SON DAKİKA

İSLAM’DA AKLIN ÖNEMİ VE SINIRI

Bu haber 07 Ocak 2019 - 19:21 'de eklendi ve 2.888 kez görüntülendi.

“Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen/akletmeyen/aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal suresi 22. ayet) “…Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. (Yunus  suresi 100. ayet)

Akla, ilme, düşünmeye yüce dinimiz İslam ve kitabımız Kur’an kadar önem veren hiçbir din ve semavi kitap yoktur.  Yüce kitabımızda yaklaşık olarak 750 ayette akletmekten, tefekür etmekten söz edilir. Türevleri ile birlikte yüce kitabımızdaki ayetlerin dörtte biri, akıl, akletme ve ilimle ilgilidir.

Kur’an-ı kerim taklidi bir imanı değil bilakis akla dayanan, düşünerek, bilinçli bir eylem olarak edinilen tahkiki  imanı kabul eder. Zaten imanın olmazsa olmaz şartlarından birincisi “aklın baliğ olması” yani bireyin analiz, sentez değerlendirme yapabilecek, iyi ile kötüyü ayırt edebilecek seviyede bir akla sahip olması (âkil ve baliğ) olması gerekliliğidir.

Başta Marksistler ve Ateistler olmak üzere İnançsız insanların önemli yanılgısı insanlığın çağımızdaki sosyal, teknolojik ve bilimsel gelişiminin salt akıl yoluyla ya da dini red ederek elde ettiğini düşünmesidir.

Hatta bir takım inançsız düşünürler meseleyi daha da ileri götürerek dinin ve vahyin her türlü gelişmenin önünde bir engel olduğunu iddia ederler. Oysa durum tam da bunun aksinedir. Zira vahyi rededen, onun getirilerini kabul etmeyen aklın tek başına  evrenin ve yaratılışın sırlarını, hayatın amacını, insanların nerden gelip nereye gideceklerine ve nasıl bir hayat sürmeleri gerektiğine dair bilgiyi kısacası ideal insan olabilmek için gereken gerçeği bulabilmesi mümkün değildir. Zaten bu mümkün olabilseydi insanlara dinler, peygamberler ve kitaplar gönderilmezdi.

İnsanlık salt aklıyla ilmi ve sosyal gelişmeleri sağlayabilmiş olsalardı bu gün Afrika ve Avustralya ormanları başta olmak üzere vahye muhatap olmayan, yani dinden, kitaptan ve peygamberden haberleri olmayan yerli kabilelerin sosyal yaşantıda, bilimde teknolojide ve ahlaki yaşantıda ilkel bir durumda olmayıp ileri bir derece de olmaları gerekirdi.

İnsanoğlu vahye muhatap olmasa, kendisine peygamberler ve kitaplar gönderilmiş olmasa  ne bilim ve teknoloji olarak, ne toplumsal düzen olarak, ne de ahlaki gelişim seviyesi olarak asla bugünkü seviyelerinde olamayacaklardı. Tıpkı Afrika ya da Avustralya ormanlarında salt akıllarıyla yaşamaya çalışan insan toplulukları gibi…

O halde akıl ancak vahyin ışığıyla evrene, dünyaya ve insana baktığında evren hakkında, insan ve yaşam hakkındaki gerçeği ve doğruyu bulabilecektir. Vahyin ışığını almayan ya da bu ışığa sırtını dönen akıl oldukça sönüktür ve gerçeği bulmaktan da son derece uzaktır.

İslâm dini, akla, düşünmeye büyük bir önem verir. İslam dininin muhatabı akıllılardır. Dinde aklı olmayanların mükellefiyeti yoktur. Fakat aklında bir sınırı vardır. Çünkü akıl da yaratılmıştır. Bu bakımdan aklın vahye, yani vahyin sahibi olan Allah’a rakip olması beklenemez. Aklını vahye rakip yapan kimsenin şeytandan farkı yoktur. Çünkü şeytanda Allah’ın “Âdeme secde et” emrine aklını kullanarak karşı çıkmış, “Beni ateşten yarattın, O’nu topraktan yarattın” ben ondan üstünüm diyerek Allah’ın emrine karşı gelmiş ve kâfirlerden olmuştur.

Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan (o ardına düştüğün şeyden) sorumludur. (İsra 17, 36.) Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilirsin (ne de) boyca dağlara erişebilirsin. (İsra 17,37) Böylesi kötü şeylerin hepsi,Rabbinin katında hoş görülmeyen (davranışlar)dır. (İSRA 17,38) Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmet(ler)dendir. Allah ile beraber başka bir ilâh edinme (Allah yerine ona bağlanma); sonra kınanmış, kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.”. (İsra 17,39) “Allah öyle bir ilâh ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O, Hayy ve Kayyûm’dur (daima diri ve yarattıklarını gözetip yönetendir ve her şey varlığını O’nunla devam ettirir). Kendisini ne bir uyuklama (gaflet) ne de bir uyku tutar. Göklerde ve yerde olanlar(ın hepsi) ancak O’nundur. O’nun izni olmadıkça O’nun katında kim şefaat edebilir? Kullarının önündeki ve arkasındaki (geçmiş ve geleceklerini, yaptıklarını ve yapacaklarını, dünya ve âhirete ait) şeylerini O bilir. Onlar, O’nun ilminden ancak dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü (kudreti, mülk ve hükümranlığı) gökleri ve yeri kaplamıştır; onları koruyup gözetmek O’na ağır gelmez. O çok yücedir, çok büyüktür.”(Bakara 2, 255.)

Mümkündür ki nefret ettiğiniz bir şey sizin için iyi olabilir ve yine mümkündür ki hoşlandığınız bir şey de sizin için kötü olabilir. Allah bilir ama siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216)   Mealindeki ayetler, insan bilgisinin, duyuların sorumluluk imkânları içinde sınırlı olduğunu, bunun için insanın bu sınırlı duyulara güvenip de kibirlenmemesi ve bilemeyeceğini bilmeye, yapamayacağını yapmaya uğraşarak emeğini boşuna harcamaması gerektiğini belirtmektedir. Bunu anlayıp öğrenmenin de bir hikmet (derin felsefi bir görüş) olduğu söylenilmektedir.

 İslam’a göre akıl, sonsuz ve sınırsız değil, tam tersine sonlu ve sınırlı bir özelliğe haizdir.  Aklın başlangıç ve bitiş noktası vardır. Aklın sınırının bittiği yerde aklın devreye konmaya çalışılması bir akılsızlıktır. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin dediği gibi, aklın çaresiz kaldığı yerde, yine aklı devreye koymayı afedersiniz ama çamura batmış merkebin haline benzetilmiştir. Çamura batan eşşek çırpındıkça daha çok batar. Battıkça da daha çok olumsuzluğa mahkûm olur. Aynen bunun gibi, aklın sınırının bittiği yerde akıl devreye konmamalıdır. Elbetteki akıl önemlidir ancak her şey akılla da bilinip kavranamaz. Böyle bir konumda akıl nakille bildirilen gerçeklere tabi olmalıdır. İslam’ın iyi anlaşılması için akıl, bilim vb. vazgeçilmez özelliklere ihtiyaç vardır. Her aklın ortaya koyduğu fikirler doğru, mantıklı görülebilir. Ama her mantıklı görünen mutlak gerçektir denemez. Albert Einstein’ın “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır” dediği gibi İslam akılla, ilimle anlaşılıp yaşanmaktadır. İnsanlar zeki olabilirler fakat akıllı seçim yapmayabilirler.

Bize göre İslâm dünyasının en büyük problemi vahyin ışığında aklını kullanmamak, bilgisizlik ve cehalettir. İslam’a göre bir mü’min bildiği işi yapmalı ve yaptığı işi de iyi bilmelidir.

İslâm’a göre bilgi üstünlük vesilesidir. Bilen insan bilmeyenden her zaman üstündür. Zaten bu üstünlüğün en canlı şahidi tarihtir. Çünkü tarih buyunca akletmeyen, bilmeyen, bilim ve teknoloji üretmeyen toplumlar, bilen, akleden, bilgi ve teknoloji üreten toplumların kölesi olmaktan kutulamamışlardır. ilim ve hikmet müminin yitik malıdır; mümin, yerine ve söyleyene bakmaksızın onu nerede bulursa almalıdır.  Her kötülüğün, hatta küfür ve şirkin de başı bilgisizlik ve cehalettir Yüce kitabımızda “insanın cahillerden olmaması (En’âm, 6/35; Hûd, 11/46), cahillerden yüz çevrilmesi gerektiği (Bakara, 2/67; Ar’âf, 7/199)” beildirilmiştir. İslâm dünyasının bu günkü perişan halinin sebebi de cehalettir. Küfrün ne demek olduğunu bilen bir kimse kafir olmaz Şirkin ne demek olduğunu bilen,  Allah’a ortak koşmaz, Allah’tan başkasına ibadet etmez Bunun içindir ki Kur’an-ı Kerim’de “Sakın ha cahillerden olma!” (el-En’âm, 6/35) buyurulmuştur Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki “…Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. (Yunus  suresi 100. ayet)

