SON DAKİKA
istanbul bayan escort escort mersin

Hasan Kalyoncu: Milliyetçilik, çevreciliktir!

Bu haber 29 Kasım 2018 - 21:36 'de eklendi ve 2.048 kez görüntülendi.

Milliyetçi Hareket Partisi İzmir Milletvekili Hasan Kalyoncu kısa sürede TBMM’de yaptığı çalışmalar ve kanun teklifleri ile özellikle çevre konuları başta olmak üzere bir çok konunun çözümüne kalıcı katkıda bulunmaya başladı.

Artık Otoyollar Üzerinden Yaban Hayvanlarının Geçişine İzin Verilecek

Yaban Hayvanlarının doğal yaşam alanlarından geçen otoyollarda gerekli işaretleme ve bilgilendirmelerin sağlanması, hem yaban hayvanlarının hayatlarının korunup yaşamlarının kolaylaştırılması hemde otoyollarda gerçekleşecek ölümcül kazaların önünü kesmek amacıyla MHP İzmir Milletvekili Prof.Dr. Hasan Kalyoncu 24.10.2018 tarihinde 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi vermişti. Prof.Dr. Hasan Kalyoncu’nun teklifi Torba Kanun içine alınarak yasalaştı.

Prof.Dr. Hasan Kalyoncu’nun kanun teklifinin yasalaşmasının ardından sosyal medya hesabından aşağıda ki açıklamayı paylaştı;

Milliyetçi Hareketin vatan sevgisi çevrenin korunmasını da içine almaktadır. Bunun için Otoyollara yaban hayvanlarının geçişlerine izin verecek menfez, ekolojik köprü ve benzeri tesislerin yapılması için verdiğim Kanun Teklifim TBMM’de görüşülen Torba Kanun içine alınarak yasalaşmıştır.
Milliyetçilik, çevreciliktir!

Prof.Dr. Hasan Kalyoncu’nun kanun teklifi ile ilgili TBMM’ de yaptığı konuşmalar;

27.11.2018 – HASAN KALYONCU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’ nda yapılan bu değişikliğin, esasen tarafımızdan teklif edilmiş kanun teklifi olmasına rağmen dikkate alınarak bu torba yasa teklifi içerisinde şimdi Genel Kurula getirilmiş olmasından ziyadesiyle memnunuz çünkü bu düzenleme vatan topraklarının yarınlara sağlıklı bir şekilde aktarılması açısından büyük bir eksikliği ortadan kaldıracaktır ancak otoyollara yapılacak çitlerin boyuna ilişkin asgari 3 metre yapılması yönündeki önerimizin heyetinizce kabulü yapılacak işin maksada hizmet etmesini sağlayacaktır çünkü eğer otoyollar etrafına yapılacak çitlerin boylarını 1 metre yaparsanız onun üzerinden geçecek olan hayvanlar yine geçecek. Yaptığımız araştırma sonucunda, bu otoyollarda özellikle millî park bölgelerinde karşılaşılan kazalarda -kurt, vaşak, tilki, ayı ve sair hayvanlar- yabani hayvanlar olmakta, bunların da bu öngörülen çit konulmaksızın otoyollara çıkması yine mümkün olabilecektir. Bu sebeple, hem can ve mal kaybı açısından hem doğal hayatın korunması açısından oldukça önemlidir.

Bunun yanında, deminden beri bu kanun teklifi çerçevesinde çevreyle ilgili birçok konuşmacının konuşmalarını dinlediğimizde bir bilgi eksikliği olduğunu düşünüyorum, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum: Çevreci hareketler dünyada 1970 yılından itibaren sosyal hayatın içerisine girmiş, çevre sosyolojisi de bundan sonra oluşmuştur çünkü Avrupa, Amerika, Sanayi Devrimi;ni tamamlamıştır. Ve o yıllara baktığınız zaman o yıllarda Avrupa’da, Amerika’da su kirliliğinden çevre kirliliğine kadar bütün her şeyi rahatlıkla görebilirsiniz ve Türkiye’yle oranlanmayacak kadar yüksek düzeylerdeydi. Biz de 1970;li yıllardan itibaren bakarsanız kırk sekiz yıllık bir çevre geçmişi var. Bunun kanunda yer almaması veya çevre ; sözcüğünün geçmemesi bunlarla bağlantılıdır. Bugün, göllerle ilgili, birçok konuşmacı göllerin kuruduğunu, kuruyacağını söylüyor. Bunda sadece orada yapılan barajların sorun olması değil aynı zamanda iklim değişikliğinin de büyük etkisi var. Mesela Eber ve Akşehir Gölü, en son 2018;de DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yapılan bir projede Akar Çayı havzası bünyesinde incelenmiştir ve gerekli önlemlerin tespiti yapılmıştır, gelecek yıllarda da bu önlemler alınmaya çalışılacaktır. Fakat bu tür eleştiriler yapılırken yapılan çalışmalar titizlikle incelenip daha faydalı önergeler verilir ve sorular sorulursa ülkenin geleceği ve gittiği durum net olarak anlaşılacaktır. Bu açıdan baktığınız zaman çevreyle ilgili hatiplerin söyledikleri eksik kalmakta ve yanlış yönlendirmeye sebep olmaktadır.

