KKTC’DEN KTC’YE, AMBARGOLAR DELİNİR Mİ?

23.07.2021
A+
A-

3 ayrı ülkenin vatandaşıyım.

Türkiye, Kıbrıs, İngiltere.

Türk kimliğimle gurur duyarak ülkemi elimden gelen en iyi şekilde temsil ettiğime inanırım. Asimile olmadan, doğduğu topraklara her zaman bağlı, 56 yıllık yaşamımın 35 yılını Türkiye dışında geçirdim. Keşke daha çok ülkede yaşama şansım olsaydı. Çünkü değişik ülkelerde yaşamanın kişisel gelişimimde ve Dünya siyasetini anlamada çok faydasını gördüm. Havasını solumadan, suyunu içmeden bir ülkeyi tam anlamıyla tanıyamazsınız.

Size gündem dolayısıyla eski KKTC, yeni KTC hakkında izlenimlerimi anlatacağım.

Konuya KÜLLİYE konusundan başlayayım. Kıbrıs’ta yaşadığım süreçte KKTC Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne de gitmiştim. İlk gördüğümde aman Allah’ım böyle bir yerde devletin başı nasıl yaşar demiştim. Eskiden mutlaka nezih bir yerde idi. Lakin o tarihi dokuyu kaybedeli çok olmuş. Mahkeme salonlarının dökülen hali içler acısı. Velhasıl 1974’ten çok önce inşa edilmiş devletin kullandığı binalar tarihi müze olacak şekilde elden geçirilip ziyarete açılmalı.

21.yüzyılın güçlü devletler yarışında, ülkelerin idare sistemleri ve bunu destekleyen yasama, yürütme ve yargı binalarının son teknolojiye uygun inşa edilmelerini elzem buluyorum. Bu sebeple Metehan’da Külliye fikrine olumlu baktım.

Bunun yanında İngiliz sisteminin halen kullanıldığı her uygulamanın Türk’leştirilmesi gerekir. Bunun için, Türk Tipi Başkanlık Sisteminin yeni KTC’ye çok yakışacağını düşünüyorum.

Sizlere KKTC konusunda mümkün olduğunca objektif kalarak genel bir analiz yapmak istiyorum.

Ambargolar altında ezilen topluma yüksek maaşlar ödeyerek rahatlatma yolunu bulmuşlar. Bunun yanında ülkeyi kumarhane, betting office dedikleri ganyan bayileri ve pavyon tarzı gece kulübü cenneti haline getirmişler. Uyuşturucu kullanım oranı yüksek. Rum tarafında yaşam alanı bulan PKK’nın kolay geçişler sayesinde kara para aklama merkezi olmuş. Ha keza FETÖ’cüler içinde böyle.

Halkın bedava denize gireceği güzelim sahiller, yerli ve yabancı sermayeli lüks oteller tarafından kapatılmış. Amerikancı sistem ile meta haline gelen kadının ve fakir insanların sömürüldüğü ama gözlerin Las Vegas hayali ile büyülendiği bu yaşam tarzını tercih eden bir kesim de var. Ambargo altında olan bir ülkenin mayasının yok edilme tuzakları burada da uygulanmış.

Yerli halkın çok azı hayvancılık ve diğer mesleklerle geçimini kazanırken çoğunluğu memur veya işyeri sahibi. Uzak doğu veya Kıbrıs’a ulaşımı yakın Türkiye’nin doğusundan gelen fakir insanlar ise alt kademede hizmet eder durumda bir nüfus yaratılmış.

Eskiden Kıbrıs’ta suç oranı çok düşükmüş. Kimse kimsenin kadınına, kızına bakmaz, evine kilit vurmazmış. Aynı çocukluğumun Türkiye’si. Göç alan bir ülkenin temel sorunu olan iyi insanların yanında kötülerin de göçten faydalanmalarıdır. Kıbrıslı Türkler, yurdumuzdan gelen birtakım görgüsüz, ahlaksız, edep, adap bilmeyen kişiler ile kültür çatışması da yaşamış. İnşaatlarda çalışan doğudan gelen bazı vatandaşlarımız henüz Türkiye’de modern tarzda yaşayan kadın görmemişken (1974 sonrasından bahsediyorum) orada açık birini görünce sarkıntılık ve laf atmalar, hırsızlıklar başlamış.

