DOLAR 5,8728
EURO 6,4703
ALTIN 282,3
BIST 95.223
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu

KRİPTO YAPI

KRİPTO YAPI
22.07.2019
3.182
A+
A-

Son yıllarda hayatımıza varlığından haberdar olmadığımız, Kripto

Komplo

Kalkışma

Proje

Takiyye

İltisak

İrtibat gibi kendileri eski ve yabancı kökenli kelimler günlük hayatımıza girdi. Bu kelimelerin günlük hayatımızın başköşesine kuruluşunun başlangıç noktası kanlı, hain

15 Temmuz kalkışmasıdır.

Türkiye, Osmanlı Sultanı İkinci Mahmut’un 1826 yılında Yeniçeri Ordusunu lağvetmesiyle başlayan son 200 yıldır bir değişimin, yeniden doğuşun sancılarını çekmektedir.

Türk Milleti bir ordu-millet olması ve Türk devletlerinin Mete Han’dan bu yana birinci kurumunun hep Ordumuz olması nedeniyle tarihimiz bir anlamda ordumuzun tarihiyle paralellik gösterir.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Cumhuriyetin ilanından itibaren yeni devletin ve rejimin iç ve dış tehditlere karşı koruyucu ve kollayıcı görevini benimsemiştir.

Ne yazık ki birçok defa rejimi koruma refleksiyle Milli Egemenliği dolaysıyla rejimi kesintiye uğratmıştır.

Türk Ordusu, 15 Temmuz 2016’ya gelinceye kadar belli periyotlarda iktidarların kimi zaman popülist olmakla birlikte özünde iktidarlarını sağlamlaştırmak üzere halkın taleplerini karşılama arzusuyla yaptığı icraatlardan kaygıya kapılarak emir-komuta zinciri içinde zaman zaman müdahil olmuştur.

Ancak arada teşebbüs edilen birkaç küçük silahlı kalkışmayı saymazsak bir kısım ordu mensubunun sivil irade sevk ve idaresinde yaptığı tek kalkışma 15 Temmuz ihanetidir.

Olayın üzerinden geçen üç yılı aşkın zamanda Ülkemiz büyük değişikliklere maruz kalmıştır.

Hükümet sistemimizden devlet bürokrasisine kadar bir çok noktada değişiklikler yaşanmış, ordumuzun kadrolarında önemli tasfiyeler gerçekleşmiş, gerek doğrudan, gerekse dolaylı kalkışmaya destek veren unsurlar yüz binleri aşan sayıda yargılanmış, tutuklanmış ve mahkum edilmiştir.

Tüm bu yaşananlara rağmen devlete sızan, siyasi partilerde etkinlik kazanan bu ihanet hareketi, maalesef ne tam anlamıyla ortadan kaldırılmış ne de kontrol altına alınabilmiş değildir.

Fetö yapılanmasının tarihi, yetmişli yılların ortasına kadar uzanmış olmakla birlikte esas gelişmesini 80 ihtilali ve sonrasında sağladığını görmekteyiz.

İlk başlarda orduya daha çok teknik sınıflar ve altsınıflar seviyesinde sızan Fetö, 12 Eylül döneminde okullaşmaya ve orduya subay düzeyinde de sızmaya başlamıştır. En büyük gelişmesini AK Parti iktidar döneminde sağladığı tartışmasızdır.

Doğrudan iktidarın ortağı haline gelip Dış İşleri Bakanlığından, İç İşleri Bakanlığına, üniversitelerden MİT gibi en mahrem yapılara kadar hakimiyet kurması bir takım yerli ve yabancı hamilerinin yardımıyla elde ettiği yetişmiş insan gücünün eseridir.

Temel öğretisi İslami terminolojide yerini bulan “takiyyecilik” olarak ifade edilebilecek bu örgütün kendisini ve hedeflerini gözlerden kaçırması hiçte zor olmamıştır.

Fethullah Gülenin bağlılarına söylediği “ kamış olup fırtınada kırılacaklarına, ekin olup eğilmeyi” esas anlamından uzaklaştırarak düstur edinmişler, riya ve yalanı hareket tarzı olarak benimsemişlerdir.

Bu temel prensip tüm Fetöcülerin ruhuna işlemiştir.

Fetöcülerin psikolojik ve sosyolojik analizleri bir yana son zamanlarda hükümetin kendileriyle mücadele konusunda yorgunluk belirtileri göstermesi ve iktidarı kaybetme korkusu bu hain örgütün tekrar cesaret bularak faaliyetlerine hız vermesine zemin yaratmıştır.

Şüphesiz yeniden etkinlik kazanmak için faaliyetlerini arttırmasında özellikle 31 Mart yerel seçimlerinde büyük metropolleri muhalefetin kazanması etkili olmuştur.

Şimdi de AK Parti içindeki uzantıları yeni siyasi oluşumlar vasıtasıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yönetimden uzaklaştırmak için faaliyetlerini arttırmıştır.

Adı cemaat olan bu yapıyı tanıyan herkesin farkına vardığı gibi sessizlik bürünmüş olanlar, sokakta beşinci kol çalışmalarına hız vermiş, hatta hücre çalışmalarına yeniden başlamışlardır.

Bu durum geçtiğimiz günlerde Manisa’da yapılan operasyonla resmen su yüzüne çıkmış, 33 kişi gözaltına alınmıştır.

