DOLAR 5,6851
EURO 6,2939
ALTIN 272,1
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Sağanak Yağışlı

Kuvvetler ayrılığından rahatsızlığın sebebi

19.12.2012
105
A+
A-

ORHAN KARATAS
Kuvvetler ayrılığı demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Halkın yönetime katılmasının, hukukun doğru işlemesinin, yürütmenin elindeki yetki ve gücü doğru ve adil kullanmasının teminatıdır. Kuvvetler ayrılığını kaldırırsanız herşey birbirine girer. İktidarı elinde bulunduranlar sınırsız ve kontrolsüz bir güce ulaşır. Bu gücün her zaman doğru ve yerinde kullanılacağını hiç kimse garanti edemez. Tarih, kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı durumların yetki sahiplerine keyfiyet sağladığını ve bunun sadece o ülkeye değil, dünyaya da felaket getirdiğini gösteren örneklerle doludur.

Düzenin evrilmesi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kuvvetler ayrılığından şikayet etmesi ve bunu bir engel olarak görmesi, aslında düzenin nereye evrildiğinin de çok çarpıcı göstergesidir. Siyasi vesayet düzenine ve bunun doğurduğu ağır sonuçlara, bu ülkede yaşayan herkes zaten bizzat şahit oluyor. Bugün Türkiye’de her şey iktidarı elinde tutması sebebiyle tek kişinin iki dudağı arasındadır. 739 yıllık geçmişi bulunan ve dünyaya mal olmuş, siyaset dışında kalması gereken bir anma programında dahi konuşma yapılıp yapılmayacağına başbakan karar veriyor. Bu kadarı bile yetmiyor ve kuvvetler ayrılığının engel çıkardığı söyleniyor.

İleri demokrasi!

İster istemez akla şu soru geliyor: Acaba o engel de olmasa ne olacaktı? Aslında ne olacağı yine uygulamalardan bellidir. Tamamen kontrolde olmasına rağmen, başbakan açısından yasamada bile sorun vardır. Millet adına karar veren yasama organında çalışma sürelerinden neyin öncelikle görüşüleceğine kadar, her şeye iktidar karar vermektedir. Ancak, sınırlı ve çok zorlaştırılan muhalefet hakkının kullanılması yine de şikayet konusudur. Başbakan muhalefeti çalışmaları engellemek olarak görmekte ve yakınmaktadır. Bu mantığa göre haklı ve doğru olan tek şey iktidara tabi olmak ve önüne gelen herşeyi onaylamaktır ki, bunun adına demokrasi, hatta ileri demokrasi denmektedir. Oysa demokrasiyi diğer rejimlerden farklı ve üstün kılan en önemli özellik muhalefet etme hakkıdır. Zira, iktidar istisnasız bütün rejimlerde vardır. Ancak muhalefet demokrasinin özelliğidir ve vazgeçilmezidir.

Asıl şikayet yargıdan

Asıl büyük şikayet yargıdandır. Belli ki yargıyı yönetme ve yönlendirmede kat edilen mesafe yetersiz görülmektedir. Daha kısa süre önce bizzat başbakan yargıya talimat verdiğini ağzından kaçırmıştır. Bu şartlarda dahi kuvvetler ayrılığının ve kast edilen anlamıyla yargının engel çıkardığını söylemek, niyetin de, hedefin de ne olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yargı yetkisinin de iktidarda olması gibi bir beklentinin ve hesabın olduğu anlaşılmaktadır ki, buradan sağlıklı ve adil bir sonuç çıkacağını beklemek beyhudedir. Bağımlı yargıdan, bağımsız sonuç çıkmaz. Türkiye bunu ihtilal dönemlerinde yaşamış ve bedelini çok ağır ödemiştir.

AKP usulü başkanlık sistemi

Başkanlık sistemi hesabının kuvvetler ayrılığını tamamen ortadan kaldırıp, tam ve sınırsız bir yetki kullanmaya dayalı olduğu, meclise gönderilen teklifin ayrıntılarından ortaya çıkmıştır. O teklifin öngördüğü bir başkanlık sistemi bugün dünyanın hiçbir yerinde uygulanmıyor. Zaten böyle olduğu içindir ki, adına da “Türk usulü başkanlık sistemi” diyorlar. Evet, Türkiye’nin geçmişinde başkanlık sistemi benzeri yönetimler vardır. Osmanlı’daki padişahlık bugünkü başkanlık sistemi ile izah edilebilir. Ancak, orada bile yetki ve imkanlar sınırsız değildir. Kendi içinde denetim mekanizmaları vardır. Oysa AKP’nin teklifi başkana meclisin feshinden, yargı organlarına müdahaleye kadar sınırsız bir yetki öngörüyor. Bu şartlarda getirilen teklife, Türk usulü demek yerine, “AKP usulü başkanlık sistemi” demek, çok daha doğru ve yerinde olacaktır.

Yanlışı düzeltmek yıllar alır

Başbakanın Konya konuşmasında 28 Şubat ve askeri müdahalelerden şikayet ederek sistemi eleştirirken, benzer bir sistemi kendilerinin kurmaya çalışması bir çelişki gibi görünse de, sınırsız güç kullanımının iktidar sahiplerini getirdiği noktanın ibret veren bir yansımasıdır. Sayın başbakan “Türkiye 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta 12 Eylül’de ve 28 Şubat’ta anti demokratik girişimlere maruz kaldı. Bunların ağırlığını maalesef yıllar boyunca omuzlarında taşıdık” diyor. Bu çok doğru ve haklı bir tespittir. Eksik olan bugünkü durumdur. Bugün yapılan yanlışların, siyaset vesayetinin ağılığını da yıllar boyunca yine bu millet omuzlarında taşımak zorunda kalacak. Nitekim, meseleyi sadece ekonomik maliyetiyle ele alacak olsak dahi; AKP’nin kendisinden sonraya derin ve büyük bir enkaz bıraktığı, bütün göstergelerin ve devletin resmi rakamlarının ortaya koyduğu bir acı gerçektir. Kuvvetler ayrılığını eksiksiz çimde oturtmaya, demokrasiyi tam anlamıyla işletmeye, bu dönemin yaralarını sarmaya, hesabını sormaya, borçlarını ödemeye, bedelini karşılamaya ve yanlışlarını düzeltmeye ne yazık ki çok uzun yıllar gerekecektir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.