Bununla beraber Milliyetçi Ülkücü Hareket olarak bizim vatan topraklarına olan sevgimiz tüm değerleri ve varlığıyla ona bağlılığı kapsamaktadır. Biz bu vatanı sadece bir ülke sınırıyla tanımlayıp sahiplenerek değil, öncelikle insanı olmak üzere kurduyla, kuşuyla, nehriyle, deniziyle, havasıyla, suyuyla bütün değerlerini korumak, geliştirmek ve güçlendirmek için seviyoruz. Milliyetçi Hareketin vatan sevgisi çevrenin korunmasını da içine almaktadır. Onun için, milliyetçilik, çevreciliktir diyoruz ve Genel Kurulunuzu saygıyla selamlıyorum.

27.11.2018 – MHP GRUBU ADINA HASAN KALYONCU (İzmir)

Zaman zaman ülkemizde çeşitli bakanlıklar arasında birleşmeler ve ayrışmalar yaşanmakta, bunu hepimiz biliyoruz. Daha önce, Çevre ve Orman Bakanlığı iken meydana gelen ayrışmadan sonra Çevre ve Orman Bakanlığı birbirinden ayrılmış fakat bazı genel müdürlükler ve yetki karmaşası ortaya çıkmıştır. Bu yetki karmaşaları şu anda hâlâ devam etmekte ve bu da ülkemiz açısından sorun oluşturma durumuna girmiştir. Birkaç örnekle durumu açıklamak gerekirse Tarım ve Orman Bakanlığı herhangi bir alanda millî park oluşturma çalışmalarını yapıp millî park oluşturma kararı aldıktan sonra, millî park olup olmamasında en son kararı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vermektedir. Sulama, içme suyu, su kaynaklarının korunması, arıtım tesislerinin kurulmasıyla ilgili altyapı hizmetleri de tamamen Tarım ve Orman Bakanlığındayken denetimi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılmaktadır yani bütün altyapıyı hazırlayan bakanlık denetimde yok durumunda. Ayrıca, bu denetimler planlı şekilde yıllık olarak yapılmakta ve şikâyete bağlı gündeme gelerek yapılmaktadır.

Koruma ve İzleme Dairesi Başkanlığının görevleri arasında yer alan alıcı ortamların kirlenmesi ve korunmasıyla ilgili usul ve esasların belirlenmesi konusu ile Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Su Kalitesi, İzleme ve Su Bilgi Sistemi Daire Başkanlıkları sular yönünden çakışmaktadır. Kara ve su ürünleri avcılığıyla ilgili konular ise direkt olarak Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü ile Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü içerisinde tekrar konu edilerek ele alınmaktadır.

Ayrıca, atık sularla ilgili deşarj standartları yine Tarım Orman Bakanlığı tarafından belirlenirken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından denetlenmektedir. Bunların yanı sıra, hava ve toprak kirliliği konularında yetkili kurum Çevre Bakanlığı iken oluşturdukları etkiler açısından Tarım Bakanlığı olumsuz yönde etkilenmektedir. Bölgede sorunlar direkt Tarım ve Orman Bakanlığı üzerine gelmektedir. Çiftçilerimiz, bölge sakinleri veya vatandaşlarımız direkt olarak Tarım ve Orman Bakanlığına şikâyetleri iletmektedirler. Yapılan bu tesislerin tamamı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izin ve kontrolüne tabi iken olumsuz etkileri Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından göğüslenmeye çalışılmaktadır.

Ayrıca, çevreyi kirleten kurumların kirletici değerleri ve boyutları göz önünde bulundurularak cezalar kesilmemekte ve adaletsiz bir durum ortaya çıkmaktadır. İşletmelerin Çevre Kanunu;ndan kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirme zorunluluğu, özellikle, fabrikalarda hava, su ve toprak emisyonlarının yönetmelikte belirtilen sınır değerlere getirilmesi, çevre izni alması zorunlu olup bu zorunluluğa karşı işletmelere çevre cezası yazılıp idari yaptırım uygulanmaktadır. Cezaların meblağlarının büyüklüğü işletmelere kuruluş aşamasında mali açıdan külfet oluşturmaktadır. Bu sebeple, gerek çevresel yükümlülüklerini yerine getirmek, çevrenin kirlenmesini önlemek ve gerekse sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirebilmek için kuruluş aşamasında çevre cezası yazmak yerine, sigorta primi indirimi veya teşvik sağlarken çevresel yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerine bakmak hem şirketleri ceza karşısında maddi külfetten kurtaracak hem de çevrenin kirletilmemesi için gerekli önleyici tedbirleri alarak firmalara otokontrol sağlayacaktır.