Sonuçta, yüzüme karşı “Türkiye’lileri sevmiyoruz” diyenleri çok duydum ama “Sen gibilerden bahsetmiyoruz. Biz de Türk’üz ve sizleri seviyoruz ve kesinlikle 1974 öncesini unutmuyoruz. Türkiye’ye minnettarız ama keşke bu kadar işe yaramaz insanı Türkiye buraya gönderene kadar Bulgaristanlı Türk göçmenleri ülkemize yerleştirseydi, bu hale gelmeseydik. Çalışkan ve temiz insanlarla KKTC daha iyi yönde gelişirdi.” şeklinde durumu açıklarlar.

Kıbrıs’ta hep sevildim. Hiçbir kötü davranışa maruz kalmadım. Nazik ve görgülü insanlardır. Dini inançları hakkında konuşmazlar, kendi içlerinde yaşatmayı tercih ederler. Değişik inançlarla bir arada yaşayan Türk Coğrafyalarına has modern bir islam anlayışları vardır. İnançlı olanlar yaşamlarını Maturidi itikatına daha yakın temel üzerine kurmuşlardır.

Türkiye’ye veya Türkiye üzerinden yurtdışına yılda birkaç sefer tatile giden büyük bir kesim var. Türkiye jeopolitik olarak önemli bulduğu KKTC’ye kendi ülkesinin küçük bir şehri gibi sahiplenmiş ve ambargolar süresince para akıtmıştır.

Kıbrıslı Türkler uzun süre Rumlar ile eşit statüde yönetim konusunda anlaşma yalanıyla uyutulmuşlar ve masadan kaçanın hep Türk tarafı olduğu masalını Rumlar tüm Dünya’ya inandırmıştır.

Kıbrıs Barış Harekatı sonrası aşırı zenginleşenler de olmuş fakirleşenler de. Rum tarafından gelen Türkler kuzeyde Rumların evlerine yerleştirilmişler ve uzun zaman anlaşma olacak diye denklik ile tapu sahibi olmadan o evlerde kalmışlardır. Hala Türk arazisi ve Rum arazisi diye tapuda belirlenen usul ile mal satın alırsın. Rum tarafında kalan Türk malları ise korunmayıp çoğu yerle bir edilmiş veya kamulaştırılmıştır.

Sınırlar açıldığı zaman Rum tarafına da defalarca geçtim. Her şeyi gözlerimle gördüm. Yapılaşma ve şehirleşme olarak ambargo altında sanki onlardı. Türk tarafı Türkiye’nin yardımlarıyla ilerlemiş onlar aynı kalmışlardı. Aynı şekilde ilk Türk tarafına geçtiklerinde Rumlar büyük bir şok yaşamışlardı. Ambargodan dolayı yıkık dökük, yoksul bir halk hayalleri vardı. Yollar, oteller, evler (çoğu villa tarzı), marka giyimler, ev eşyalarını görünce gözlerine inanamamışlardı. Terk ettikleri evlerine misafir gibi gelip duvarlarını sevmişlerdi. Aslında yerinde bulduklarına şükretmeleri gerekiyordu. Onlar Türk mezarlarını dahi yok etmişlerdi.

Savaşlar her ülke için yıkımdır ve acılar içerir. Ama Kıbrıs’ta en büyük acıyı soykırıma uğrayan Türkler çekmiştir. Binlerce canımızı öldürülüp toplu mezarlara gömdüler. Halen daha bulunan mezarlardan elde edilen kemikler ile kimlik tespiti yapılmaya devam ediliyor.

Anlatılacak çok şey var ama üzüldüğüm bir şeyden daha bahsedeyim. Anlaşma hayali kuranların Türk tarafında kalan savaşın izlerini silme çalışmaları beni derinden etkilenmiştir. Yeni neslin hafıza kaydını oluşturacak olan tüm emareleri yok ettiler. Bizzat gezdiğim Türk askerinin kazdığı hendekler ve mevziler Annan Planı sürecinde kapatılmış, üzerine çiçekler ekilmişti.

Nerden nereye diyecek kadar uzun yaşamışım demek ki. Bir tarihe şahit oldum ve bunları unutmamak için yazıyorum. Yazdıkça yazasım var. Ama uzun yazıların pek okunmadığını bilerek artık toparlayayım.

KKTC’de sıcak iklim şartlarına uygun tarım yöntemi bulunmamış ve hayvancılık desteklenmemiş. Hemen hemen her gıda Türkiye’den geliyor. Fiyatlar Türkiye’nin iki misli gibi. Zengin birkaç ailenin tekelciliği ile rekabet ortamı oluşmamış. Sebze, meyva, tavuk, yumurta vesaire kendi evinin bahçesinde üretmeyen geliri düşük ailelerin belini bükecek bir pahalılık var. Ülke geliri sadece turizm sektöründen sağlanıyor.

