DOLAR 5,7264
EURO 6,3488
ALTIN 276,8
BIST 102.648
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Kavgacı Ülkücüler

06.12.2012
151
A+
A-

FADİME BOZTOPRAK

Şu medyaya öyle uyuz oluyorum ki…
Bir haber yapıyorsanız doğru dürüst yapmalısınız. Araştırmalısınız ve haberi sunarken de dile getirdiğiniz kelimeleri itinayla seçmelisiniz. Bu kamuya olan bir görevinizdir. Bugünlerde haber sunucularında kasıtlı mıdır bilinmez ama yapılan haberlerde kullandıkları kelimeler o kadar kulak tırmalayıcı ki insanı çileden çıkartıyor:
-Üniversitede Ülkücüler ve karşıt görüşlü öğrenciler arasında kavga çıktı.
Bu nasıl bir tabirdir ya. Seksenlerde olsak neyse, Sağ – Sol kavgası yani karşıt görüşlü dersin. Ama bugün öyle bir durum yok ki. Bugün yaşananlar karşıt görüşlülükten değil hainleri üniversitelerden atmak içindir. Evet, hak veriyorum sizlere. Üniversiteler kavga yeri değildir. Oralar kültür yuvalarıdır. Bilgilerin harman olduğu, uçsuz bucaksız ilim irfan ovalarıdır. Lâkin üniversiteler aynı zamanda demokrasinin perçinleştiği yerlerdir. İnsanın birbirini dinlemesini, farklı görüşlere tahammül ederek cevap vermeyi beklemeyi öğrendiği yerlerdir.
Kendimden örnek vermek istiyorum.
Ben Torosların eteklerinde Kartal Yuvası olarak bilinen Ermenek’te büyümüş birisiyim. Üniversiteye başlamadan önce birçok ile gitmişliğim vardır. Ama Doğu ve Güneydoğu tarafına hiç gitmemiştim. Üniversiteye gidene kadar lisede, arkadaşlarla hep sağ – sol tartışmaları yapardık. Sanki ülkeyi biz kurtaracakmışız gibi esip gürlerdik. Hatta birçok arkadaşımla bu yüzden liseden küs olarak ayrıldığımız kişiler olmuştur, daha sonra barışıp eski günleri hatırladıkça güleriz, o hallerimize. O zamanlarda ben Kürtler için:
“En iyi Kürt, ölü Kürt’tür.” derdim.
Ama bunu söyleme nedenimi rahatlıkla sizlere açıklayabilirim. Çünkü bizim buralarda Kürt pek yoktur. Kürtleri tanımadığım için hepsini terörist olarak görüyordum. O yüzden bu tabiri kullanıyordum. Babamda bana bu yüzden çok kızıyordu. Ta ki ben Gaziantep Üniversitesini kazanıp Gaziantep’e gelince bütün görüşlerim değişti. Doğu’ya, Güneydoğu’ya olan bütün tabularım yıkıldı. Kürtlere olan bakış açım tamamen değişti. Çünkü artık onların terörist olup olmadığını ayırt edebiliyordum. Elbette aralarında terörist olanları vardı. Ama bunu fark etmek, ayırt etmek zamanımı fazla almadı.
Gaziantep’te bulunduğum ilk günlerden birinde, KYK’daki odama girdim ve karşımda Ernesto Che Guevara’nın, Ahmet Kaya’nın fotoğrafı ve kırmızı-yeşil-sarıdan oluşan bir bez parçası asılı duruyordu. O an öyle bir şaşkınlık ve hayal kırıklığı içerisindeydim ki bir taraftan da ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Bunlar saniyelerimi almadan dudaklarımdan:
-Onları indirir misiniz, lütfen!
Sözleri döküldü. Sözüme kulak asmadılar. Bir defa daha tekrarladım. Yine sözüme kulak asmadılar. Kendi aralarında Kürtçe konuşmaya başladılar, bir taraftan da gülüyorlardı. Bir kez daha tekrarladım sözlerimi ama bu sefer ses tonum oldukça yüksekti ve sertti. Bu sefer indirdiler. Ve ben de:
-Bir daha bu odaya veya başka bir yere hiçbir şekilde bunları asamazsınız.
dedim ve odadan çıktım. Elimde iki büyük bayrakla odaya geldiğimde çok şaşırmışlardı. Bayrakları pencereye astım ve:
-Eğer bir şey asılacaksa o da Türk Bayrağıdır.
dedim. Kürtlerle ilk karşılaşmam böyle oldu. Bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı ve lisede söylediklerimi boşa çıkartmamıştı.
Daha sonra okulda birçok arkadaş çevrem oldu. Çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu kökenli arkadaşlarımdı. Fikri yapılarını anladıktan sonra, devletimizin her ne pahasına olursa olsun yıkılmamasını isteyen, bayrağımızın Türk Bayrağı olduğunu söyleyen Kürt arkadaşlarımdı, bunlar. Yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmezdi desem yalan olmaz. İşte o anlarda lisede söylediğim sözlerden öyle pişmanlık duyardım ki kendi kendime: Kızım Nuran daha bu hayatta öğreneceğin çok şey var, derdim.
Bugünlerde duyduğum haberler bana Gaziantep’i hatırlatıyor. Şunu öncelikle söylemek isterim, sözlerimin başında da üniversitelerin nasıl bir misyon yüklendiğini belirtmiştim. Yalnız hepimizin de bildiği gibi üniversitelerde fikri oluşumlardan ötürü belirli gruplaşmalar var.
Ülkücülerin reisleri, asenaları;
Solcuların başkanları;