Denetimlerin sürekli ve ihtiyaca göre yapılacağı bir sistem oluşturulmalıdır. Bugün ülkemizde çoğu belediyenin atık su arıtma tesisi tam manasıyla çalışmamaktadır, bir kısmında atık su arıtma tesisi bulunmamakta ve evsel atık suları direkt olarak alıcı ortamlara bırakmak suretiyle çevre kirliliğine sebebiyet vermektedir.

Değerli milletvekilleri, yakın gelecekte ülkemizde su problemi yaşanacak olmasına rağmen ülkemizde geçerli olan bir su kanunu yoktur, aynı zamanda geleceğe dönük bir planlama da söz konusu değildir. Ülkemiz, bitki ve hayvan endemik türleri bakımından oldukça zengindir fakat su miktarında azalmalar ve kurumalar devam ederken bu türlerin birçoğu yok olmakta ve ülkemizdeki genetik miras kaybolmaktadır. İklim değişiklikleri doğal bitki ve hayvan türlerini ve dağılımlarını olumsuz yönde etkileyerek ve devamında, endemik türlerin yaşadığı mikroklimaların da yok olmasına sebep olacaktır. Bu endemik türler arasında tıbbi ve aromatik bitkiler de yer almaktadır. Bir an önce iklim değişikliği senaryolarına göre önlemler geliştirilmeli ve bu organizmaların korunma yolları ortaya konulmalı ve önlemler paketi oluşturulmalıdır, tarım alanlarında yapılaşmanın önüne geçilmeli ve iklim değişikliği senaryolarına göre planlanmalıdır.

Ayrıca, bugünkü tarım ürünü desenleri ortaya konulmalı ve geleceğe yönelik ürün deseni planlaması da yapılmalıdır. İklim değişikliği tüm bölgelerde düzensiz yağışlarla kendini göstermeye başlamıştır. Düzensiz yağışlar sağanak şeklinde eldiğinden çeşitli felaketlere sebep olmasının yanında, yeryüzüne inen suyun da tutulamadığı anlamına gelmektedir. Avrupa;da ve dünyada çoğu ülkede su kanunu mevcut olup yer altı barajları veya yer altı su havzaları oluşturulmuştur. Ülkemizde bu iki konuda da oldukça az sayıda çalışma ve girişim mevcut olup gelecekte böyle problemler oluşturacağı açıktır çünkü ülkemizde suyla ilgili birçok bakanlık mevcut olup aralarında koordinasyon oldukça zayıftır. Ülkemizde sular hakkında kanun 1926 yılında yayımlanmıştır, Daha sonra, 1956 ;da bir düzenlemeye gidilmiştir. Bugün, sularla ilgili temel kanun durumunda olan bu kanun varken bakanlıklar içerisinde kanun ve KHK ;yle çeşitli düzenlemeler yapılmıştır fakat bu kanun, KHK ve yönetmeliklerde hâlen görevler ve kurallar yönünden çakışmalar mevcuttur. Tüm bu aksaklıkların giderilebilmesi ve su yönetiminin planlanmasının sağlanabilmesi için suyun yönetiminin tek bir birimden yapılması gerekmektedir. Bu iş için kurulan Su Enstitüs bu amaca hizmet edememekte ve su yönetimine ekstra yük getirmektedir. Kuruluş amacına baktığınız zaman, bakanlıkların birbiriyle koordinasyonunu sağlayacak şekilde planlanmış ve su yönetimi üzerinde üst kurum olarak planlaması yapılmış fakat daha sonra, yaptığı çalışmalarda bu görevi yerine getirememiştir.

Millî bir su politikası oluşturamazsak gelecek yıllarda ülkede büyük problemlerle karşı karşıya kalacağız. Şimdi, ülkemizdeki nehirlerde bir kısım kirlilik olmasına rağmen bu kirlilikle ilgili 25 havzada ilgili kurumların yaptığı çalışmalar mevcut olup havzaların tamamında havza planlamaları yapılmıştır. Fakat alınacak önlemler ve bu alınan önlemlerin devamında işlerin nasıl yürüdüğü konusunda da kontrol gereklidir. Bu alınan ve yapılan önlem ve koruma planlarının gidişatı sıkı bir şekilde takip edilmelidir.

Millî bir su politikası oluşturulabilmesi, çevre ve doğa konusunda daha sorumlu ve hassas olunması dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Yarımada gazetesi

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.