DOLAR 5,7450
EURO 6,3871
ALTIN 273,2
BIST 108.659
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Çok Bulutlu

İmralı canisine Ayşen Gruda’yı gönderin

07.02.2013
64
A+
A-

Orhan Karataş

Milletin aklıyla alay etmenin nerelere kadar varabileceğinin ibret veren bir örneğini daha yaşıyoruz. Budapeşte’den hakikaten akıllara durgunluk verecek bir açıklama geldi. Dağdakilerle kucaklaşanları İmralı’ya göndermeyeceklermiş.

HANGİSİNİ ANLATALIM?

Sadece bu kadarı AKP’nin nereden gelip nereye gittiğini, bu ülkeye nasıl bir akıbet biçildiğini, bu milletin ne yerine konulduğunu anlamaya da, anlatmaya da fazlasıyla yetmez mi? Neresinden başlayıp, hangisini anlatalım? Hani siz İmralı’daki katiller görüşmüyordunuz? Bunu söyleyenler şeref ve namus sıkıntısı çekiyordu. Şimdi, “dağdakilerle kucaklaşanı İmralı’ya göndermeyiz” derken, bütün her şeyin sizin isteğiniz, yönlendirmeniz ve onayınızla geliştiğini kesin şekilde itiraf etmiş olmuyor musunuz? Bizzat görüşmenizle, tayin edilenlerin görüşmesi arasında ne fark var? Hükümetin bütün işlerini zaten böyle yürütmüyor musunuz? Tayin edilen bakanlar aynı zamanda hükümet adına karar alıp uygulamıyorlar mı? Meclis içinden kimin bakan olacağı kararının verilmesiyle, İmralı’ya kimin gideceğinin tayin edilmesi arasında hukuk, siyaset, ahlak ve sorumluluk açısından ne fark var? Kimin nereye gideceğine, nasıl hareket edeceğine, ne yapacağına kim karar veriyorsa, bütün sorumluluk da tamamen ondadır. Dolayısı ile “biz görüşmüyoruz” demek, bu sorumluluğu da, vebali de ortadan kaldırmayacaktır.

EN İYİSİ KANUN ÇIKARMAK

Gelelim meselenin esasına. Milletvekili kılığına girmiş olanların dağdan inenlerle kucaklaşması ile gidip İmralı’daki caniyle kucaklaşması arasında nasıl bir fark olabilir? İmralı’ya milletvekili sıfatıyla gidenlerin oradaki caniyle kucaklaşmayacaklarını, samimi olmayacaklarını, hasret gidermeyeceklerini mi zannediyorsunuz? Siz zannetseniz bile buna bu milletin inanmasını mı bekliyorsunuz? İmralı’daki cani, dağdaki eli silahlı katillerden daha mı temiz, daha mı az suçlu, daha mı az haindir? Bu bebek katilini, dağdakilerin sorumluluğunu da taşıdığı ve bir sözüyle onları istediği gibi yönlendirme imkanı olduğu için muhatap almıyor musunuz? Siz en iyisi bu işi biraz daha netleştirin ve hatta şöyle bir kanun haline getirin: Elebaşıyla kucaklaşmak, ondan talimat almak ve o talimatlar doğrultusunda katliamlar yapmak serbest; ancak o caninin emrinde olanlarla kucaklaşmak suçtur.

BOŞUNA “SAYIN” DEMEMİŞLER

Bütün bu gelişmeler, bütün bu yaşananlar İmralı’nın bir parti genel merkezine dönüştürüldüğünü göstermiyor mu? 10 yıldır hangi partiye, hangi lidere bu kadar itibar edildi? Bu kadar dikkate alındı? Bu kadar öne çıkarıldı? Ve bu kadar ülkenin gündemini tayin etmesine imkan sağlandı? Daha yola çıkarken bu katile “sayın” diye hitap edilmesinin boşuna olmadığı şimdi çok daha iyi anlaşılmaktadır. O zaman “sayın” diyebildiniz, şimdi elinizde yetki ve imkan var, bu dediğinizin altını dolduruyor, gereğini yapıyorsunuz. Bebek katilini itibarlı, sözü geçen, gündem belirleyen saygın ve sayın bir mertebe yükseltiyorsunuz. Nitekim, o gün “kelle” olarak vasıflandırılanların payına da, bugün bu vasfa uygun olarak terörist muamelesi görmek ve cezaevleri düşmüştür. Her zaman söylediğimiz gibi, devri AKP’de hiçbir şey tesadüf değil.

HABUR’DA KUCAKLAŞANLAR NE OLACAK?

Her şeyden önce sorulması gereken soru, dağdan inen katillerle kucaklaşanların bu cüreti nereden ve nasıl bulduklarıdır? Bunları kim bu kadar azdırdı ve zıvanadan çıkardı? Habur’daki kucaklaşmayı bu işin neresine koyuyorsunuz? Dağdan inen katillerle kucaklaşmayla, Kandil’den gelen canilerle Oslo’da aynı masa etrafında toplanıp pazarlık etmek arasında ne fark var? Bütün bunlar hangi kanunun, hangi anayasanın, hangi kitabın neresine uyuyor? Hani siz bu kucaklaşmayı yapanların dokunulmazlıklarını kaldırıyordunuz? Ne oldu, nerede kaldı bu dokunulmazlık tezkereleri?

KENDİ PARTİNİZDEN GÖNDERİN

Teröristlerle kucaklaşanların İmralı canisine gidememesi bir cezalandırma ise, polise tokat atan, İçişleri Bakanını, valisini tehdit eden, “gerekirse ülkeyi kan gölüne çeviririz. Silahımızı çekersek ateş etmekte tereddüt etmeyiz” küstahlığında bulunan milletvekili kılığına girmiş Kandil temsilcileri için ne düşünüyorsunuz? Bunların İmralı canisine gitmelerine izin verecek misiniz? Meclis kürsüsünden “Kafkaslar ve Boşnaklar bu ülkenin sahipleri değildir. Asıl sahibi biziz” diyerek, etnik ırkçılığın, faşizmin ve ihanetin dik alasını yapan mazbatalı terörist için bir engel koymayı düşünüyor musunuz? İmralı canisi ile görüşmeyi 22 bin katili evlat ilan eden kendi partinizin milletvekiline havale etmeniz çok daha doğru olacaktır. Yanına da Hüseyin Aygün ve Ayşen Gruda’yı katın. Böylece hem arkanızda ne kadar büyük bir desteğin olduğunu gösterirsiniz, hem de sizin kontrolünüzden çıkanları İmralı canisiyle görüşmekten mahrum bırakarak güzel bir ders vermiş olursunuz.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.