DOLAR 5,7260
EURO 6,3413
ALTIN 276,9
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Milliyetçiliğe saldırıya tarihi cevap

20.02.2013
46
A+
A-

Orhan Karataş

Yine bir Salı günü yaşadık. Parti liderleri grup toplantılarında konuştular. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yaptığı konuşma ile Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının ve devamının masaya yatırıldığı bu ihanet sürecinde, Türk milletinin yüreğine su serptiğine bir defa daha şahit olduk. Arkasından AKP grup toplantısında geldi. Artık çok alıştığımız temelsiz, çarpık, yanlış, içi boş övünmeler, dün söyleneni bugün tersine çevirmeler, üslubun, seviyenin yerlerde sürünmesi ve buna bağlı aslı astarı olmayan suçlamalar, ihanete kılıf bulma çabaları ve bindirilmiş kıtaların kontrolündeki bir tiyatro salonunu.

ALLAH’IM AKLIMA MUKAYYET OL

Sayın Başbakanın sadece birkaç cümlesini hatırlatmanın, ne olup bittiğini anlamaya yeterli olacağı kanaatindeyim. “Devletin kurumlarının İmralı’daki terörist başlı ile konuşması müzakere değildir. Bu çözüm sürecinde bir imkanın değerlendirilmesidir. Bunu kim masaya oturmak olarak sunuyor? Bu nasıl bir kan sevdasıdır, nasıl bir vicdansızlıktır? Bizim teröre taviz verdiğimizi iddia edenler, Hangi tavizi verdiğimizi açıklamayan müfteridir, namerttir. Diyor. Bu konuşmayı dinlerken defalarca, “Allah’ım sen aklıma mukayyet ol” diye dua ettim. Çünkü zerre kadar aklı olanın bu konuşma karşısında hayrete düşmemesi, “pes artık” dememesi mümkün değildir.

MASA TENİSİ OYNAMAYA MI GİTTİLER?

Devletin İmralı’daki terörist başı ile konuşması müzakere değilmiş. Peki, nedir sayın başbakan? Devlet oraya bebek katili ile masa tenisi oynamaya mı gidiyor? Yoksa verdiğiniz televizyonda birlikte maç izleyip, sonrada gönderdiğiniz malzemeyle aletli jimnastik mi yapıyorlar? Belki farkında değilsiniz, ama daha sonraki cümlenizde müzakere yürütüldüğünü zaten itiraf ediyorsunuz. Bebek katilinin devreye girmesinin ve talimat vermesinin çözüm sürecinin imkanı olduğunu ve bunu değerlendirdiğinizi söylüyorsunuz. Bunu zaten biliyoruz da, o imkanın karşılığı nedir? Siz ona hangi sözü veriyorsunuz ki, o da size bu imkanı sunuyor? Bunu bir türlü söyleyemiyorsunuz. Sayın başbakanın sözlerinden bu müzakerenin masaya oturarak değil de, ayakta konuşarak veya sahilde dolaşarak yapıldığı anlaşılıyor. “Bunu kim masaya oturmak olarak sunuyor?” sözü ile anlatılmak istenen bu olmalı. Masaya oturmak kan sevdası ve vicdansızlık, ayakta konuşmak normal ve yasal.

