DOLAR 5,7157
EURO 6,2935
ALTIN 276,4
BIST 102.590
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Halk, Millet, Ümmet Ve Üç Kağıt

14.08.2013
66
A+
A-

Şükrü Alnıaçık

Gazete sütunlarının derin akademik kavram incelemeleri için uygun bir zemin olmadığı bilinir.

Ancak bu durum, anlaşılır ciddi şeyler konuşmamıza mani değildir.

MHP MYK üyesi değerli akademisyen kardeşimiz Ruhi Ersoy’la 26 Haziran 2013 günü Alp Türk TV’de yaptığımız sohbette Halk İradesi-Millet İradesi konusunda tam olarak anlaşamadığımızı fark ettim. Pek çok kavram gibi Halk ve Millet konularında da tatmin edici bir kavramsal dinginliğe ulaşılabilmiş değil. Son yıllarda ayrıca hayali bir “Ümmet” kavramı da devreye girmiş bulunuyor.

Benim bu konudaki tasnif hassasiyetimin oluşmasında, çocuk yaşlardan bu yana “Halk” ile “Millet” arasındaki kavramsal çatışmayla büyümüş olmamızın etkisi büyüktür. Biz “Millet” dedikçe birileri “Halk” veya “halklar” demiş, biz milliyetçi oldukça karşımıza halkçılar çıkmış, biz milli devlet peşinde koşarken karşımızda milleti halklara, “sovyetlere” bölme meraklıları olduğunu fark etmiş ve sonunda duvara şu sloganı yazmıştık.

“Bir elimde ezel bir elimde ebed, halklar değilim ben milletim millet!..” Millet, ezelden ebede, bütün tarihi haşmetiyle yürüyor. Halk ise acıkmış bir çocuk gibi bağırıp ağlıyordu.

Bu ideolojik çatışmanın devam ettiği yıllarda bugünkü AKP’liler halk oyundan ümitsiz oldukları için öyle halk-millet kavramlarını hiç tartışmıyor, ümmetin Arap kanadı da bin yıldır uykuda olduğu için bu “gavur icadı” demokratik kavramlarla fazla ilgilenmiyorlardı.

Molla ikameli İran “İslam Devrimi”ni alkışlamak ve onun Afganistan şubesi Hikmetyar’ın dizinin dibinde çay içip, devrim geyiği yapmak dururken “people” ile “nation”ın farkını, İETT liberosu dingil Recep mi tartışacaktı?

Bir “Ümmet” vardı İslamcının azık torbasında bir de Sünni ile Şii… Gerisi “haram ve bidat”ti!..

İkisi de Türkçe olmayan ve anadilindeki basit köklerden çağrışım yapmayan iki kavramla karşı karşıyaydık ve bunlar, sosyoloji, tarih ve idare terimleri haline gelmişti.

Bütün kargaşaya rağmen sosyal hayatta hiç kimse “Milli takım”a “halk takımı” ve “halk ekmeğe” de “milli ekmek” demiyordu. Yani halkın dimağında Halk ve Millet kavramları arasındaki mesafe, yerli yerinde duruyordu.

Sonra doğu ve batı dillerinde durumun ne olduğuna baktım. Buraya kelime-kavram silsilesi sıralayarak gözünüzü yormak ve başınızı şişirmek istemiyorum. Ulaştığım neticenin en basit şekli şudur. Halk, ihtiyaçları ve talepleri olan dinamik bir kalabalıktır, daha iyi yaşam talebi vardır. Bağırır, çağırır, “nerde bu devlet” halkın çığlığıdır.

Halk kalabalığının içinde milletten olmayan azınlıklar bulunabilir. Öyle ki; 1913’te bulunanlar, (Osmanlı Halkının bir kısmını teşkil eden Anadolu Rumları ve Ermenileri) 1923’te bulunmayabilir.

Millet ise 735’teki Bilge Kağan Kitabesinde neyse 1927’deki “Nutuk”ta da odur. Yani dili, inancı ve kültürüyle yeni etnik katılımlarla zenginleşmiş olsa da milli durağanlık ve “beka” iddiasındadır.

Halkın 1999’daki (DSP % 22,18) rey ve kanaati, olayların etkisine göre, dört yıl içinde (2002’de DSP % 1,21) değişebilir. Sandığı şekillendiren ve bu kadar oynak olan bir iradeyle Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran “Milli İrade”nin birbirinden ayrılmasında sonsuz yarar vardır.

Halk ve millet kavramlarının birbirine en yaklaştığı yer, Arapça’daki “Ümmet” kelimesidir. AKP’nin kavram cahilliğiyle bütünleşen siyasi üç kağıtçılığında “amme” (halk) ve “millet” kavramları “Ümmet”te buluşmaktadır.

Referans alınan Hz. Muhammed’in Asr-ı Saadet nizamında Hicaz halkı bu iki kavram arasındaki farkı sıfıra kadar indirdiği için o vakit, bugünkü gibi bir tehlike mevzubahis değildi. Çünkü Yahudiler yarımadanın dışına çıkarılmış; İslam kılıcının hükmü, tüm yarımadaya şamil olmuş ve halkın talepleri ile milletin talepleri “tebliğ iradesi”nde bire bir örtüşmüş, bütünleşmişti.

Bugün Türkiye halkının Millet olmayı başarabilmiş kesimi, “Tanrı Dağı” ve “Hira Dağı” ekseninde bir tarih bilinciyle beka davası yürütürken; bir kısım halk, Kato Dağı ve Kandil’den beslenmekte, Ararat’tan, Siyon dağından nefeslenmekte, Atlantik çukuruna ve Alp Dağlarına heveslenmektedir. Bu kadar yönü bozuk tefrikacının hayat hakkı bulduğu bir coğrafyada “Milletle Halkı aynileştiren bir Ümmetçilik ideolojisinin benimsenmesi” tarihi bir gaf, büyük bir tuzaktır.

“Millet”le “halk”ın, “milli irade” ile “halk iradesi”nin ayrı tutulması konusundaki hassasiyetimin nedeni budur.

Halk, “Millet Şemdinli’de can verirken Reina’da eğlenen”dir.

Millet, “iradesine Halkçılığın on torba kömür karası bulaşmadan alnı ak yaşayan”dır.

Ümmet, “Türk Milleti aleme saadet nizamı vermeye çalışırken hurma gölgesinde uyuyan”dır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.