DOLAR 5,6851
EURO 6,2939
ALTIN 272,1
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Sağanak Yağışlı

ODTÜ ve Üniversitelerdeki kaynama

26.12.2012
60
A+
A-

ORHAN KARATAS

İktidarın Türkiye’nin derin ve büyük meselelerini bir kenara bırakıp kendi derdine düşmesi, özel hesaplarını öne çıkarması, ülke ve millet düşmanları için bulunmaz fırsatlar doğuruyor. Bölücü terörün nereden nereye geldiğini, Türkiye hesabı olanların hangi mesafeleri kat ettiğini içimiz sızlayarak izliyoruz. Bu kadarla da kalmıyor. Fırsatı ganimet sayanlar yeni oyun alanları, yeni ihanet kulvarları buluyorlar. Bunların başında da ne yazık ki Üniversiteler geliyor.

Üniversite ve şiddet yan yana olmamalı

ODTÜ’de başbakana yönelik protestolar ve sonrasındaki gelişmeleri bütün Türkiye yakından izledi ve izlemeye devam ediyor. Bilim ve öğretim yuvalarının bu durumlara düşmesini anlamak da, kabul etmek de hiçbir şekilde mümkün değildir. Sebep her ne olursa olsun Üniversite ve şiddeti yan yana getirmek bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. ODTÜ’de yaşananlar ne kadar yanlış ve tehlikeliyse, hükümetin ODTÜ ve genel olarak Üniversitelerdeki olaylara yaklaşımı ve bakışı da o kadar tehlikelidir. Mesele basit bir güvenlik zafiyeti, haddi aşma veya orantısız güç kullanımı değildir. Hükümet belki farkında değil, ama özellikle son dönemlerde Üniversiteler kaynıyor. YÖK’ü ele geçirmiş olmak, her Üniversite’ye kendilerine yakın bir Rektör atamak ve yönetim oluşturmak iktidarı tatmin edebilir, anacak kaynamayı durduruyor. Daha da önemlisi zafer sarhoşluğuna kapılanların tehlikenin boyutlarını hala fark edememiş olmalarıdır.

Ne çözüm var, ne tedbir

İğnenin ucu kendilerine dokunduğu için ODTÜ yönetimini ve olay çıkaran öğrencileri hedefe koymak belki siyasi fayda sağlar. Ama işin esasına yönelik ne bir çözümdür, ne de tedbirdir. Önemli olan bütün bunlara meydan vermeyecek bir düzeni kurabilmektir ki, AKP’nin bir niyetin bulunmadığı anlaşılıyor. Yeni YÖK tasarısın da Üniversitelerin, özellikle de özel Üniversitelerin mütevelli heyetleri aracılığıyla ranta yönlendirilmesinin dışında bir yenilik getirmeyeceği görülmektedir. Oysa Üniversitelerdeki kaynamanın yeni ve büyük sosyal sorunlara yol açması kuvvetle muhtemeldir ve acilen tedbir alınması gerekiyor.

Bölücü terörün yeni hedefi

Başta Ankara olmak üzere Türkiye’nin her yerindeki Üniversiteler bölücü terörün hedefi durumundadır. MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin teşkilatlara gönderdiği genelgede belirttiği gibi, Kandil Dağı’ndan sürüler halinde şehirlere intikal eden teröristlerin, başta üniversiteler olmak üzere, her yerde çıbanbaşı olmaya ve eylem sahalarını genişletmeye ahlaksızca gayret edecekleri iyice netleşmiştir. Bu çerçevede bazı üniversitelerde, özellikle ve kasıtlı biçimde milliyetçi-ülkücü öğrencilerin alçakça saldırılara maruz kalması dikkat çekicidir. Üniversite yönetimlerinin PKK’nın fakülte veya yüksek okullarda yuvalanmalarına sessiz kalması ve göz yumması akademik hayatın ahlak, adalet ve insani taraflarıyla bağdaşmamaktadır.

Tehlike büyüyor

Asıl büyük tehlike bölücü örgütün okullara sızmasıdır. İşin ucu kendilerine dokununca ortalığı ayağa kaldıranların, bu tehlike karşısında hiçbir tedbir almamaları tehlikeyi daha da büyütüyor ve yakınlaştırıyor. MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli Ortadoğu’ya verdiği röportajda bu duruma bir defa daha dikkat çekmiş ve şunları söylemiştir: Türkiye üzerinde hesap yapanların yöneleceği ve istismar etmeyi düşüneceği en önemli kaynağın üniversite gençliği olduğu yaşadığımız ve ağır bedeller ödediğimiz tecrübelerimizle sabittir.

1970 ve 1980 döneminde dizginlerinden boşanan gerilim ortamının acı hatıraları tazeliğini hala korumaktadır. Türkiye 12 Eylül öncesi karşı saflarda toplanmanın, ikiye bölünmenin ve düşmanca tutumların ceremesini çok çekti.

Bugün ülkemizi her seviyede yönetenlerin büyük bir bölümü bu kara döneme şahit oldular, Türkiye’nin uçurumun kenarına nasıl getirildiğini yaşayarak gördüler.

Etnik bölücülük

YÖK Başkanı, rektörler, dekanlar ve öğretim üyeleri de bu konuda üzerlerine düşen sorumlulukları büyük bir dikkat ve itina ile yerine getirmelidir.Yandaş medyanın, üniversitelerdeki terör saldırılarını karşıt görüşlü öğrencilerin kavgası diyerek vermesi de ayrıca maksatlı, tek yanlı ve sübjektif yargılara dayalı yayıncılığın sonucudur. Üniversitelerde karşıt görüşlerin mücadelesi değil, etnik temelli bölücü teröristlerin saldırısı ve kırsaldan inerek eylem alanlarını üniversitelere taşımaları söz konusudur. Şunu da hiç kimse unutmamalıdır ki, teröristlere teslim edilecek, bayat tehditlere teslim olacak bir insanımız bile yoktur.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.