DOLAR 5,8148
EURO 6,4683
ALTIN 278,9
BIST 94.896
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Parçalı Bulutlu

Milli irade gaspı

13.02.2014
46
A+
A-

İşin sonunun nereye varacağı, gerçekten de meçhul. “Bu da olur mu?” diyebileceğimiz şeyler, vaka-î adiye haline gelmeye başladı. Bütün değer yargılarımız aşınmaya, bütün kıymet hükümlerimiz ilga edilmeye başlandı. Herkesten korkar, her şeyden şüphelenir hale geldik. Güven duygumuz sıfırlandı neredeyse.

Yaklaşık bir aydan bu yana gittiğim camilerde dikkatimi çeken bir şey vardı. Vaaz eden imamların büyük bir kısmının, konu tercihleri bana ilginç gelmişti. Dedikodu, iftira, fitne ve gıybet gibi kavramlar üzerinde, fazlaca bir yoğunlaşma vardı sanki. Geçtiğimiz cuma günü, cuma namazı için gittiğim camide gerek namaz öncesi vaaz eden Vaiz’in sohbetinde gerekse imamın hutbede anlattıklarında dile getirdikleri ifadelerin ayniyeti, “E yeter artık!” deme noktasına getirdi bizi. Sözünü ettiğimiz vaazların flaş sloganı da “Müslüman, Müslüman’ın ayıbını örter”.

Evet, doğrudur. Müslüman, Müslüman’ın ayıbını, kusurunu örter yüzüne vurmaz ama günahına ortak olamaz, haramını helal sayamaz. Namaz sonrasında sohbet ettiğim imamdan, minberde okuduğu hutbenin, diyanetten gönderilen resmi metin olduğunu öğrendim. Yüksek makamlarda devletimizi yönetenler hakkında dedikodu yapmanın, onlara iftira etmenin ve bu dedikodu ve iftiralara inanmanın ne kadar büyük bir günah olduğuna yapılan vurgu, içinde bulunduğumuz durumun vahametini açıkça ortaya koyuyordu.

Sorular kafamda ardı ardına sıralandı. Vaaz eden vaiz ve imam efendiye sormak geldi içimden; “Bu saydığınız fiiller yenimi günah sayılmaya başlandı?” diye. Varsayalım ki birileri, birileri hakkında dedikodu yapıyor. Rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk, adam kayırma, devlet ve millet malına el uzatma, dedikodudan daha mı az günahtır? Milleti “Biz ve diğerleri” diye bölmek, bu ülkenin vatandaşlarını yüzdelik dilimlere ayırarak, ötekileştirmek daha mı küçük bir fitnedir?

Gerçekten de ilginç bir dönem başlattı ülkemizde bu “17 Aralık operasyonu” denilen gelişme. Kimin kime sövdüğü, kimin kimi saydığı anlaşılmaz hale geldi. Konuyla ilgisi olsun olmasın, iktidarın icraatlarına yönelik en küçük eleştirinin, iktidar sözcülerinin dilindeki karşılığı “Vatan hainliği” oldu.

Diğer taraftan; bakan ve yakınlarının karıştıkları usulsüzlük ve yolsuzluklara dair haberler, özel hayata müdahale, ailelerin içerisine girme olarak değerlendirildi. Oysa bir dönem piyasaya sürülen görüntüler için; “Bu özel hayat değil. Kendi eşiyle mi bir şey oluyor da özel oluyor? Bu geneldir genel. Genel ahlaksızlıktır…” diye seçim meydanlarında atılan nutuklar, hafızalarımızdadır hala.

Sayın Başbakan’ın dilinde 17 Aralık operasyonunun adı “Milli irade hırsızlığı” oldu. Nasıl diyordu Sayın Başbakan; “Hırsızlığın, yolsuzluğun her türlüsü kötüdür, ama en büyük hırsızlık milli irade hırsızlığıdır. Milli iradeyi çalmaya kalkışan kişiler çıkıp da başkasına yolsuzluk iftirasında bulunamaz…”

Yani diyor ki Sayın Başbakan; 17 Aralıkta ortaya atılan yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları, iktidarı bizim elimizden çalmaya yönelik bir milli irade hırsızlığıdır ve bu hırsızlıkların en büyüğüdür. Benim bakanlarımın ve yakınlarımın yaptığı ise küçük hırsızlıklardır, anlamına mı geliyor bu ifade? Eğer bu operasyon milli irade hırsızlığı ise, bir televizyon kanalının yöneticisini Fas’tan telefonla arayarak, en az Sayın Başbakan kadar milli iradenin temsilcisi konumunda bulunan bir muhalefet partisi liderinin beyanlarının yayınlanmasını engellemenin adı ne olabilir? İktidar gücünü ve kanalın kapatılma tehdidini göz önüne aldığımızda, bu eylemin bir tek adı vardır; “Milli İrade Gaspı”.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.