DOLAR 5,7497
EURO 6,3866
ALTIN 272,8
BIST 108.659
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Çok Bulutlu

“Gel kuçi kuçi”

21.11.2013
70
A+
A-

Doğudakiler öteden beri Osmanlı askerlerinin siyah kıyafetinden dolayı batıdakilere “kara Rum” derlermiş. Mecazen kötü, “uğursuz Osmanlı” yani… “Roma rûtik” ise vergiden vergiye bölgede göründüğü için olsa gerek”züğürt Osmanlı” anlamında kullanılırmış.

 

Bu, bana bizim Türkmen’in, “Şalvarı şaltak Osmanlı / Eğeri kaltak Osmanlı / Ekende yok, biçende yok… / Yemede ortak Osmanlı!” deyişini hatırlatıyor. Belki de vergi memurunun “Kürt veya Çerkez” olduğu, başta Türkmenler olmak üzere tebanın, devletin büyük hedeflerinden kaynaklanan “ortak dertlerle” boğuştuğu zamanları…

 

“Roma hayin” deyimi de “hain Osmanlı” anlamında kullanılmış. “Bekte Rome tune ye” ise “Rum’a yani Türk’e güven olmaz” anlamına gelirmiş. Gel zaman git zaman “Rum” kelimesi, önceleri “Osmanlı” için kullanılırken şimdi nedense Osmanlı’ya karşı halk devrimi yapmış; sonra da “Kürt” İsmet Paşa’yı Cumhurbaşkanı seçmiş olmasına rağmen Cumhuriyetin “Türk” yöneticileri için de kullanılır olmuş… Belli ki gerçek kan içici ağaları, 1929’daki toprak reformundan iyi tırsmışlar!..

 

Tarih 16 Kasım 2013 Yer Diyarbakır…

 

12 Eylül kapitalizmine yaslanarak amelelikten milyarderliğe yükselen Urfalı İbo’nun yanında aynı kapitalizm trenini Marksist oyun oynaş esnasında kaçırınca Narko-terör trenine binmiş bir kurnaz bolşevik, çatlak zurnaya benzeyen gırtlağıyla Marks’lı Lenin’li harmonik şiirini okuyor.

 

Rüyasında bile göremeyeceği 5 yıldızlı otellerde eroin parasıyla sürtmeyi bay ve bayan başbakana, “Türkler’den kaynaklanan bir zulüm gibi göstermeye” çalışıyor. Ağalar gülüyor; Erdoğanlar ağlıyor!..

 

Akıl ve iz’an: “Oşt köpek!” diyor.

 

Hırıltı devam ediyor… “Düşmanın elinden: kan içici düşmanın, güçlü ve köleci Romların (Türklerin) ve Frenklerin, çok dar günlerinde, ölümlerinde ve savaşlarında… Koruduk, koruduk. koruduk biz bu doğu’yu hey hey kimiz biz?” Şarkıcı Perver, iç savaş kışkırtıcılığı derecesinde onursuz yalanlar söylüyor.

 

Dilin namusu gitmiş, edebiyat yaralı; tören başlıyor:

 

Şarkıcı, kurnaz bir anakronizm ve çakma bir proleterya edebiyatıyla “Kürt şövenizmi”nin destanını yazıyor. “O eski dev medeniyet Karduklar biziz! Sobar, Nayrî ve Mitanlar biziz! Karduklar ve gutiler! Med ve Guşlar biziz! Hurrî, Guti, Mitanni…” gırla gidiyor…

 

Tarih ve hakikat: “Oşt köpek!..” diyor…

 

Bir uğursuz cenabet, bağlamayı da rehin almış; var gücüyle uluyor… Ortadoğu’da ne kadar güzellik varsa alt alta sıralanıp “Kürd”e, ne kadar pislik, puştluk, hayınlık varsa “Türk”e veriliyor. Yanlış anlaşılmasın!.. Bu bir nefret ve savaş ilanı değil, toplantının teması güya “barış ve kardeşlik!..”

 

Şuur ve feraset elele: “Oşşt köpek!” diyor.

 

78 yapımı paslı kutusunda bu “konservativ bolşevik” ilkel komünal toplumun, vergiyle ilk karşılaşmasını anlatan hayretleri, cumhuriyete taşıyarak; bin yıllık kardeşliği katletmek için kullanıyor.

 

Şeref ve haysiyet katili kurnaz bolşevik, şunları da yerel protokoldeki “AKP’liler” için söylüyor…

 

“Kimileri ağa olmuş, kimileri bey. Bazısı da acı çektirenlerin sıpası olmuş. Kürdistanı düşmanlara satmışlar onlar… Mezhepçi olmuşlar, dinci olmuşlar. Gerici olmuşlar, tesbihli ve çubuklu. Ta ki düşman belimizi kırana kadar… Anlayan Şivancılar, “için için” gülmekten yıkılıyor. Herşeyden habersiz merkezi “sıpalar” hüngür hüngür ağlıyor…

 

Vicdan ve merhamet aynı anda: “Oşt köpek!” diyor.

 

Sonra Şivan, tam bir “yılan” olup zehrini barışa ve kardeşliğin şah damarına akıtıyor…

 

“Biz savaş istemiyoruz, eşitlik istiyoruz, bundan kaçmıyoruz. Fakat düşman kaçınıyor. Tartışalım diyoruz, onlar kabul etmiyor. Kardeşlik diyoruz; fakat onlar kabul etmiyor. Tilki gibi olmuşlar hiç arkalarına bakmıyorlar kimiz biz! Ne yapalım; insanlık istemiyorlar. Saldırın ve tutun! kemiklerini kırın o pislik iğrençleri içimizden çıkartın.” Şarkı uzadıkça uzuyor…

 

İşte 16 Kasım 2013’te Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına Diyarbakır’da dinletilen Kürtçe şarkıda, yere göğe sığdırılmayan bir aşağılık cazgır, “bin yıllık kardeşliğin ortak vatanına, milli ekmek teknesinin tâ ortasına” böyle kasiyan ediyor.

 

Vatan ise bu hakikati kemiren izzetsiz mahluku, bir ana gibi bağrına basıyor!.. Onu, “barış ve demokrasinin ortak dili”yle çağırıyor!.. Pasaporta da gerek yok; “yürü gel” diyor, sadece…

 

Gel sokaklar yine senin olsun!

 

“Gel kuçi kuçi!..”

Şükrü ALNIAÇIK

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.