TAVİZİN İSPATI

Gelelim konuşmanın en çarpıcı yerine: Sayın başbakan ,”Bizim teröre taviz verdiğimizi iddia edenler, hangi tavizi verdiğimizi açıklamayan müfteridir, namerttir” diyor. Teröre taviz verildiğini söyleyip de açıklamayan müfteri ve namerttir. Tamam bunu kabul ediyoruz. Peki, teröre taviz verildiğini söyleyenlerin, bunu açıklayıp ispat etmesine ne diyeceksiniz sayın başbakan? Teröre taviz verenler için bulduğunuz bir sıfat var mı? Mesala sıfırlanmış terörün devri iktidarınızda bu noktalara gelmesi, ülkenin kan gölüne dönmesi, ağlamayan ana kalmaması taviz yoluyla olmadıysa, nasıl olduğunu izah edebilir misiniz? Terör yapanların isteyip de elde edemediği ne kaldı? Açın PKK’nının belgelerini okuyun? Siyasi uzantıları BDP’nin taleplerini yanına koyun ve sonra da sizin yaptıklarını üstüne örtün. Nasıl bir birini tamamladığını, nasıl pişti olduklarını çok net göreceksiniz ki, zaten kendi milletvekiliniz ve bakanlarınız terör örgütünün isteyip de alamadığı hiçbir şeyin kalmadığını defalarca itiraf ettiler. Taviz başka nasıl olur? İmralı canisinin yattığı delikten çıkarıp, ona her türlü konforu ve imkanı sağlamak, hatta bir iddiaya göre yatlarda dolaştırıp, otellerde ağırlamak, taviz dışında hangi kelime ile, hangi cümle ile izah edilebilir? Aslına bakarsanız, “taviz” en hafif kelimedir. Doğru kelime, “teslim oldunuz” demektir ki, PKK’nın yıllardır silah zoruyla alamadığı ne varsa teslim ettiniz.

NEYİ ÇÖZÜYORSUNUZ?

Bütün bu teslimiyetin adına da çözüm diyor ve bu masalla milleti oyalıyor ve en ağır ihanetleri bile hazmettirmeye uğraşıyorsunuz. Nedir bu çözüm? Neyi çözüyorsunuz? Sayın Bahçeli grup toplantısında size bunu sordu. Meseleleri başka yerelere çekmeyi, Sivas’ın ötesine sınır çizmeyi bırakın da şu sorulara cevap verin: “Başbakan Erdoğan’a buradan sormak isterim ki; Çözüm nedir ve neleri kapsamaktadır? Çözümün parametreleri ve teklif ettiği hususlar nelerden ibarettir? Başkanlık sistemini tesis etmek, Türk milletini milli tezlerinden koparmak ve hepsinden önemlisi PKK’yla anayasa yapacak kadar çukura düşmek çözümün bir parçası mıdır? Çözüm İmralı canisinin ve kanlı cinayet örgütünün siyasete taşınması için bir müdahale ve bir araç mıdır? Türkiye’nin üniter nitelikli milli devlet sistemini çökertmek için, milletimize çözüm zehri içirilmek mi istenmektedir? Sayın Başbakan çözümle neyi hedefliyorsun ve barış sözleriyle neyi bitirmeye çırpınıyorsun? Bize cevap ver, büyük milletimize bunları açıkla.”

YEDİĞİ EKMEK HARAM

Bütün bunlar milliyetçilik ve milliyetçilere saldırıların sebebini de çok net ve kesin biçimde ortaya koyuyor. İmralı canisi dost edinilmiş, bu ülkenin varlığının, birliğinin ve devamının teminatı olan milliyetçilik ayaklar altına alınmıştır. Bu AKP’nin Türk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’ne bakışında ve İmralı canisi ile kolkola girilerek varılmak istenen hedefi de çok net biçimde ortaya koyuyor. Sayın Bahçeli, hedefi Türk’ü ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek olanlara grup konuşmasında tarihi bir cevap vermiştir. Tamamını haber sayfalarımızda okuyacağınız konuşmanın bir paragrafını hatırlatmakla yetinelim: “Bize göre, Türklüğe hareket eden, milliyetçiliği ayaklar altına aldığını söyleyebilecek kadar ileriye giden birisinin yediği ekmek haram lokma, içtiği su zehir olacak ve boğazına duracaktır. Ayakların baş olduğu Türkiye fotoğrafında, bu sözlerin işitilmesi bir bakıma normal görülmelidir. Varlıklarını küresel ve kanlı hesaplara paspas edenlerin milliyetçiliği ayaklarının altına aldığını uluorta beyan etmeleri ve bununla yetinmeyerek Türklüğe saldırmaları asırlık sömürgeci planların kimlere kadar nüfuz ettiğini göstermesi bakımından anlamlıdır. Şanlı mazimiz, tıpkı Başbakan Erdoğan gibi, Türk milliyetçiliğini ve Türklüğü ayaklar altına almaya heveslenenlerin ne hallere, hangi zavallı durumlara düştüğünün kanıtlarıyla doludur.”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.