SON DAKİKA
istanbul bayan escort escort mersin

İyi Parti Muhabbeti ve Ülkücüler

Bu haber 02 Kasım 2018 - 22:33 'de eklendi ve 3.215 kez görüntülendi.

İyi parti muhabbeti iyice kabak tadı vermeye başladı…
Başından beri süreci yakından biliyor ve takip ediyoruz…
Önce parti içi muhalefet hareketi iddiasıyla ortaya çıktı…
Güya, Abla MHP’ne genel başkan olacaktı…
Ama bilenler bilir, Hanımefendi hiçbir zaman MHP’ne genel başkan olmak istemedi…
Öyle bir düşünce de, niyet de asla olmadı…
İlk yola çıkarken amaç ve hedef yeni bir parti kurmaktı…
Yani hüküm 1 Kasım sürecinde yola çıkarken verilmişti…
Çünkü O, MHP’ne genel başkan olamayacağını da biliyordu…
Olsa bile MHP’ni yönetemeyeceğini de…
O, başbakan olacaktı…
Ona göre MHP’nin hükmü şahsiyeti, geçmişi ve siyasi algısı O’nu başbakanlığa taşımaya engeldi…
Hem, kırk yıllık dava adamlarına diyetten kurtulacak, herkesi kendine borçlu kılacaktı…
Bu görüşe ablayla yol yürüyen arkadaşlar itiraz edebilir…
Hayır, bizim başlangıçta öyle bir niyetimiz olmadı, diyebilirler…
Kendilerince haklı da olabilirler…
Ancak herkes bilir ki, hanımefendinin iki boyutu var…
Biri ülkücülerle yürüttüğü ilişkiler ve çalışmalar…
Bir diğeri tamamen ülkücülere kapalı ilişkiler…
Bu ilişkiler kimlerledir, nasıldır, ne amaç taşır bunları etrafındaki hiçbir ülkücü bilmez, bilemez…
Bu boyutunu bilse bilse Tuncer enişte bilir…
Velhasıl, kurulacak olan partinin meşruiyet kazanması için dramatik bir hikayeye ihtiyaç vardı…
Bu hikaye yazılmadan, apar topar parti kurulsaydı bir tane ülkücü dahi rağbet etmezdi…
Bir kasım sürecinde işte bu hikaye yazılmaya başlandı…
Karşıtlıklar, çatışmalar, kutuplaşmalar…
Ve iyice keskinleşen taraflar…
Tarihe not düşme adına şunu da ifade etmekte fayda var…
15 Temmuz darbe girişiminden sonra aslında bütün proje çökmüştü…
Yeni parti hayali de, parti içi muhalefette sönmüştü…
Darbeden sonra ikinci imza kampanyası sonuçsuz kalmıştı…
Daha önce imza veren birçok delege “yanılmışız” diye imzalarını geri çekmişti…
İşte tam bu süreçte Fiş-pirizci ağabey şefkatli elleriyle nedendir bilinmez bir takım çarpık uygulama ve tavırlarla küllenmeye yüz tutmuş projeye körük oldu…
Adeta canlanın, dirilin, gidin dercesine tavırları oldu…
Velhasıl, Süreç, “Ne yapalım MHP’de bize hayat hakkı tanınmadı, yeni bir parti kurmaktan başka çaremiz kalmadı” kıvamına gelince de yeni parti kuruldu…
Amaç da, hedef de, proje de büyüktü…
Ak parti’nin doğuşu gibi bir doğuş olacaktı…
Hikaye de yazılmıştı…
28 Şubat’ın topuklu efesi…
7 Haziran sürecinin iffetine dil uzatılan mağduru…
1 Kasım sürecinin sözüm ona itilen kakılan mazlumu…
MHP’de kalmasına sözüm ona imkan bırakılmayan mücadele insanı…
Eşine bile medya karşısında diklenen, tellere tırmanan güçlü kudretli topuklu efe…
Projenin hedefine ulaşması için içte ve dışta bütün argümanlar hazır…
İçerde;
Bir tarafta yirmi yılın müzmin muhalifleri…
Şu veya bu sebep MHP de makam ve koltuk bulamamış veya koltukları alınmış makamzedeler…
İflah olmaz Devlet Bahçeli kindarları…
Milletvekili olabilmekten başka hçbir gayesi olmayan, vekil olabilmeyi kendine dava addetmiş sözüm ona dava büyükleri…
Zihinleri yaşanan ağır süreçte epeyce yıpratmış, her türlü istismara açık ülkücüler…
Ve sayısı az da olsa, samimiyetle iyi şeyler olacağına inanan garipler…
Dışarda;
FETÖ operasyonlarına doğrudan veya dolaylı muhattap olmuş iki milyon cepte keklik hazır seçmen…
Kapıda bekleyen, Kılıçtaroğlu’nun bölücü politikalarından rahatsızlık duyan milyonlarca ulusal solcu…
Fırsat kollayan, AKP’nin içinde Erdoğan düşmanı ur…
Eski DYP’liler, ANAP’lılar ve liberallar…
Yani plan bütün ayrıntılarıyla tastamam…
Geriye sadece yüzünü döndüğün güneşin doğması kalıyor…
Ama olmadı, tutmadı…
Hani derler ya, “Vermemişse Mabud, ne yapsın Mahmut”…
