DOLAR 5,8198
EURO 6,4681
ALTIN 279,4
BIST 94.896
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Parçalı Bulutlu

İSTANBUL’UN ÖTESİNDEKİ SURİYE

İSTANBUL’UN ÖTESİNDEKİ SURİYE
14.06.2019
3.350
A+
A-
İktidarıyla muhalefetiyle, tüm siyasetçilerimiz ve atanmışından seçilmişine tüm yöneticilerimiz her işi bırakmış, neredeyse ülkemizin tamamı İstanbul Belediye başkanlığı seçimine dikkat kesilmiş durumdadır.
Ekonomiden dış politikaya, Doğu Akdeniz sorunundan mülteci sorununa tüm gündem bir tarafa, İstanbul öncelikli hale gelmiş, diğer gelişmeler arka planda kalmıştır.
Televizyonda canını kurtarmak üzere vatanımıza sığındığını unutup, insanımızın kafasını kesmekten bahseden, her geçen gün cinayet dahil birçok kriminal olayla anılan, kendi ülkesinde bile hoş görülmesi mümkün olmayan davranışlar içinde olan sayıları 3,5 Milyonu aşan Suriyeli sığınmacı varlığı, her geçen gün ülkemizi daha fazla tehdit ettiği gerçeği bile geri planda kalmış durumdadır.
Yarısından fazlası gençlerden oluşan, adları her geçen gün daha fazla ırza geçme, taciz, cinayet dahil adli olaylarla anılan Suriyeli sığınmacı varlığının huzur ve güvenliğimize olumsuz etkisi katlanarak artmaya devam etmektedir.
Artık camilerimizin önleri, parklar, kahvehaneler, hastaneler, garajlar velhasıl tüm mekan, sokak ve caddelerimiz çoğunlukla çalışmak yerine dilenmeyi tercih eden Suriyelilerden geçilmemektedir.
Devlet tarafından yapılan milyarlarca liralık yardımlara rağmen yaşananlar yardımsever Türk insanının bile tahammül sınırlarını aşacak boyutlara gelmiş durumdadır.
Dünyanın en büyük sığınmacı grubunu ülkesinde 8–9 yıldan bu yana barındırmak zorunda kalan Türkiye, bu devasa soruna acilen bir çözüm bulmak durumundadır.
Eğer Türk milletine uyum sağlaması mümkün olmayan, millet bünyesine dahil edilemez sığınmacıların kendi ülkelerine dönmesi bir an önce temin edilemezse toplumsal barışımızın büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalacağı su götürmez bir gerçektir.
**************************************************

 

