle evlenmek zorunda kalıp yıllarca kahrını çeken eşini boşayan… Sonra da başka bir öğrencisiyle aşk yaşadığı için, tecavüz ederek evlenmek zorunda kaldığı eşi tarafından boşanan… Bir ahlaksızın “verbal mastürbasyonu”, emekli imam maaşıyla Amerika’da 50 hizmetkârlı villada yaşayan muhtereme zevk veriyor olsa da, bizim cenahtan da bu ahlaksızı adam yerine koyan bir takım gafiller olması ihtimaline karşı bunları yazayım da herkes anlasın itibar ettikleri kişinin karaktersizliğini. Yoksa kimsenin özel hayatını deşifre etmek değildir buradaki maksadım.

 

Yani demem o ki, önce adama bakın adam mı diye, sonra yazdıklarına bakarsınız.

 

Akşamları pezoluk yapan adamı, gündüzleri Din ve Ahlak Bilgisi dersine hoca olarak görevlendirmek ne kadar mantıklı ise günümüzün Ali Kemal’i Mümtazer’den “Türk, Türklük, Milliyetçilik” dersi almak da o kadar mantıklıdır.

 

Atsız’ın Irkçılığı meselesine gelince;

 

İzlemişsisinizdir. Yapışkan arsız çocuğun çöpçüye musallatını. Çöpçünün, belki binlerce kez “oğlum bak git” demesine rağmen musallat olan çocuk bir türlü yakasını bırakmıyor. Sabrının son zerresini de tüketen adam “eh artık günah benden gitti” diyerek elindeki süpürge sopasıyla çocuğun kafasını gözünü dağıtıyor.

 

Şimdi bu adamı “çocukları dövüyor” diye kim kınayabilir?

 

1930’lı 1940’lı yıllarda devlete musallat olan komünist kadrolaşmaya, devletteki Türk kıyımına karşı neredeyse tek başına mücadele eden Atsız defalarca makale yazıp “Oğlum bak git” diye yetkilileri uyarsa da, mesele neredeyse şimdiki gibi “Türk filan yok” noktasına gelmiş, hatta 1944’de münevverler “Türk” olmakla suçlanarak tabutluklara konmuştu. Sabrının son zerresini de “oğlum bak git” ile harcayan Atsız, biraz da gençliği uyandırmak maksadıyla “Madem öyle, işte böyle” deyip romantik milliyetçiliğini daha etkili ifade etmek için “Irkçıyım, var mı diyeceğiniz” demiştir. Yani Atsız elindeki süpürge sopasını kafalarına indirmiştir bu arsızların.

 

Atsız eğer şimdiki namussuzların suçladığı gibi antropolojik bir ırkçı olsaydı, Slavlaşmış Macarlar ve Bulgarları da “Türk dairesi” içine almazdı. Bunu anlamak için biraz namuslu bir Türk olmak gerekir. Yoksa Mümtazer gibi Türk soyundan gelmek, Profesör olmak filan yetmez. Az biraz da namus gerekir.

 

(Yağmur Atsız Arnavut asıllı M. Akif’i Türk asıllı Mümtazer’e tercih ettiğini yazmış. O kadar ötelere gitmeye gerek yok. Ben Macar Jobbik partisi lideri Gabor Vona’yı milyon tane Mümtazer’e tercih ederim.) (Hah şimdi bu Vatikan İslamcılarına bir malzeme daha çıktı işte. Hıristiyan Gabor Vona’yı Müslüman Mümtazer’e nasıl tercih edersin, yoksa sen de mi Hıristiyansın diye beni eleştireceklerdir eminim, lakin bu, küçük Süleyman’ın bile umurunda değil, bilesiniz)

 

Atsız’ın o noktaya gelmesi ve fikirlerini daha çarpıcı biçimde ifade etmek için, romantik yapısının da bir sonucu olarak “Irkçıyım ulan, var mı diyeceğiniz” şeklinde düşünceler üretmesine, bugünden bakıp suçlamalar türetilmesi… “Şehzade Mustafa, kendisini sefere davet etmediği için, ordu toplayıp payitahta yürüyeceğine Babası Kanuni’yi cepten arayıp sebebini sorsaydı öldürülmezdi” demekle eşdeğerdir.

 

Böyle saçmalamak için ya çocuk olmak gerekir veya profesör unvanlı bir merkep.

***

 

Bu lağım faresine soy-sop ile ilgili gereken cevabı Yağmur Atsız, hıyar mertebesine yükselterek vermiş, ben asıl “Türk Milliyetçiliği Ayaklarımız Altında” kısmına cevap verecektim, mesele uzadı, yer kalmadı maalesef. O da başka yazının konusu olsun inşallah.

 

Şu kadarını yazayım da öteki makaleye bir giriş olsun bari.

 

Evet bugün Türk Milliyetçiliği maalesef en kötü günlerini yaşamaktadır. Bir zamanların Milliyetçi münevver insanlarının yetiştiği Türk Ocakları AKP’nin dümen suyunda, ne şiş yansın ne kebap mantığında.

Türk Milliyetçiliği ile programını şekillendiren siyasi oluşum bir türlü bünyesini “Partide İktidar” olmak mücadelesinden “Ülkede İktidar Olmak” mücadelesine döndürmeyi akıl edemiyor.

 

Meclisteki ülkücü, görevinin sadece yeni yasalara “evet-hayır” demek olduğunu sanıyor. (Türkçeden başka dil ile savunma hakkı yasalaşırken mecliste kıyamet kopmalıydı)

 

Sokaktaki ülkücü “Bu ne ya, biz her seferinde bu 50-60 kişiyi seçme memuru muyuz, oy dediniz verdik, can dediniz verdik, güneş doğsun artık, yeter, ya o kanunları engelleyin ya o meclisi yıkın başlarına” noktasında.

 

Hal böyle olunca da baş olan ayaklardan aldığı cesaretle merkepler “Türk Milliyetçiliği Ayaklarımız Altında” diye anırmaya açıkça devam ediyor.

Şimdilik “Oğlum bak git” demekle yetinelim.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.