Yok, yok, saksıda birşey yok…
Yanılttı hanımefendi, kendine umut bağlayan herkesi yanılttı…
En çok da, üzerine onca yatırım yapanları, tasarımcıları yanılttı…
Önce, MHP’de eleştirdiği ne varsa kendisi bin beterini yaptı…
İstişare dedi, kapıları meşverete kapattı…
Tabanın iradesi dedi, oturdu enişteyle tek başına liste yaptı…
Samimiyet dedi, sevmeden inanmadan herkese gülücük dağıttı…
Önüne geleni öptü, önüne gelene milletvekilliği ve yöneticilik sözü verdi…
Onur, gurur dedi söz verdiği insanların onur ve gururuyla oynadı…
Vefa dedi, yola çıktıklarını yolda bulduklarına bedavadan beş aşağıya sattı…
Mendil gibi kullandı, ihtiraslarını sümkürdü attı…
Konuştukça battı, battıkça yanlış üstüne yanlış yaptı…
Nasıl batmasın ki…
Niyeti hayır olmayanın akibeti hayır olur mu…
En önemlisi de ölçüsü olmayandan, ilkesi olmayandan, kuralı olmayandan önder olur mu…
Hanımefendiyi çok iyi tanıyan bir dostum bir tesbitte bulunmuştu…
“Hanfendi şucu-bucu değil, O herşeyci” demişti…
Milliyetçiyle milliyetçi, ülkücüyle ülkücü, dinciyle dinci, Amerikancıyla Amerikancı…
Liberalle liberal, solcuyla solcu, Nurcuyla nurcu, Menzilciyle Menzilci, Süleymancıyla Süleymancı…
Yani hanımefendi hiçbir şeyci değil ama aynı zamanda herşeyci…
Nitekim öyle olmadı mı…
Muhacirle Rumelili oldu, Kürtle Diyarbakırlı…
Natoya selam çakarken Amarikancı, Renan milliyetçiliği derken Avrupacı…
Alman bakan’la batılı liberal oldu, İzmir’de ulusalcı Atatürkçü…
Devlet Bahçeli’ye karşı Türkeşçi oldu, Türkeş’e hain diyenlerle de Deniz Gezmiş’e yoldaş …
Kahrolsun PKK da dedi, Demirtaş’a özgürlük de istedi…
Ankara’da Türkçü oldu, Güneydoğu’da kürtçü…
Milliyetçi, cumhuriyetçi, ulusalcı da oldu, eşit vatandaşlıkçı da…
Ne mutlu Türküm diyene de dedi, “Kürt sorunu”nu ben çözerim de…
HDP’ye kürtlerin temsilcisidir bile dedi…
Ama dedik ya, ne yaptıysa, ne ettiyse olmadı…
Proje bir türlü tutmadı…
İktidar olmayı, MHP’yi bitirmeyi beklerken barajı bile aşamadı…
Güvendiği dağlara karlar yağdı…
Umutlar, hayaller buhar olup uçup gitti…
Şimdi, kala kala, ülkücülerle baş başa kaldı…
Bundan sonraki süreç belli…
Varlığını koruyabilmek için ülkücülere dönecek…
Ülkücüyü, ülkücüye takacak…
Kardeşi, kardeşle çatıştıracak…
Şu olup bitenler de budur zaten…
Meclisin açıldığı gün MHP’nin hükmü şahsiyetine her türlü hakareti yapacaksın…
Sonra meydan okurcasına adres vereceksin…
Davete icap edenlere de sokak ağzıyla bayağılaşacaksın…
Bir de bunu kameraya aldırıp yayınlatacaksın…
Bütün bu süreci uzun uzun anlatmamızın sebebi şu…
Ülküdaşlarımız şu veya bu sebeple böyle bir tercihte bulunmuş olabilir…
Amenna…
Ancak, bugün herşey alanen ortadadır…
Bu yol, yol değidir, bu yol iyi bir yol, hayırlı bir yol değildir…
Bu yol, ülkücülerin samimi duygularını karanlık çıkarlarına tevil etmekten başka birşey değildir…
Bu yolun sonu ülkücülerin birbirini hırpalayacağı, değerlerimizin öğütüleceği, davanın zedeleneceği çıkmaz bir sokaktır…
İnandığımız değerler, Hanımefendinin çarpık ve karanlık emelleri ve ihtirasları uğruna telef edilemeyecek kadar yücedir…
Ülkücülerin birbirleriyle olan hukuku birkaç kişinin milletvekilliği sevdasından çok ama çok daha kıymetlidir…
Hanımefendi yerel seçimlerle ilgili hedefini de söylemiştir…
Mersin ve Manisa’yı mutlaka almak…
Kimden alacak, ülkücülerden…
Yerel seçimlerde hiçbir surette varlık gösteremeyecekleri ortada…
Kendileri varlık gösteremese de ülkücü harekete zarar verecekleri de aşikardır…
İyi partiye verilecek her oy bir başka partiye yarayacaktır…
Her oy ülkücü harekete hançer olup saplanacaktır…
Samimi olan her ülkücü bu gerçekleri görmeli ve bilmeli…
Dün dünde kaldı cancazım deyip evine, yuvasına dönmeli…
Türklüğün karargahı, ülkücü Hareketin merkezine..

NİHAT YAZAR

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.