DOLAR 5,7501
EURO 6,3645
ALTIN 275,7
BIST 101.144
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Sisli

Ne Kadar Türk’üz?

23.05.2014
105
A+
A-

Şükrü Alnıaçık

Çevremizde gördüğümüz ve kafamızdaki “Türk imajı”yla çelişen, karikatür tiplerin, ihtiraslı patronların, vicdansız taşeronların, bir kemiğin ardından saatlerce yol gidenlerin, bir çift memeye vatan satanların bizi çok şaşırtmasının sebebi, “tarihsel Türk” algımızın hatalı olmasıdır.

Türk deyince aklımıza hep Battal Gaziler, Ulubatlı Hasan’lar gelmesin. Tarihte farklı fıtrat ve karakterde Türkler de yaşamıştır.

Mesela Moğollara karşı Ahiler direnmiş fakat Kalenderiler direnmemiştir. Bu anlamda, “Türk’sen mesele yok!..” gibi bir anlayışa sahip olamayız. Türklük evet bir meziyettir; ancak ortak bir yaşama biçiminin şekillenmesi için ortak eğitime ihtiyaç vardır.

Tarihte sapkın insan tipinin yaygınlaşmasını önleyenler, ortak davranış kriterlerini töreyle veya hukukla tespit eden ve bunu da eğitimle topluma yayan hükümdarlar olmuştur.

Tarihin her devrinde Türklerin bir kısmı bugünküne benzer zayıflıklar ve disiplin bozuklukları göstermiştir. Bütün Türklerin asil ve savaşçı olduğuna dair bir iddiamız olamaz. Aynı şekilde topluca alim ve sanatkar da değiliz. Hatta 1683 Viyana bozgunundan sonra, son üç yüz yıldır, Türklerin çoğu, gerileme-savunma masraflarının öne alınmasıyla, proteinsiz kalmış, “çarığını yeme noktası”na düşebilmiştir.

Aramıza katılan farklı ırk ve etnik grupların kültürümüze yaptığı olumsuz etki bir yana, kalsiyum ve sair mineral eksiklerine binaen, davranış kalitemizin de bozulduğunu kabul etmemiz mümkündür.

Aksi takdirde dünkü yazımızda olduğu gibi birbirimizin “insanlığını” sorgulamak zorunda kalmazdık.

“Delikanlıların Çanakkale’den dönmemiş” olması, yani üç-dört nesil önce verilen ciddi yiğit kayıpları da Türk kalitesinde bir olumsuzluk meydana getirmiştir.

Bireysel kültürlenme ve psiko-motor gelişmeye bağlı ferdi meziyetler konusu da bu çöküş dönemi problemlerinden nasibini almıştır.

Eğitim sistemimiz, yıllardır tarihten yaralı gelen “birey”i yaralarını sarmadan palazlandırdığı için sistemle barışık olabilen “kariyerci” Türkler, idealist toplumsal düşüncelere kapılarını kapatmaktadır. Bunun aksine, idealizm, arka sıralara, meslek liselerine, edebiyat koluna ve biraz da eşit ağırlıkçılara kalmaktadır. Ülkücü hareketin, Mühendislik fakülteleri yerine Teknik Eğitim Fakültelerinde, Tarih ve Edebiyat bölümlerinde daha güçlü olmasının mantıklı nedeni budur.

Fiziksel ve kültürel açıdan yetersiz bir toplumda özgüven kollektivizmine dayalı bir Milliyetçiliğin yaygınlaşması, son derecede güçtür. Bu meselenin farkına ilk varanlar, Milliyetçiliği siyasetin merkezine alan Mustafa Kemal Atatürk ve Alparslan Türkeş olmuştur.

Milliyetçiliği, İstanbul harbiyelilerinin, kentli Türkler’in hatta, Osmanlı çöküş buhranlarının dışında kalmış Kırımlı, Kazanlı, Azerbaycanlı Türklerin etkinleştirmesi tesadüf değildir.

Bugün bir pazar yerinde veya alış veriş merkezinde çevrenize baktığınız zaman Battal Gaziler, Ulubatlı Hasanlar göremezseniz. Hiç şaşırmayın.

Hatta, “kim bu adamlar, bizim o şanlı Türkler nerede?” diye sormanız da mümkündür. Oysa en yakın özel kuvvetler birliğinin talim alanına gittiğiniz zaman, tarihi hangi Türklerin yaptığı konusundaki sorunuza cevap bulabilirsiniz.

Biz tarihi ordularımızla yaptık, ordudaki disiplin, sözelciyle sayısalcının, endüstri meslekliyle fen liselinin arasındaki bütün farkları olumlu yönde izale edecek kadar sert olduğu için yetenek ve seviye farklılıkları, bir dert olmaktan çıkmaktadır.

Türkiye’de özellikle kitle partilerinde, siyaseti parası olanların veya liderine sadakatle bağlı kalanların yapıyor olması, demokrasiye olan inancımızı zayıflatmıyor. Bu yüzden de askerin siyasete müdahalesinin önlenmesi yönünde atılan adımları olumlu buluyoruz. Ancak bu hassas operasyona yabancı parmağı karıştığı konusunda ciddi kuşkularımız var.

Dünya’da Amerikan ve İngiliz askerliği hariç! askerlik kavramı değersizleştirilirken, Türkiye’de de eğitim sistemi zaten “bireyci” hatta “egoist” insan tipi üretirken Türklere daima “şanlı tarih” yapma gücü sağlayan Türk ordusunun ve onu ehliyetle yönlendiren Türk siyasetinin insan kaynakları konusunda daha dikkatli olmak bugünkü en önemli meselemizdir.

Kendimize sık sık “acaba ne kadar Türk’üz?” diye sormamız gerekiyor. Aksi takdirde yarın, “vatan için yaşayan vatan için ölen” delikanlılar bulmakta zorlanacağız.

Yani bu ordu-millet bir çözülürse.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.