Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Gök Gürültülü

İstifa olayı ve geri planı

İstifa olayı ve geri planı
15.04.2020
A+
A-
Bakan Soylu’nun istifası üzerine birçok kişi yorum yazdı. Kendine göre değerlendirme yaptı. Yazının başlığındaki geri plandan kastım bu tür bir yorum yapmak değil. Benim işim de değil. Belli ki parti içinde tartışmalı konular var. Baştan beri içinde doğrular ve yanlışlar barındıran koronavirüsle mücadelede, geçen Cuma akşamı yaşananlar, derindeki krizi yüzeye çıkardı. Etkisinin kalıcılığını önümüzdeki süreçte göreceğiz. Belli ki köklü bir sorun var ve gelecek hesaplarını etkileyecek…
Benim esas üzerinde durmak istediğim konu başka. Cuma akşamı, hafta sonu sokağa çıkma yasağına ilişkin karar çok doğru ve yerindeydi. Ancak zamanlaması yanlıştı. Bunun üzerine sokağa çıkanlar da başka bir yanlış yaptılar. İki yanlış birden krizi büyüttü. Ama o yapılanlar o kadar yanlış bir mecrada tartışıldı ki, esas sorun gözden kaçtı ya da kaçırıldı.
Oysa geri planda iki kök sorun var. Bunları kabul etmeden bir adım ileri gitmek mümkün değil.

İlki iktidara ait olanıdır. Bugüne kadar her yaptığı halkın bir kesimince kabul gördüğü için iktidar hatalarının bedelini ödemedi. Bağışıklık kazandı. Bazı hatalarından dönse bile bu hataları ortadan kaldıracak büyük dönüşümleri yapmak yerine, hatalarından dolayı kendisine zarar gelmemesini önceleyen adımları atmayı tercih etti. FETÖ’de böyle oldu. Suriye’de böyle oldu. Olmaya da devam ediyor.

SORGULAMADAN KABUL ALIŞKANLIĞI

Öyle ki, destekçilerinin “sorgulamadan kabul alışkanlığı” iktidarı tamamen kontrolsüz güç haline getirdi. Zaten yargı bağımsızlığı ortadan kalmıştı. Basında da aynı manzara egemen olunca keyfi yönetim alanı genişledi.
Gelinen noktada, “sokağa çıkma yasağı konulsun” diyenleri vatan hainliğiyle suçlayan ucuz bir anlayış ülke sathında yayıldı. Geçerli akçe halini aldı. Bütün geçmişi şöyle veya böyle ihanetle maruf ya da tek özelliği iktidarı alkışlamak olan türedilerin sesi diğer sesleri bastırdı. Aynı insanlar geçen hafta sonu konulan yasağı alkışladılar. Bu da yetmedi, bunların bir kısmı, Cuma akşamı yasak öncesi bakkallara hücum edenleri “ayı sürüsü vb.” nitelemelere layık buldular…
Aynı kitlenin yüz seksen derece farklı iki ayrı politikayı, bu kadar kısa zamanda, aynı iştiyakla desteklemesi evlere şenlik bir durumdur. Bunun izahı akıl ve mantıkla açıklanamaz.
Belki şunu da ilave etmek lazım: Son yerel seçimlerdeki sonuçlar, iktidarı daha çok “kendisi için bir varlık” haline getirdi. Kendisi için bir varlık haline gelen, eğer bunun farkında olamazsa, daha çok hata yapar, çöker. İşlevsel olarak biter. Çünkü varlık sebebi ortadan kalkmıştır. Tarih bunu söylüyor.

İkinci sorun cehalet. Evet, sokağa çıkma yasağının ilanı geç bir saate bırakılarak hata yapılmıştı. Açıklama da eksikti. Aynı açıklamanın önüne “fırınlar açık olacak” ifadesi eklenseydi, bu ölçüde sokağa çıkma talebi olmazdı. Ancak, kimse kusura bakmasın, o gece, insanın yüzünü kızartacak cehalet manzaraları ortaya çıktı. Gerçek budur. 1912-1922 yılları arasında aralıksız on yıl harp yaşamış, gereğinde çekirge yemiş bir milletin çocukları, eğer geçmişini unutmasaydı, açlık korkusuyla o ölçekte sokağa çıkmazdı.

SÜRDÜRÜLEN POLİTİKALARIN SONUCU

Bu karardan dolayı değil, bu kararı uzun zamandır almadığı için iktidarı eleştirelim. O gece verilen kararın zamanlamasından dolayı da iktidarı eleştirelim. Ama o gece sokağa çıkanları da eleştirelim. Bu nedir yahu?
Sanırım sürdürülen politikaların sonucu olarak hayat bulan cehalet, iktidar sahiplerini de ürkütmüştür.
Dört çıkarımla yazıyı noktalayalım:
1. Hazırlığı yapılmayan hiçbir iş başarılamaz.
2. Cehaleti yenmeden demokrasi vb. inşa edilemez.
3. Disiplininin anlamını kavramadan ve yaşam tarzı haline getirmeden hiçbir sorun çözülemez. Asker olduğumuz için disiplini sadece hizaya gelme/getirme ve itaat sandığımızı zanneden kısır görüş sahiplerine bir tanım vereyim. Belki lazım olur: “Disiplin, kişinin üstüne düşen bir sorumluluğu yerine getirmeye, hiçbir zorlama olmaksızın gönüllü olma halidir.”
4. Ahlak eğitimi vermeden ve örnek olması gerekenler bunu bütün boyutlarıyla topluma yansıtmadan din eğitimi çözümün ilacı olamaz.
Cumhuriyet, hayatın merkezine cehaletle mücadeleyi koymuştu. Bu, muasır medeniyete giden yolun yapı taşıydı. Programı terk edildiği için başaramadık. Ancak başka başarma yolu yok…
Devlette biri gider, diğeri gelir. Esas olan sürdürülebilir bir gelecek inşasıdır. Yoksa ”Hamam aynı hamam varsa bir tas değişti, yumruk aynı yumruk varsa vuran bir el değişti,” tekerlemesini söyler dururuz. Oysa buna ne vaktimiz var ne de mecalimiz…
AHMET YAVUZ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.