MUHARREM GÜNAY SIDDIKOĞLU

Muharrem Günay Sıddıkoğlum.g.siddikoglu@gmail.com
1956 yılında Afyonkarahisar’da dünyaya gelmiştir. Muharrem GÜNAY Afyonkarahisar ilinin Merkez Değirmendere köyünde ilkokulu bitirdikten sonra Bolvadin’de İmâm Hatip Okulu’na başlamış; 1976 yılında Afyon İmâm Hatip Lisesi’nden, 1978 yılında Afyon Eğitim Enstitüsü’nden, 1997 yılında 2 artı 2 eğitimini tamamlayarak AKÜ Uşak Eğitim Fakültesi’nden mezun olmuştur. Henüz İmâm Hatip okulunda öğrenci iken imam ve hatiplik görevlerinde bulunmuştur. 1979 yılında öğretmenliğe başlayan Muharrem Günay 1989 ve 1990 yıllarında MEB tarafından açılan hizmet içi eğitim kurslarına katılarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olmuştur. Muharrem GÜNAY 1980 İhtilali’nden sonra Afyonkarahisar’ın ilk Ülkü Ocağı başkanıdır. Kamu Çalışanları Vakfı’nın ve Türk Eğitim Sen’in kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Merhum Başbuğumuzun cezaevinden çıkışından sonra Afyonkarahisar’a gelişlerinde Ankara yolunda karşılamada bulunan on bir kişiden biridir. Türk Ocağı Mehter takımının kurucuları içerisinde yer almış ve mehter başılık yapmıştır. Muharrem GÜNAY 1975 yılından itibaren yapılmış olan tüm seçimlere gönüllü olarak katılmış, başta seçim komisyonu üyeliği ve konuşmacı olarak çok yönlü hizmetlerde bulunmuş, Bolvadin’in Kurucovasın’ndan İhsaniye’nin Saracovasına, Şuhut’un Karaadilli Karacaören’inden Çay’ın Sütçe Karacöreni’ne kadar tüm köy ve kasabaları seçim çalışmalarında en az ikişer sefer turlamıştır. Yurt dışında ve yurt genelinde çok sayıda seminer ve konferans vermiştir. . Muharrem Günay 2004 yılında emekli olduktan sonra 2008 ile 2012 yılları arasında Almanya Türk Federasyonu bünyesinde din görevlisi olarak çalışmıştır. Bu süre içerisinde Almanya Türk Federasyonu için 365 günlük duvar takvimini hazırlamıştır. Bu takvim Avrupa’daki Türk federasyonlarınca kullanılmaktadır. 1994 yılında ORTADOĞU gazetesinde yazı yazmaya başlayan Muharrem GÜNAY, bu gazetede “SIDDIKOĞLU” mahlasını kullanarak M. GÜNAY SIDDIKOĞLU adıyla 25 yıldır yazı yazmaya devam etmektedir. Muharrem GÜNAY aynı zamanda Afyonkarahisar’da yayımlanmakta olan KOCATEPE gazetesinde de 1994 yılından beri aralıksız günlük yazı yazmaktadır. Ülkücü yazar olarak “Hükümet politikasını eleştirmek ve siyasi yazı yazmak” suçlaması ile bir kaç kez soruşturma geçirmiş ve 90’lı yıllarda üç defa bulunduğu görev yerinden bir başka yere sürgün edilmiştir. YAYIMLANMIŞ ESERLERİ Muharrem GÜNAY’ın “Devlet ve Hayat Felsefemiz Dünya Barışı” adlı kitabı 2004 yılında Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nın kültür hizmeti olarak Geçit Yayınları tarafından yayımlanmış, “Namazı İkâme Etmek” ve “Mü’min Nasıl Olmalı” “Türk’ü Sevmek İmandandır” adlı kitapları 2014 yılında Ülkücü Yazarlar Derneği (ÜLKÜ-YAZ) tarafından elektronik kitap olarak, “Namaz ve Namazı İkâme etmek” adlı kitabı ise 2017 yılında Afyonkarahisar Belediyesi tarafından yayımlanmıştır. “Mü’min Nasıl Olmalı” adlı kitabın 1. cildi ise Afyonkarahisar Belediyesi tarafından basılacak olup kitap baskı safhasındadır. Aynı kitabın 2. cildi ise tamamlanmak üzeredir. “Asâkir-i İslam “ adlı kitabı ise İhsaniye Belediyesi tarafından bastırılacaktır. İşitme Engelliler okulunda 6 yıl idarecilik yapan Muharrem GÜNAY, Özürlü ve engelli vatandaşlarımız tarafından da sevilen ve tanınan bir şahsiyettir. Muharrem GÜNAY, yıllarca Değirmendere Spor Kulübü’nün başkanlığını yapmış olup spor camiası tarafından da çok iyi tanınmaktadır. Ülkücü Yazarlar Derneği ÜLKÜYAZ’ın Denetleme Kurulu üyesi olan Muharrem GÜNAY, çok başarılı bir eğitimci olup 4 yıldır Özel Ayza Koleji’nde okul müdürü olarak çalışmaktadır. 27. Dönem MHP Afyonkarahisar Milletvekili 3 sıra adayı olan Muharrem Günay evli ve üç çocuk babasıdır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
kayseri escort aydın escort denizli escort çanakkale escort bursa escort