DOLAR 5,7511
EURO 6,3852
ALTIN 273,0
BIST 108.659
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Çok Bulutlu

O İranlı Uşağa Soracağım!

18.10.2014
110
A+
A-

17-25 skandalını hiç olmazsa 2015 seçimlerine kadar hatırlamamız gerekiyor. Bu yüzden ben bugün olayın neden devlet sırrı olamayacağını gösteren bir muhakemede bulunmak istiyorum.

Hükümetin borazanlığını yapan gazeteler “Türkiye-İran ticaret hacminin, yıllık 20 Milyar dolara çıkmasının ABD’yi rahatsız ettiğini ve 17-25 Aralık operasyonlarını bunun tetiklediğini” yazmışlardı.
Şimdi usa vurma yöntemiyle ilerleyelim…
“Türkiye, ABD’yi kızdırmak pahasına İran’la neden gizli ticaret yapar?”
Neden 2001’de yani 57. Hükümet döneminde iki ülke arasındaki ticaret hacmi, listenin 15. sırasındayken, 2012’de listenin en tepesine çıkar? Bu boyuttaki değişikliklerin ancak siyasi devrimlerle mümkün olabileceğini göremiyor muyuz?
AKP iktidarında İran’la olan ticaret hacmi, 10 yılda müthiş bir sıçrama yaparak, 15. Sıradan, Almanya, Rusya ve Çin’in ardından 4. Sıraya yerleşiyor. Yani 5. Sıradaki ABD’yi dikkat çekici bir şekilde geride bırakıyor.
Bitmedi… 2002’de birdenbire nasıl oluyorsa Ekonomi Bakanlığı’nın sitesindeki listenin sonunda, sıralamaya bile girmeyen bir “gizli ülke” peyda oluyor. Tabii ki bu gizli ülke muhtemelen İran…
Gizli ülkenin 13 milyar dolarını da İran’ın 21 Milyar dolarına ekleyince deminki listenin ilk sırasına İran yerleşiyor. ABD’nin ambargo uyguladığı İran…
Bu, 1838’den beri görülmemiş ticari partner değişikliğine bakınca, insanın aklına ister istemez zamanın MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç Paşa geliyor. Hani 2002’deki bir toplantıda, “Rusya ve İran’la ittifak arayışı içinde olmamızdan” bahseden Tuncer Paşa…

Buraya kadar bir problem yok. Alternatif dostluklar ve ittifak arayışları, bağımsızlık için gereklidir. Ancak, bugünlerde, özellikle de AKP’nin Suriye krizine müdahale biçimiyle ortaya çıkan tablo, İran’ı bize birinci sıradan ticari partner yapan ekonomik hamlelerin, “milli bir siyasi perspektife bağlı olmadığını” gösteriyor.
Dün bir “İran’cı” sitede üç tane başlık dikkatimi çekti. “Rehber Humeyni” diye bir yazı, “İran’daki mollaların IŞİD’e yönelik tepkileri” üçüncü olarak da “Mihraç Ural’la yapılmış bir röportaj…” Mollaların İran’ı, Esad’ın Suriye rejimine bizim ateist Acilcilerin reisi kadar yakın yani.

Suriye rejimi, AKP’nin Amerikan ambargosuna rağmen ticaretine tavan yaptırdığı İran’dan yüz üzerinden yüz puan alırken Erdoğan, bütün risklerine rağmen Suriye’nin altını oymaya devam ediyor.
ABD’ye rağmen, gizli açık İran’la ticaret yapan, Rusya Federasyonu’nun ticarette Çin’le birlikte ilk üç sıraya çıkaran AKP hükümeti, İran’ın gözbebeği ve Rusya’nın müttefiki olan Suriye’yi paramparça etmek için neden elinden geleni yapsın?
Demek ki… “Dış ticaret, milli politikadan ve stratejik hedeflerden bağımsız yürütülüyor!..”
Yani “gizli ülke” koduyla da saklanan İran ticaretindeki risk, “yeni bir dünya kurulur Türkiye’de orada yerini alır” yiğitliğiyle alınmıyor.
Geriye İran’ı ambargodan koruyacak kadar yakın; onu, ABD, İngiltere ve Fransa’ya alternatif bir dış ticaret kapısı yapacak kadar cesur olabilmenin bir tek anlamı kalıyor:
“Dumanlı havada yüksek hacimli hırsızlık yapmak!..”
“Hesap ver!..” Denildiğinde, rüşvetçiye “o iş devlet sırrı, ona istihbarat bakıyor!..” diyebileceği bir pozisyon yaratmak… Nitekim 87 Milyar doların üzerine gidilince, milli menfaatlere halel getireceği mülahazasıyla 17- 25 Aralık’ta neler yaşandığını hepimiz gördük.
IŞİD’le adı çıkacak kadar mezhepçiliği öne çıkan bir siyasi iradenin, dünyanın en gelişmiş Sünni yapılanması olan Gülen cemaatiyle yaptığı “anlamsız” savaşın konuyla ilgisini, başka bir yazıda kurmaya çalışacağım. Buradaki garabet de ayrı bir sorgulama konusudur.
Özetleyelim: Bütün geleneksel politikaları, AB üyeliği sürecini, BOP Eş başkanlığını, NATO konseptini terk edecek ve ABD’nin bize rağmen Kürt kartını oynaması riskini göze alacak kadar İran’la ticaret yapan bir devlet, Suriye konusunda üzerine vazife olmayan işler yüzünden İran’la bu kadar karşı karşıya gelmezdi.
Bu her yere bulaşan bu kirli mezhepçilik yüzünden neredeyse Azerbaycan’ı kaybedeceğiz!..
İran’la bu kadar riskli bir yakınlaşmaya eğer milli hedefler için gidilmemişse ne için gidilmiş olabilir? Tabii ki “kolay iç edilecek denetimsiz paranın ülkeye girmesi için…”
Benim muhakemem burada sona eriyor!.. Paranın kutu kutu, torba torba nasıl “iç edildiğini” de inşallah seneye “rüşvetçi bakanların” şımarttığı o İranlı uşağa soracağım!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.