Kürtlerin (pkklıların) kralları;
Cemaatlerin abileri, ablaları var.
Bütün bunların hepsine karşı olduğumu öncelikle belirtmek isterim. Evet, ben Ülkücüyüm, Asena’yım. Ama benim Asenalığım doğuştandır. Sonradan birilerinin vermiş olduğu bir lakap değildir. Bu benim kim olduğumu, ne yapmam gerektiğini hatırlatan bir diğer adımdır.
Bugünlerde yaşanan olaylara gelince, bütün bunların verilen tavizlerden dolayı olduğunu düşünüyorum. Bu hoşgörü, bu tavizler bizi öyle kötü yerlere götürecek ki o zaman başımızı nereye vuracağımızı bile şaşıracağız. Bugün üniversitelerde yaşananlara hiçbir şekilde şaşılmamalıdır. Yalnız şunun ayrımı yapılmalıdır. Bugün üniversitelerde yaşanan olaylar karşıt görüşlüler arasında değil ÜLKÜCÜLER ve pkklılar arasında geçmektedir. Bunlara öyle kucak açmışız ki bugün yaşananlarda bile Türk Polisimiz onları korumak zorunda kalıyor.
Siz şimdi: Hangi kucaklaşmadan bahsediyorsun? diyeceksiniz. Dışarıdaki siyaseti bir kenara bırakıyorum. Üniversitelerin içerisinde yaşanan olaylardan dolayı böyle bir kucaklaşmanın olduğunu söylüyorum. Bizzat şahit olduğum şeyleri sizlere aktarmaya çalışacağım:
-Üniversitelerin her yıl YAZ ŞENLİKLERİ yapılır. Bunlara kafa tutan pkklılar ALTERNATİF ŞENLİKLER DÜZENLERLER, kampüsün içerisinde. Uzun halaylar ve ellerde paçavralar.
-Ergenekon’dan çıkışı temsil eden ve baharın gelişi kutlanan Nevruz’da Alternatif eğlenceler düzenlerler ve ellerde yine paçavralar.
-1 Mayıs İşçi Bayramında Alternatif yürüyüş düzenleyerek apo lehine sloganlar atılır.
-Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin yörelerimize ait puşiyi kendilerine bir rozet misali takıp ortalarda Alternatif fikirli insanmış gibi dolaşırlar.
– Belirli günlerde toplanıp Alternatif toplantılar yaparlar.
-Belirli evlerde haftalık toplanıp fakülte reislerinin, asenaların veya çevrelerinin şecerelerini çıkarırlar. Ev adreslerine kadar öğrenirler. (Ne yapacaklarsa artık…)
-Öğle aralarında merkezi bir yerde toplanıp Halka oluşturarak büyük halay çekerler, ellerde paçavralar.
-Yurtlarda apo fotoğrafları, Ahmet Kaya fotoğrafları ve Kürtçe parçalarla apo lehine söylenen şarkılar.
-Sattıkları birkaç da dergi vardı ama tam olarak hatırlamıyorum adlarını. Bu yüzden yanlış bilgi vermek istemiyorum. Yalnız bu dergileri bazen de bedava dağıtırlar.
– İstiklal Marşı okunurken ayağa kalmayarak Alternatif bir duruş sergilerler.
-Ülkücü kızları kandıracaklarını sanarak peşlerine takılıp günlerce romantik ortamlar yaratırlar ve boşa kürek çektiklerini anlarlar.
-Yeşil mont giyinerek Deniz Gezmiş’i ve arkadaşlarını simgelediklerini düşünürler.
-Zafer işaretini kullanarak barıştan ziyade aponun fikirlerini yansıttıklarını düşündükleri için her ortam da bunu yaparlar.
-Aponun yakalandığı günü, yas günü olarak ilan edip eylem düzenlerler.
-Aponun doğduğu günü kutlamak için büyük parti organize ederler.
– Türkçe derslerine girmezler.
-Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde niçin okuduklarının farkına varmadan Türkçeye hakaret ederler.
-Ne zaman eylem yapılacaksa İstasyon meydanlarına dökülürler…
Daha birçok kucaklaşmayı size yazabilirim. Üniversitenin verdiği bu tavizler bugünkü yaşanılanların sebebidir. Her bir köşede sivil polislerin olmasına rağmen bunların hiçbirine müdahale etmeyen polislerin suçudur. Hocaların maaşlarını alıp köşelerine çekilmeleri bunları doğurmuştur.
İşte bunlara göz yummayan Ülkücüler bugün kavgacı olarak medyada gösterilmektedir. Çünkü Ülkücülerin bunlara göz yummayacağını bilen kameramanlar hazırda beklemekte ve olay çıktığı an Ülkücüleri zumlamaktadırlar. Bu yüzden elinde tespih, sırtında takım elbiseli kim varsa anında rektörlük tarafından tutanak tutulur ya uzaklaştırma alırlar ya da okuldan atılırlar.
Gün yine hainlere güler…
Ancak şu bilinmelidir ki hiçbir Ülkücü elini boşa kaldırmaz.
Hiçbir Ülkücü ne olacağını bilmeden hareket etmez.
Her bir davranışını ölçüp tartarak gösterir.
Ve bu ölçüyü de Ülkü Ocaklarında aldığı terbiyeye borçludur.
Hiçbir Ülkücü kavgacı olarak nitelendirilmeyi hak etmez. Çünkü Ülkücülüğün ülküsünde asla Türk İslam Mührüne kara leke sürmek yoktur.
Dik duruş vardır, Bozkurt duruşu.
Secdeye eğilen başında yufka yüreği vardır.
Dillerinde Allah tekbirleri.
Ve Dokuz Işık Doktrini…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.