Fetö’nün şimdilerde en sık başvurduğu yöntem dedikodu ve algı üzerinden ülke yönetimini zaafa uğratmak ve hükümete olan halk desteğini ortadan kaldırmaktır.

Yıllardır kullandıkları bu yöntemde çok başarılıdırlar.

Hiçbir gerçeğe dayanmayan asılsız dedikodular uzmanlık alanı olan bu yapının Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sağlığı üzerinde yaptığı spekülasyonlar ve dövizde artış beklentisi yaratmak suretiyle halkımızı istismar ederek ekonomimize ve toplumsal huzurumuza darbe vurmaya devam etmektedir.

Yazılarıyla cemaate en üst düzeyde hizmet eden yazar Hüseyin Gülerce bu yeminli örgütün neredeyse hiçbir mensubunun pişmanlık içinde olmadığını hatta yüzde 95 oranında hükümet aleyhtarı duygular içinde çalışma yapmaya hazır olduğunu ifade eden bir yazı kaleme almış, gaflete düşülmesi halinde yeni kalkışmaların olabileceğine dikkat çekmiştir.

Yine hükümete yakın başka bir yazar da AK Parti içindeki kraldan fazla kralcı geçinip Erdoğan’ın halk nezdinde itibarını düşürecek eylem ve söylemler içinde olanların varlığından bahsetmiştir.

23 Haziran öncesi bebek katili Apo’nun mektubu ve kardeşi katil Osman Öcalan’ın devlet televizyonlarına çıkarılmasını planlayanlar arzularına ulaşmış, Cumhur İttifakına zarar vermişlerdir.

Başka bir örnekte geçtiğimiz günlerde 30 Ağustos’un Türk Milletinin tamamını ilgilendirmediğini söyleyen maklubeci Bursa Büyükşehir Belediye Başkanıdır.

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün desteklediği başını Ali Babacan ve Erdoğan’ın eski mesai arkadaşlarının çektiği hareket ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntılı dönemde yaşanmakta olanlardan cesaretle yeni parti hareketine hız vermişlerdir. Milletimizin yaşadığı hayat pahalılığı ve işsizlik gibi problemleri uluslararası sermayenin kontrol ettiği batıya güven vererek ortadan kaldıracaklarını öne sürmektedirler.

Milli bekamıza yönelen tehditleri ise görmemezlikten gelmekteler bu hususlardaki niyet ve planlarını milletimizden gizlemeyi tercih etmektedirler..

Yeni parti hareketinin propaganda merkezi küçük bir kısmı iç ve büyük kısmı dış basının yanı sıra Fetö yapılanmasıdır.

24 Haziranda İP hareketiyle MHP’den koparılan oyların yeterli olmaması nedeniyle Cumhur İttifakı istenen şekilde zafiyete uğratılamamış ve Erdoğan iktidardan edilememiştir.

Hevesleri kursaklarında kalanlar öncelikle sokakta yaratılacak yeni sistem aleyhtarı algı ve daha sonra AK Partiden devşirilecek oylarla hem Erdoğan hem de Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin tasfiye edileceği yeni planı devreye sokmuşlardır.

Mevsim itibariyle gıda fiyatlarındaki büyük iyileşme ve ekonomik göstergelerdeki düzelmeye rağmen yaratılan kaotik piyasa, istikrarı dinamitlemekte ve toplumsal barışı bozmaktadır.

Öyle anlaşılıyor ki öncelikle ülkemizin etrafındaki tehditlerden kaynaklanan huzursuzluklar en azından bir süre daha devam edecektir.

Ülkemizin maruz kaldığı çok yönlü saldırılara karşı yegane güç kaynağımızın aziz Türk Milleti olduğu akıldan çıkarılmadan demokrasinin gereği olarak olan bitenler konusunda halkın izanı ve yüksek vatanseverlik duygularına sığınmaktan başka yol yoktur.

Unutmayalım ki vatan söz konusu olduğunda Türk Milleti canı pahasına her türlü fedakarlığı yapacak karakterdedir.

Ancak ne yazık ki Cumhur İttifakı halk nezdindeki üstünlüğünü her geçen gün yitirmektedir.

Cumhur İttifakının halkımızın gönlündeki yerini güçlendirmek için TBMM’nin 1 Ekime kadar tatile girmiş olmasını fırsata çevirmek mümkündür.

Yaşanmakta olan süreçle ilgili milletimizin bilgilendirilmesi için başta AK Parti ve MHP Milletvekilleri olmak üzere Başkanlık divanı ve tüm üst kurulu üyelerinin seferberlik ruhuyla Türk Milletinin tam desteğini kazanması için birebir çalışmalıdır.

Derinliği olmayan sosyal medya paylaşımlarından öteye geçmeyen propaganda yöntemleri yerine, çiftçiyle tarlada, işçiyle fabrikada, halkımızla çarşıda, pazarda köyde ve kentte velhasıl Türk Milletinin olduğu her yerde onunla birlikte olarak gelişmekte olan Cumhur İttifakı aleyhtarı yıkıcı propaganda ve algı önlenmelidir.

Bu kumpastan tek çıkış yolu Türk Milletinin bizzat kendisidir.

AHMET ORHAN

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.