Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Gök Gürültülü

LGBT TEMSİLCİSİ GİBİ ÇALIŞAN ANKARA BAROSU

28.04.2020
A+
A-

Türkiye’de barolar ne iş yapar?

Meslek Odaları, sendikalar kime çalışır?

Tabibler Birliği’nin asli işi nedir?

Bilim adamları, akademisyenler dallarının uzmanlığında çalışacaklarına intihal ile bitirdikleri okullarının semeresini yerler…

İşini bilen az ama haddini aşan çoktur…

Siyaset niye bu kadar çekicidir?

Bir partinin arka bahçesi olmaya heves ile bu gönüllülük onları nereye taşıyacaktır?

Nifakta, toplumu ayrıştırmada öncü olma sevdası, bende birşeyler söyleyeyim de safımı belli edeyim aceleciliği nedendir?

Gönüllü mü yoksa paralı çalışarak birilerinin kalemi mi oldular?

Bu birlikler yurtdışından proje vesaire adı altında para alıyorlar mı?

Bu meslek odaları başkanları belediyelerden ihale, komisyon adı altında rüşvet çarkının içinde kaçıncı dişlide yer almaktalar?

Kaynakları sadece zorla üye yaptıkları meslek sahipleri midir?

Ülkemizin cefakar insanları salgınla boğuşurken, devletin başarısını perdelemeye çalışmak için suni gündem peşinde koşan borozanlar yine ortaya çıktı…

Ankara Barosu haddini aşmıştır…

Yayınladığı ilk açıklamasında ‘nesiller öncesi’ diye bahsettiği İslam’dan duydukları memnuniyetsizliktir…

Sadece kendilerinin yaşamsal hakları olduğuna inanan gözlerle hayata bakan, liberal cehaletin dile gelmesidir…

“Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın insanlığın bir kesimini nefretle aşağılayıp kitlelere hedef gösterdiği konuşmayı şaşkınlık ve ibretle izledik.

Şaşkınlığımız, sesi çağlar öncesinden gelen bu şahsın, bir devlet kurumunun başında oturup söylemini kutsal sayılan değerler üzerine inşa ederek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmesindeki kan kokan cüreti sebebiyledir.

Aldığımız ibretse, içinde bulunan takvim yılında yaşamasına rahmen bundan sekiz-dokuz nesil  önceki büyükleriyle aynı zihinsel ve dogmatik sınırlara sahip olmak için insan onuruna karşı gösterdiği büyük direnişten kaynaklanmaktadır.”

Ankara Barosu

Ne demiş Ali Erbaş?

“Ey insanlar, İslam ZİNA’yı en büyük günahlardan kabul ediyor. Lutiliği EŞCİNSELLİĞİ lanetliyor. Nedir bunun hikmeti?

Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti.

Yılda yüzbinlerce insan gayrimeşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HİV virüsüne maruz kalıyor.

Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim”

Diyanet İşleri Başkanı

Ali Erbaş

Bunu uydurmuş, kişisel görüşünü mü belirtmiş yoksa temsil ettiği dinin hükümlerini mi açıklamış ?

KUR’AN’DA LUT KAVMİ konusu nasıl geçiyor…

“Lut, kavmine dedi ki: “Alemlerde, sizden önce hiç kimsenin yapmadığı ‘fahşayı’ (hayasızlığı) mı yapıyorsunuz? Gerçekten siz, kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz, ‘müsrif'(haddi aşan) bir kavimsiniz.

Lut Kavmi’nin cevabı: ‘Bunları, yurdunuzdan sürüp çıkarın, muhakkak bunlar, temiz kalmak isteyen insanlardır.’ demekten başkası olmadı.

Bunun üzerine Biz, karısı dışında, (Lut’u) ve ailesini kurtardık; (karısı) ise, helake uğrayanlardan oldu. Ve onların üzerine, bir (azap) sağanağı yağdırdık. Bak! Mücrimlerin(suçluların) akıbeti nasılmış?

[ARAF(7)/80-84]”

Tüm Dünya devletlerinin imzası bulunan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi din özgürlüğü hakkında ne diyor?

“Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır.

Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.”

Herşey gayet açık net…

Ali Erbaş’ın Kuran’ın ayetini Türkçe açıklamasında da kanuni yoldan bir sakınca yok…

Peki ne?

Zina, 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) suç olarak tanımlandı. Zinanın suç olmaktan çıkarılması ise 1996-1999 yılları arasında Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirildi…

2002’de AKP’nin hükümete gelmesiyle, zina konusu tekrar gündeme geldi. TCK’nın yenilenmesiyle ilgili çalışmalar sürerken, dönemin Başbakanı Erdoğan ve AKP’li hükümet yetkilileri zinanın suç sayılmasıyla “eşlerin birbirini aldatmasının önüne geçileceğini, kadın erkek eşitliğinin sağlanacağını” savundu…

Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakereleri sırasında, AB Türkiye’yi zinayı suç sayarsa “müzakerelerin zora gireceği” konusunda uyardı. Kadın örgütleri birçok eylem yaptı…

2004’te hazırlanan TCK tasarısında zina yer almadı ancak bu maddenin Meclis görüşmeleri sırasında TCK’ya ekleneceği konuşuluyordu. Kadınlar Meclis görüşmelerini takip etti, eylemler yaptı…

Sonuç olarak 2004’te yenilenen TCK’da zina suç olarak sayılmadı. Ancak Medeni Kanun’a göre zina hala bir boşanma sebebi olarak sayılıyor…

Ve diğer bir Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlayıcı olan anlaşma…

2012’de AB politikaları gereği imzalanan  İstanbul Anlaşmasının zararlarından çok faydası vardır. Kadına ve çocuğa yönelik şiddette devleti bu maddelere bağlayıcı hale getirmiştir…

Maddelerin hepsini okudum ve çoğunun altına imzamı atarım…

Sadece cinsiyetler arası ayrımcılık yapılmasının suç olduğu maddesi LGBT’nin (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transseksüel) önünü açması  ve bunun yaygınlaşması sebebiyle CİNSEL YÖNELİM’e şerh düşerdim…

Madde 3 ve 3.Bendinde,

“Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, CİNSEL YÖNELİM, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.”

