NE OLDU, NE OLMALI

NE OLDU, NE OLMALI
24.12.2021
A+
A-

Devlet duygularla değil adalet üzeri akılla yönetilmek durumundadır.

Vatandaşlarının istismar edilmesine seyirci kalmak devlet tavrı olamaz, olmamalıdır.

Türkiye geride bıraktığımız 3 ayda tarihinin önemli çalkantılarından birini yaşadı.

Ekonomik ve sosyal anlamda belirsizliklerin yaşandığı günlerde milletimizin çoğunluğu şaşkınlık içinde gelişmelerin önünde sürüklendi.

Paramızda yaşanan değer kayıpları karşısında ister büyük isterse küçük olsun tasarruf sahipleri birikimlerini korumak için kimi amerikan doları peşine kimileri de altın peşine düştüler.

Kimileri finansal hareket trenine istasyonda binerken çoğunluğu da hareket halinde sürati devamlı artan bu trene atlamaya çabaladılar.

Bu trene binmeye çalışanlara tren şefi ve kondüktörler “bak düşerseniz ayaklarınızı kırarsın” uyarısından başka doğrudan müdahalede bulunmamış, onlara yer açmayı tercih etmiştir.

Hareket halindeki trene atlayanların suçu varsa da trenin sorumlularının bu durumdan sorumluluğunun olmadığını söylemek elbette doğru olamaz.

20 Eylül 2021 tarihinde 8,67 lira olan dolar kuru 20 Aralık 2021 tarihine gelindiğinde 18 lirayı aşmıştı.

3 aylık bu süreçte döviz kuru gerekçe gösterilerek ilk günlerde haftalık ve günlük olarak, daha sonra da anlık artan her türlü gıda ve malzeme fiyatları halkımızı tam anlamında paniğe sevk etmişti.

Sayın Cumhurbaşkanının 20 Aralık 2021 tarihli bakanlar kurulu kabine toplantısı sonrası “Kurdaki dalgalanmaları durdurmak için serbest piyasa ekonomisi içinde yeni araçları devreye alıyoruz.

Tasarruflar değerlendirirken kurdaki yükselişten kaynaklanan kaygılarını gidermek isteyen vatandaşlarımıza yeni bir finansal alternatif sunuyoruz

Bundan sonra hiçbir vatandaşımızın ‘kur daha yüksek olacak’ diye mevduatını Türk lirasından dövize geçirmesine ihtiyaç kalmayacak.” şeklindeki açıklaması sonrası gece olmasına rağmen internet işlemleriyle Türk lirasında çok büyük değer artışı yaşanmaya başlanmış 23Aralık gününde nihayet amerikan doları 11 liranın altına kadar gerilemiştir.

Neler olduğuna bakacak olursak, 3 aylık süreçte yaşananları 2 başlık altında toplayarak değerlendirmek olan-biteni anlamak için yerinde olacaktır.

—Başlıklardan birincisi döviz kurlarındaki yüzde yüzü aşan rekor artışlar,

—İkincisi ise döviz fiyatlarındaki büyük artışın tetiklediği tüm toplumu sarsan fiyat artışlarının sonucu hayat pahalılığıdır.

Yukarda alıntıladığım Erdoğan’ın yaptığı açıklama sonrası dövizdeki büyük değer kaybı haklı olarak sevinçle karşılanmış bir çok şehirde davullu zurnalı gösterilere neden olmuştur.

Elinde döviz dahil hiçbir tasarrufu olmayan vatandaşlarımızın çoğunluğu yüksek bedellerle tasarrufunu dövizin yanı sıra altına çevirenlerin bu gelişmelerden olumsuz etkilenmelerini “beter olun” nidalarıyla karşılamıştır.

İnsanca bir duyguyla vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu öfkelerini böyle ifade ederken devleti yönetenler de bu noktada hiçbir kaygı taşımadıklarını hissettirmişler, mağdurlar ile ilgili herhangi bir sorumluluk alameti göstermemişlerdir.

Devlet duygularla değil adalet üzeri akılla yönetilmek durumundadır.

Vatandaşlarının istismar edilmesine seyirci kalmak devlet tavrı olamaz, olmamalıdır.

—84 Milyonun tamamının hayatını etkileyen, hayat pahalılığı meselesine gelince; Döviz dalgalanmasında stok maliyetlerini bir tarafa bırakarak döviz kurunun geldiği en son nokta üzerinden fiyat etiketlerinin acımasızca değiştirildiğine millet olarak şahit olduk.

Bu süreçte haksız kazanç elde edenlerin önünü kesmek için hemen hemen hiçbir sonuç alıcı tedbir uygulanamamıştır.

Fırsatçılar dünya fiyatları üzerinden tüketici fiyatları oluşturmuşlar 160 liralık unu 400 liraya satmışlardır.

Pazarda satılan döviz kuruyla ilgisi olmayan Türk Çiftçisinin ürettiği ürünler kur artışları bahanesiyle maliyetinin en az 5–10 katına tüketiciye satılmıştır.

Bu vahşi ortamda milletimiz geleceğe dair çok büyük bir kaygıya sevk edilmiştir.

Türk lirası değer kaybederken zam yapmakta acımasız davrananlar gidişat ters dönünce fiyatları indirme konusunda ayak sürümeye başlamışlardır.

Neymiş efendim söz konusu malları en yüksek kurdan almak zorunda kalmışlar!

Kesinlikle yalan..

Tatlı karlarından vazgeçmek istemiyorlar.

Mecbur bırakılmazlarsa bu süreci ufak tefek indirimler geçiştirip fahiş kara devam etmek istemektedirler.

Acımasızca artışına seyirci kalınan fiyatların alınacak tavizsiz tedbir ve kontrollerle gerçek değerlere inmesini temin etmek bu hükümetin boynunun borcudur.

Türk Milleti vahşi kapitalizmin kar hırsına terk edilmemelidir.

Devlet tüm kurumlarıyla hayat pahalılığıyla mücadele etmek durumundadır.

Hangi tedbirler alınması gerekiyorsa alınmalı, tam bir ekonomik seferberlik anlayışıyla haksız kazanç peşinde koşanlar gereken cezayı görmelidir.

Ahmet Orhan

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.