Yaşamak zorunda kaldığımız süreci başından itibaren kısaca ele alacak olursak olaylar, 2010 yılı son baharında Tunus’ta üniversite mezunu seyyar pazarcılık yapan bir gencin elinden alınan pazar arabasının iade edilmemesini protesto etmek üzere kendisini yakmasıyla başlamıştır. Fransız devriminden sonra sokaklarda başlayan ve önemli sonuçlar doğuran toplumsal olaylardan biri olarak tarihe geçmiştir.
Literatüre Arap Baharı olarak geçen olaylar ilk andan itibaren ülke yönetimlerinde büyük değişiklikler ortaya çıkarmıştır.
Olaylar, ABD tarafından uygulamaya konulan çoğunlukla krallık ve diktatörlükle yönetilen Arap halklarının demokratik talepleri üzerinden petrol kaynaklarının kolay yönetilmesini amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) kapsamında yürütülen propagandalarla büyük sevinçle karşılanarak hızla Kuzey Afrika’dan başlayarak tüm Arap devletlerine yayılmıştır.
ABD’nin kadim dostu Suudi Arabistan Krallığı gibi Arap devletleri olayların dışında kalmış, Ürdün’de ise yönetim zor kullanarak olayları bastırmayı başarmıştır.
Olaylar bir domino etkisiyle kısa bir sürede 2011 yılı ilkbaharında en batıdan başlayarak ülkemizin en uzun ortak sınırı olduğu Suriye’ye ulaşmıştır.
Baba Esad’ın tedrisatından geçen küçük Esad, daha fazla demokrasi talep edilen gösterileri silah kullanarak bastırmak istemiş, ancak rejim muhalifi grupların silahla karşı koyması sonucunda Arap Baharı’nın en kanlı günleri başlamıştır.
Suriye’deki ilk olaylardan itibaren gerek sayıları 2,5 Milyon olduğu tahmin edilen soydaşlarımızın varlığı, gerekse olaylardan kaçan Suriye vatandaşlarının sınırımıza dayanması nedeniyle Türkiye’de bu olaylardan birinci dereceden etkilenmiştir.
29 Nisan 2011 tarihin 400 kişilik ilk mülteci grubu Hatay ilimizdeki Yayladağ ilçesi Cilvegözü sınır kapısına dayanmıştır. O günden bu yana ülkemizdeki Suriyeli sayısı hızla artarak devam etmiştir.
İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 16 Mayıs 2019 tarihi itibarıyla Türkiye’deki biyometrik verileriyle kayıt altına alınan geçici koruma altındaki Suriyeli sayısını açıkladı.
Açıklamaya göre Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısı bir önceki aya göre bin 122 kişi artarak toplam 3 milyon 606 bin 737 kişi olmuştur.
Yukarıda görüldüğü gibi bu sayıya oturma izni olmayan Ülkemizdeki Türk soylu olanlar dışında neredeyse Dünyanın her tarafından gelen kaçak yabancıları da ilave edecek olursak Türkiye’nin uzay filmlerindeki tüm milletlerin yer aldığı ülke konumuna geldiği görülecektir.
911 kilometre sınırımız olan Suriye’de, dindaş, soydaş ve akraba milletleri doğrudan etkileyen olaylara devletimizin sırtını dönmesi, insan hareketlerine sadece sınırı kapatarak tedbir alması elbette düşünülemezdi.
İlk günlerde kamplara alınan mülteciler, milyonlarca insanı kısıtlanmış ortamlarda uzun süre tutmanın yarattığı güçlükler, tüm ihtiyaçlarının doğrudan devlet tarafından karşılanmasının zorlukları ve geriye yani Suriye’ye savaşın devam etmesiyle dönüşlerin imkansızlığı nedeniyle mültecilerin tüm Türkiye’ye yayılmasına göz yumlmuştur.
Suriyeli mültecilerin ülkenin içinde hareket etmesine izin verilmesi sonucunda, Türkiye yepyeni sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.
Suriyeli mültecilerin yarattığı sorunları sayacak olursak ilk akla gelen muhacir olmalarına rağmen yüksek doğurganlık
(0–9 yaş arası çocuk sayısı 500 Binin üzerinde), sayıları
1 Milyona ulaşan genç ve orta yaşlı erkek sayısı (15–54 yaş arası erkek) ile 20 yılda sayıları 20 Milyona ulaşabileceğini öngörmek hiçte hayalci bir yaklaşım olmayacaktır.
İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün Suriyeli Mültecilerle ilgili verilerini incelediğimizde son derece çarpıcı hatta ürkütücü gerçeklerin olduğu dikkatimizi çekmektedir.
Aşağıdaki tabloyu incelediğimizde Kilis başta olmak üzere özellikle Hatay, Şanlı Urfa, Gazi Antep, Mersin Adana gibi illerimizde çok büyük sayılarda sığınmacının yaşamakta olduğu görülmektedir.
Bu illerde yaşayan vatandaşlarımız durumdan son derece rahatsız ve infial noktasına geldiklerini her fırsatta ifade etmektedirler.
Toplam sayısı 3 milyon 606 bin 737 kişi olan Suriyeli Türkiye nüfusunun 82 milyon 3 bin 882 olduğunu dikkate aldığımızda Suriyeli Mültecilerin ülke nüfusumuza oranının %4,40’ına ulaştığı görülecektir.

Tehlikenin büyüklüğünü ortaya koymak bakımından birkaç veriye daha göz atmamız yeterli olacaktır.
Bugüne kadar ülkelerine dönen Suriyeli sayısı 329 Bin olmasına rağmen Türkiye’de doğan Suriyeli sayısı 400 Binin üzerinde 500 Bine yaklaşmaktadır. Yeni gelenler bir tarafa geriye dönmelere rağmen Türkiye’de Suriyeli varlığı artmaya devam etmektedir.
Yine başka bir veri de Türkiye nüfusunun yaş ortalaması 31,7 iken Suriyelilerin yaş ortalaması 22 olmasıdır.

 

Tüm bu sayılar bize Ülkemizin demografik yapısını Türkler aleyhine bozacak büyük bir tehlikeyi işaret etmektedir.
Hiçbir devlet ve millet böyle bir durumu, eli kolu bağlı, hiçbir şey yapmadan, teslimiyet içinde sonuçlarını kabul edemez, etmemiştir, edemeyecektir.
Ülke olarak bu meseleyi, İslam’ın ortaya çıkış dönemi Mekke-Medine, Ensar- Muhacir ekseninde ele almamız, sadece ulvi insani değerler üzerinden çözümlememiz ihtimal dahilinde değildir.
Türkiye’de hiç kimse, evlatlarımız oralarda şehit düşerken, savaşmak yerine genç kadınlarla evlenip, durmadan çocuk yapan Suriyelileri daha fazla görmek istemiyor.
Vatandaşlarımız, sokaklarında, cami önlerinde, çalışmak yerine çocuk yapıp dilenen kadınları, çocukları görmek istemediği gibi, kıt ülke imkanlarından beslenen milyonların yükünü daha fazla taşımak arzusunda değildir.
Türkiye’nin henüz sayıları 82 milyonu aşan kendi vatandaşının refahını gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkaramamışken bu kadar büyük ve yeterince beceresi olmayan insanı hazmetmesi mümkün olamayacaktır.
İleriki yıllarda bambaşka çatışma alanları oluşmaması için zaman kaybetmeden Hükümet, sorunu BM’den başlayıp Dünya gündemine taşıyarak sığınmacıların geriye dönüş planının kesinleştirmeli ve yürürlüğe koymalıdır.

AHMET ORHAN

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.