Bu tanım tüm AB’ye anlaşmalarla imza koyan ülkelerde çocukların beyinlerine küçük yaşta eşcinselliğin normal ve desteklenmesi manasında kullanılıyor ve küçücük beyinleri zehirleniyor…

Türk örf ve adetlerinin kadına ve çocuğa şiddete karşı bir duruşu vardır…

Ama yıllar içinde yitirdiğimiz bu yazılı olmayan kuralları kendimiz kanun haline getirseydik iş buralara gelmezdi…

Bu anlaşma ile LGBT Derneği kurulmuş ve her alanda normalleştirme çalışmasına adeta destek verilmiştir…

Toplumlarda, tüm dinlerin yasakladığı ama modern Dünya görüşleriyle tezat bir durum oluşmasına sebebiyet verildi…

Kişisel özgürlükler kapsamında değerlendirilip toplumda huzursuzluk yaratılmasına neden oldu…

Dinin sorgulanması ve netice olarak dogma halinden çıkıp yargılanması sonunda Deist ve Ateist inançların çoğalmasına bu maddeler izin verdi…

Sonra da İslam dinini öcü olarak gösterip tartışmayı Diyanet İşleri kapatılsına kadar getiriyorlar…

İşte orda sizi durduracak birileri var…

Tarafımız, Türk İslam Ülküsü’dür…

Bu inanç partiler ve makamlar üstüdür…

Allah’ın Kelamını, Kitabını doğru ve akılcıl anlamlandırmak Türk İslam anlayışının temelidir…

Allah’ın, peygamber efendimiz Hz. Muhammed’e (S.A.V) gönderdiği, yolumuzu aydınlatan Kuran’ı Kerim’in her ayetinin sahibi yüce Tanrı’dır…

Müslümanların dini İslam’ın Anayasa Kıtabıdır…

Hiç bir maddesi değiştirilemez, zamana göre yenilenemez ve ilave yapılamaz…

Onun yeryüzünde temsilcisi de savunucusu da müslümanım diyen herkestir…

Türk İslam Ülküsü, doğruluğu deneyden geçirilmeden, sınanmadan kabul edilen, olduğu gibi benimsenen ayetlerin korunmasında en gerçeği yansıtan anlamlardan oluşmuştur…

Ankara Barosu’nun sözde ilerici bağnaz kafa yapısı ve/veya Vahabilik bağnaz düşüncelerine sahip olanların kafa yapılarının tam karşısında konumlanan ülkücüler varolsun…

Gerçek, hakiki ilericilik ülkücülüktür…

Yeni nesil ilericilik; eksik, çarpıtma veya art niyetli ilericiliktir…

Ülkücü, Türk İslam Dünyası’nın meşalesini taşıyan Bozkurt’tur…

Ülkücü, kişilerden taraf olmaz, davasından taraf olur…

Makamlara saygı duyar, orada oturanın geçmiş yanlışını unutmaz sadece hesap sormayı erteler…

Hz. ÖMER’in kılıcı gibi haklıyı haksızı ayırır, adaleti taraftarlık yapmadan sağlar…

Bugün de Diyanet İşleri makamında en çok ülkücülerin eleştirdiği Ali Erbaş oturuyor…

Mevzuda geçen konu ayette geçtiği gibi olmasaydı önce biz onu eleştirirdik…

Lakin biz Aleme Nizam getirmeye adaysak makamdaki şahsiyetle ödeşmeyi erteleriz ve haklı olan tarafın yanında yer alırız…

Türkiye Cumhuriyeti’nde Allah’ın kelamını tartışmaya açacak olan, değil bir baro başkanı Cumhurbaşkanı olsa, ülkücüler haddini bildirmekten çekinmezler…

Ankara Barosu’nun Başkanı sözlerim yanlış anlaşıldı diye geri adım atsada, Cumhuriyet Savcıları görevlerini yaptı ve hakkında soruşturma açıldı…

Tüm milliyetçi camia bu davanın takipçisi ve savcının yanındadır…

Azdan az, çoktan çok gitmeli ve adaletin terazisi İslam’ı sorgulayan ve/veya yargılayanların kalemini kırmalıdır…

Kırmalıdır ki artık kimsenin böyle bir hadsizliğe cesareti olmasın…

Son söz Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli’ye ait olsun…

“Asıl nefret dili, asıl ilkel ve çağın gerisinde kalmış üslup aynısıyla sözü edilen baroların ruhuna yuvalanmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi Diyanet İşleri Başkanı’nın malum ve gündeme gelen, aynı zamanda manevi bir gerçek olan sözlerine aynen iştirak etmektedir.

Nitekim biz çağlar öncesinden gelen nurlu sesin yaşaması ve yaşatılması konusunda yeminli millet ve maneviyat sevdalılarıyız.”

Sürçü lisan ettiysem affola…

 

Leyla Düzel

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.