DOLAR 5,6875
EURO 6,3505
ALTIN 276,2
BIST 100.026
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

Neler Yaptık Neler Yapmalıyız?

08.05.2014
66
A+
A-

Şükrü Alnıaçık

Önce “Ülkücü” kimliğinin teşekkül ettiği soğuk savaş döneminde yaptıklarımıza bakalım:

a)- O dönemde önceliklerimizden biri, Sovyetler Birliği’nin “sınıfsız milletsiz eşit toplum” idealiyle sömürülen Türk ellerinin bağımsızlık kazanmasıydı. Ülkülerimizden biri buydu. Bunun 90’larda kısmen gerçekleşmesi, “Turan yolu”nda konjonktürü zorladığımızı gösterir.

b)- Yine bir hedefimiz de Türkiye Cumhuriyeti devletinin Komünistler tarafından ele geçirilmesinin önlenmesiydi. Biz sokakta büyük bir fiziki güç tesis ederek bu amacımıza ulaştık. Biz olmasak da ulaşılır mıydı? Bunu bilemeyiz; çünkü Tarih Metodolojisinde “… olmasaydı” diye başlayan cümleler kurmak yasaktır. Biz vardık, Ülkümüze yakışanı yaptık ve sonuç başarıdır.

c)- Bir başka başarımız, Türk gençlerinin fikir ve inanç olarak yabancı fikirlerin pençesine düşmekten kurtarılmasıydı. Bunu da “Ülkücü sayısı kadar” başardık. O günkü şartlarda bu sayıya ulaşmada Alparslan Türkeş’ten daha başarılı bir liderin dünyaya geldiğini bugüne kadar duyan olmadı. 68’lerin özgürlük rüzgârı altında Kapitalist sistem karşıtlığına bindirilmiş sınırsız özgürlük seçeneği dururken, Ülkücü olmak, 13. yüzyılda evliya olmak gibi bir durumdu. Bu yüzden toplumun nispeten daha efendi ve aile bağları güçlü, mahcup ve iffetli kesim, Ülkücülüğü tercih etti.

d)- Böylece milli Ülkülerimiz, bireysel ahlak ve terbiye metotları ile takviye edilmeye başladı. Alp Erenlik, Gazi Dervişlik gibi başarılı bir Turan operasyonun için gerekli olan ferdi tekamül yollarına Türk-İslam tarihinden denenmiş referanslar bulundu. Bu deneyim, Osmanlı kuruluş ve yükselme deneyimiydi. Böylece Ülkücüler, Ahilik, Bektaşilik, Bayramilik, Nakşibendilik gibi Milli tarikatlarla ve Sünniliğin Türkistan kolu olan Maturidilik’le tanıştılar.

e)- Bizim bir hedefimiz de “imanın korunması”ydı. Komünizme giden yol “tarihi maddecilik”ten Darwinizm’den geçtiği ve TÖS’lü “Materyalist” öğretmenler bu amaç doğrultusunda çalıştığı için Ülkü Ocakları, Turan’a giden yolun Kur’an’ın rehberliğinden yani İman’ın korunmasında geçtiği gerçeğiyle erken tanıştılar. Bu tanışma sokak hakimiyeti için verilen mücadelenin etkisiyle bir “savaşçı psikolojisi”ne dönüştü. İşte “Türk-İslam Ülküsü” kavramı bu ortamda sadece ideolojik bir revizyon değil, stratejik bir ihtiyaç olarak ortaya çıktı.

f)- Ülkülerimizin siyasi ihtiyacı, MHP’nin iktidar olmasıydı. Bunu Turan ideali için en önemli basamak olarak görüyorduk. Türk Birliğine doğru yürürken önce 100 Milyonluk büyük “Milliyetçi Türkiye”yi kurmalıydık. Bunun için önce Milli Eğitime hakim olarak Türkçü Turancı gençler yetiştirmemiz gerekiyordu.

Bizler 15-20’li yaşlarda okul bahçelerinden Karadeniz dağlarına, Küllük kahvesinden Tunceli Öğretmen Okulu yatakhanesine kadar Türkiye’nin her yerinde Türk’e özgü bir örgütçülükle Komünist eylemcilerle savaşırken bilinçsiz değildik. Bizim attığımız her taş, sokak hakimiyetinde vurduğumuz her yumruk, duvarlara yazdığımız her kelime, Kırım Tatarlarının, Uygurların, Kırgızların, Özbeklerin atamadığı, onarın yerine atılan birer “Turani mermi” hükmündeydi. O yüzden daha aktif ve Enver Paşa usulü bir Türkçülükten uzaklaştığımız söylenemez.

Biz, Türk Milliyetçilerini marjinalleştirecek silahlı bir mücadeleyi hiçbir zaman meşru bir yol olarak benimsemedik. Parlamenter sistem içinde mücadele eden, İl ve İlçe başkanları sürekli şehit edildiği halde sızlanmayan bir Milliyetçi Hareket Partisi’nin demokratik yoldan iktidar olması için çalıştık. Çünkü mesela “Milli Eğitim” gerçekten milli olmadıkça Turan’ı gerçekleştirecek insan tipini yetiştirmemiz mümkün değildi. “Okullara hâkim olma”nın yolu da “MHP iktidarından” geçiyordu.

Bu yüzden “Ülkücülük, partisiz, siyasetsiz, MHP’siz olmaz” dedik demeye de devam edeceğiz.

Buraya kadar neler yaptığımızı hatırlatmaya çalıştık. “Neler yapmalıyız?”a gelince…

1- Önce, Türk Milliyetçiliğini, 1969-1980 yılları arasındaki 3600 şehitli mücadeleyi yok sayarak MHP deneyiminden yoksun bırakma çabalarına geçit vermeyeceğiz.

2- Sonra “sen daha fazla Milliyetçisin ben daha fazla Türkçüyüm” tartışmalarının “fitne” olduğu konusunda karar kılacağız.

Milliyetçilik ve Türkçülük özünde aynı kavramlardır. MHP, asla taviz vermez. Açılım yapmaz. İdeolojik statükoculuktan, Ülkülerinden vazgeçmez. Öyle bir şey olursa biz MHP’den vazgeçeriz.

3- Partimizin başarısı için elimizden geleni yapacak, lider ve teşkilat değişiklikleri konusunda olmadık zamanlarda yapılan yakışıksız hücumları, “düşman saldırısı” belleyeceğiz.

Çünkü teşkilatın güvenini kazanmış yetkili kurullar ve kişiler dışında kimin ajan, kimin düşman, kimin cemaatçi, kimin AKP görevlisi, kimin Önkibarcık, kimin Perinçik olduğu ve kimin kimi ayartıp tahrik ettiği belli değildir.

Çalışmaya ve anlatmaya devam edeceğiz…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.