1974 Barış Harekatı ile 15 Kasım 1983 arası topraklar bölünmüş olsa da ortada sadece yönetimi Rumlarda olan Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti vardı. On yıl herhangi bir anlaşma olmayınca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. Türkiye savaş sonrası işgalci sayılmış silah ambargosu uygulanmıştı ama Bağımsız Cumhuriyet ilanı ile Türkiye ve Kıbrıs halkı çeşitli ambargolara tabi tutuldu. Türkler davalarında haklı olsalarda güçlünün hakim olduğu Dünya’da yalnızlaştırılmış ve Kıbrıs halkının özgürlüğü bugüne kadar Türkiye sınırları içine haps olmuştu.

Kıbrıs Cumhuriyeti adı bu karar ile Rumlara bırakılmıştı. 1974’den beri zaten Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hiç bir gelirinden vesaire faydalanamayan Türkler, bağımsızlık yolunu seçmiş ama 40 yıllık bir ambargo ile böyle ağır insan hakları ihlalleri yapılacağını hayal etmemişti.

Kıbrıslılar resmen Dünya’dan tecrit edildiler. Bu süreçte BM’yi binlerce imza ile insan hakları mahkemesine vermek çare olmaz mıydı bilmiyorum lakin 60 yıldır yabancı istihbaratlar ile yönetilen Türkiye de yeterince Kıbrıs Türklerinin haklarını savunmamıştır. Hatta Ahmet Davutoğlu’nun izlediği sakat dış politikaları yüzünden rahmetli Denktaş Türk hükümetine küskün ebediyete göçmüştür. Yaşasa da bugünleri görebilseydi. Ruhu şad olsun. Hayalleri Cumhur İttifakı ile bugün yeşerdi.

Cumhur İttifakı ile ülkemizdeki milli uyanışın meşalesinden bir kıvılcım da KKTC’ye düştü. Milliyetçilerin hedefinde olan Kıbrıs Türkleri’nin üzerinden ambargoları kaldırma hayallerinin ilk fitili 20 Temmuz 2021 kutlamalarında MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’nin de katılımıyla ateşlendi. Türkiye Cumhuriyeti, üst düzey yetkililerin kutlamalara katılımıyla, adeta ikinci bir ada çıkartması gerçekleştirdi. Önümüzdeki süreçte etkilerini ve sonuçlarını daha net göreceğimiz açıklamalar yapıldı. Artık ok yaydan çıkmıştır ve hedefe doğru kararlı, tavizsiz yol alınmalıdır.

Türkiye bağımsızlık yolunda Cumhur İttifakı ile güçlenirken yavru vatan Kıbrıs’a olan borcumuz ihmal edilmemiş ve asırlardır süren kader birliği ettiğimiz soydaşlarımızı ambargo zulmünden kurtarmaya sıra gelmiştir.

Gönül coğrafyamizdaki Türk kardeşlerimiz de bilsinler ki, Türkiye güçlü ise sizlerde güçlü olabilirsiniz. Dünya bunu biliyor ve hedefte Türkiye var. Tüm güçleri ile saldırıyorlar. Anca beraber, kanca beraber. Ya bu meşalenin alevi ile Dünya’yı aydınlatacağız ya da…

Ya dası yok. Azerbaycan zaferinden sonra bunu da Turan’a inancın gücüyle başaracağız, başaracağız, başaracağız ve Dünya’ya huzur iklimini biz getireceğiz. Kıbrıs’ta milli şuurlu nesiller yetişecek ve topraklarımıza sahip çıkacağız.

Meclisinizden çıkacak bu konu üzerine alacağınız kararları destekliyor ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’mizin tüm Türk soydaşlarımıza hayırlar getirmesini gönülden diliyorum.

KKTC Meclisinin alacağı kararlardan sonra tanınma yolunda büyük ivmeler yaşanacaktır. Dostlarımız olan Azerbaycan ve Pakistan baş at olacaklar. Geri kalmak istemeyen, ben izin verdim de oldu izlemini yaratmak için bu gidişatı gören garantör ülke İngiltere’de mecburen tanıma yoluna gidecektir.

Zafere giden bu kutlu yoldan ölmek var, dönmek yok.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.