İKİ MERKEZLİ SİYASET

İKİ MERKEZLİ SİYASET
06.09.2021
A+
A-

CUMHUR İTTİFAKINA KARŞI BENZEMEZLER İTTİFAKI

Türkiye, Cumhurbaşkanı RTE’nin Anayasanın amir hükmü “tarafsızlık” ilkesini ısrarla çiğnemesi üzerine MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bu anayasa ihlal durumunun daha fazla sürdürülemeyeceği, ya bu fiili duruma uygun anayasa değişikliğinin yapılması ya da Cumhurbaşkanının ihlale son vererek Anayasal sınırlara geri çekilmesi gerektiği uyarısıyla yeni bir dönemin kapısını araladı.

Bu uyarı üzerine günün Başbakanı Binali Yıldırım Başkanlık sistemini getirmek üzere hazır olduklarını ifade etti.

Bilindiği gibi konunun kamuoyunda yoğun tartışılması sırasında AK Parti ve MHP Başbakanlık ve Parlamenter sistemin kaldırılarak yerine Cumhurbaşkanlık sisteminin getirilmesinde uzlaşmışlardı.

TBMM’de 348 oyla kabul edilen Anayasa değişiklikleri

16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumla Türk seçmeni tarafından da onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

Elbette yukarıda özetlediğim süreç bol tartışmalı sancılı bir dönem olmuştur.

Her ne kadar adı Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olsa da bu yeni hükümet şekli kategorik olarak “Başkanlık Sistemi”ydi.

AKP, MHP ve BBP dışında kalan en soldan en sağa, ulusalcısından milliyetçisine hatta etnik bölücüsüne kadar diğer tüm partiler yeni sisteme karşı direnmelerine rağmen başarılı olamamışlar yeni sistemle Türkiye’nin yönetilmesine fiilen geçilmiştir.

Yeni sisteme göre kurumlar yeniden düzenlenmeye başlanmış ve büyük mesafe alınmıştır.

Netice itibariyle partili Başbakanlık ve tarafsız Cumhurbaşkanlığı birleştirilerek Türkiye’ye has partili Cumhurbaşkanlığı yönetim şekli bazı eksikliklere rağmen hayata geçirilmiş durumdadır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş büyük oranda tamamlanmış olmasına rağmen muhalefetin yeniden “Parlamenter Sistem”e dönme iddia ve vaatlerinin devam ettiğine şahit olmaktayız.

YENİ SİSTEMİN SİYASETE ETKİSİ

Devlet yapısında köklü değişiklikler olurken siyasi hayatta da devrim niteliğinde dönüşümler yaşanmaktadır.

Çok partili, çok merkezli siyaset yerini şimdilik iki merkezli siyasete bırakmış gözükmektedir.

Yeni siyasi durum doğal olarak anayasa değişiklik referandumunda ortaya çıkmış, siyasi hayatımızda yeni bir olgu olarak “ittifak” kavramı en çok duyduğumuz söz olmuştur.

İlk olarak MHP liderinin ortaya koyduğu ittifak önerisi AK Parti tarafından da kabul görmesi sonucunda iktidar kanadını oluşturan Cumhur İttifakının temelleri atılmıştır.

Buna karşılık Cumhur İttifakının dışında kalan partiler arasında arayışlar başlamış CHP önderliğinde muhalefet “Millet İttifakı”nı oluşturmuştur.

Başlarda CHP desteğiyle seçimlere katılabilen İYİP ve CHP arasındaki ittifak ilerleyen günlerde HDP(gayri resmi) SP, DP ve bilumum marjinal sol gurupların da katılımıyla “benzemezler” ittifakı ortaya çıkmıştır.

Kısaca ifade etmek gerekirse AKP, MHP ve BBP bir tarafta,

CHP, İYİP, SP, DP ve malum marjinal sol parti bir tarafta olmak üzere iki kutuplu yapıdan bahsetmek yerinde olacaktır.

Türk seçmeninin yüzde ellinin üzerindeki çoğunluğunun Cumhur İttifakının yanında olması Millet ittifakının önderi Kemal Kılıçdaroğlu’nu siyasi arayışlara itmiş o da seçmenin tercihini CHP üzerinden kazanma yerine AKP tabanından oy alma potansiyeline sahip Gelecek ve DEVA partileriyle ittifak arayışlarına girişmiştir.

Böylelikle yeni kurulan DEVA ve Gelecek Partileri de Millet İttifakının muhtemel yeni ortakları olmuştur.

Cumhur ittifakı, devletimizin gelişmiş ülkeler arasında yer almasını engelleyen içerde bölücü PKK terörü, FETÖ belası gibi milli güvenliğimizi tehdit eden sorunlarla boğuşmaktadır.

Dışarıda ise ülkemizi doğrudan etkileyen Suriye, Irak başta olmak üzere sınır komşularımızdaki istikrarsızlıklarla mücadele etmenin yanı sıra Doğu Akdeniz’deki menfaatlerimiz, Kıbrıs ve Ege’de Yunanistan başta AB ve ABD aralarında olmak üzere tabiri caizse yedi düvelle mücadele etmektedir.

Cumhur İttifakı yalnız güvenlik sorunlarıyla yetinmeyip ekonomik ve sosyal kalkınmaya önem vererek insanımızın refahını artırmak için yoğun çaba göstermektedir.

Gelişmiş demokratik ülkelerde bu durumda beklenen milli konularda tüm siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının iktidarı desteklemesidir.

Ne yazık ki Türkiye’de durum böyle olmamaktadır.

Cumhur İttifakının halk desteğini alması karşısında başarılı olamayan muhalefet kanadı milli konular dahil her hususta iktidar karşıtı söylemlerde bulunmayı tercih etmektedir.

Günümüz itibariyle muhalefet, güvenlik başta olmak üzere her alanda geleceğimizi tehdit eden Suriye meselesinde bile ordumuz dolaysıyla Devletimizin yanında yer almak yerine Esat’ın gayri meşru devletine yakın politikalar izlemeyi tercih etmiştir.

—Menfaatlerimizi korumak için muazzam bir diplomatik başarı olan Libya anlaşması yapılır muhalefetten takdir yerine itiraz yükselir,

—Doğu Akdeniz’e sondaj gemilerimiz gider muhalefet karşı tezlere yakın açıklamalar yapar,

—Doğu sınırımızda kanayan yara olan Karabağ meselesine neşter vurulur, muhalefetten Karabağ’da ne işimiz var sesleri yükselir,

—Ülkemizin güney doğusunda terör başta olmak üzere tehditlere karşı güvenlik kuşağı oluşturulur bunlardan yine itiraz.

Buna benzer hemen hemen her gelişmede muhalefetin topyekun Cumhur İttifakı karşıtlığı içinde olduğunu görürüz.

Demokrasi tarihimizin hiçbir döneminde böylesi cephe muhalefeti yaşanmamıştır.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım bu tablo çok ciddi bir krizin habercisidir.

Olayların akışına bırakılması, cepheleşmeyi kalıcı hale getirme Allah korusun Milletimizin bir arada yaşama iradesini aşındıracak potansiyele sahiptir.

Bu gidişin önünün kesilmesi için tek dayanak Türk Milletinin sağduyusudur.

Yapılması gereken ise o eşsiz milli iradeyi milli idealler etrafından görünür hale getirmektir.

Görev siyasetindir.

Ahmet Orhan

ETİKETLER: , ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.