SON DAKİKA

GALİP ERDEM

Bu haber 12 Mart 2019 - 16:08 'de eklendi ve 3.109 kez görüntülendi.

Bir sorunumuz var ;

Bunlardan birincisi ; düşünmemek .diğeri ise mücadeleden korkmak.

;Bunlar hastalıktır bazen taşıyıcı, bazen bulaşıcı halde seyreden manevi rahatsızlıklarımızdandır. Düşünmek zül gelir ‘’aman ne halleri varsa görsünler ‘’denir, hele de mücadele konusuna gelince ‘’aman memleketi ben mi kurtaracam’’ diye bir savunma zuhur eder. Bu sıkıntıları elinin tersiyle iten, çileyi şerbet bilen Cennet Mekan Galip ERDEM ağabeyimizin Ülkücü Harekete sunmuş olduğu bu nurlu yolu yüzümüzün karasıyla inceleyecez Galip Erdem ağabeyin biyografisinden ziyade bir Türk Milliyetçisinin baş koyduğu yol ve sistem hakkında kelam edecem. Çünkü onu anlatmaya ne divit yeter ne kelam yeterli gelir.

Galip ERDEM Ülkücü hareket üzerinde bir batmayan Güneştir. Ömrünü Türk İslam davasına adayan, bu yolda çile sakiliğini yapan fikir adamıdır. Daha gençliğinin ilk evresinde Ülküdaşları ile beraber esir Türkleri kurtarmaya gidiyorum diyerek TURAN için yürüyen, lakin yoğun kış şartlarından ötürü geri dönmek zorunda kalan bir ülkü devidir. BİR TURAN MÜCAHİTİDİR. Yesevi nefesini yüreğinde hissederek, gayesi; inanmış olduğu, iman ettiği davayı anlatmak ve yaşamak. Memuriyet hayatına PTT genel müdürlüğü şubesinde başlayarak hizmet sürdüren Galip ağabeyin tatmin olmadığı bir husus vardır, bu; maddi bir tatmin kârlık değil! maddeye değil ,manaya iman ettiği bu kutlu yolda, nasıl hizmetler vereceğini düşünerek gerekli vazifesinden istifa etmiştir. Günümüzde koltuk için kırk takla atanlar var, bir de masa başı bana göre değil sahalarda olmalıyım diyen Galip ağabey Var..

Akabinde maliye bakanlığında İETT ve GİMAŞ gibi kurumlarda görev yaptıkdan sonra o durmadan ilerlediği KIZIL ELMA için bu vazifeleri de bırakmıştır.

Galip Erdemin yakındığı noktalardan biri adaletin olmayışı adaletsiz bir tavrın hakimiyetidir. Bu sebeple kendisi Ankara Hukuk Fakültesine müracaat eder gerekli eğitimini tamamlar avukat olur. Hakkaniyetin adaletin olmadığı bir sistemde banane demeyerek ülkücü olarak üzerine düşeni yapar. Memleketi sen mi kurtacan’ diyenlere bir başkaldırı harekatı olarak hukuk bitirir. Çevresindekiler yani kalabalık ona acır halbuki o hep kalabalığa acımıştır çünkü Dünyevi nefislerin ardında koşanları ,daima: manaya akın etmelisiniz diye uyarmıştır. Galip ERDEM ; Dünyevi zevklerden uzak bir yaşantı seçmişti, çünkü; inandığı yolun gereklilikleri bunlardı. Şiar edindiği bu çizgiyi fıkralarla, köşe yazılarıyla, Aziz Türk milletini bilinçledirmek için gerekli çabayı göstermiştir. Hatta kendisini arayan arkadaşları onu sadece kütüphanede kitapların başında bulurlarmış. Ülkücü ;okumalı araştırmalı ve aydınlatmalı görüşü hakimdi, ama kendi dibini değil !kainatı aydınlatmalı.Galip ERDEM tevazu abidesi bir kişiliğe sahip bir insandı ki Başbakanlık Danışmanlığı, Müşavirlik ve gerekli mercii de farklı görevlerde bulundu ama istediği ve en büyük hayranlık duyduğu gazetecilik ve yazarlık eline yine o hırçın kalemini veriyordu. Aidiyet duygusu ve istikameti bu mevkii üzerineydi. Öyle güzel notlar bırakmıştır ki bize yaşayıp yaşatanlardan eylesin bizi Cenabı Hak. Şöyle der Galip Erdem ;

Ülkücünün, ülküsü ile münasebeti, hakiki bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer. Hep verir, hiç almaz. Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez, incinmeğe de hiç gelemez. Diğer sahalarda umumiyetle dikkatsiz hareket eden Ülkücü, sevgili bahis konusu oldu mu baştan başa hassasiyet kesilir.

Ülkücünün çilesi adlı makalesinde ülkücünün ülküsü ile olan sevdasını dile getirmiştir. Hep verir ama hiç almaz. Ne verir peki ; kendisi zerre dahi görmesede hayatını verir . Kendilerini 6-7 eylül 1955 vakası zuhur ettiği zaman tutuklarlar ve 45 gün boyunca Selimiye kışlasında kalır suçsuz olduğu anlaşılınca beraat ettirilir. Kendisini hiçbir vakit dev aynasında görmeyen ERDEM çile dolu vakitlerini bir kenara bırakmış yaşadıklarını bahsetmekten ziyade ülkücü için zaman kıymetlidir diyerek inandığı davayı yaşamaya, yaşatmaya devam etmiştir. Ülkücü Hareketin İstiklal mücadelesinin sözcüsü olan Galip ERDEM ülkücülere daima hayatta uygulanması gereken metotları tek tek anlatmıştır. Kibirle olan kavgasını şöyle dile getirmiştir;

Bizler davayı Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkaracaktık. Yola koyulduk. Bin zahmet ve emekle, acılar çekerek dağa tırmandık. Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu. Âmâ küçük (!) bir noksanımız olduğunu farkettik.Davayı dağın eteklerinde unutmuştuk. Meğer biz davayı değil, kendimizi zirveye çıkartmışız.

O vakitlerden bu zamanlar için bir ikaz davulu çalmış ve mühim olan; Davadır! Ülkümüzdür. Kendi şahsımızı ön planda tutup davayı ardımızda bırakmamamız gerektiğini açıkca beyan etmiştir. Galip ERDEM her daim kendisini ülkücü adayı diye tanıtırdı, ülkü olabilmek için nefis ile olan muazzam mücadeleden bahsederek ülkücü aday adaylığını beyan ederdi. Hatta adaylığının bile belki düştüğünü söyleyerek Slogan Milliyetçiliği ile bu mukaddes davanın sahibi olunmayacağını bildirmiştir. Peki bizler bu yolda ne ile meşgulüz ne kadar okuyor ne kadar çabalıyoruz ? Allaha hamd olsun ki Ülkü Ocakları adlı Yesevi Dergahımız mevcut. Cennet mekan Başbuğumuzun bize emaneti; kutsal sancağı ebediyen dalgalandırmaya devam edeceğiz. Liderimiz ve Genel Başkanımızın emrinde bu yolda pişmeye devam edeceğiz. Bu dergah ham olanların gelip piştiği dergâhtır. Ülkücünün kavgası Milliyetçi Türkiye, Kızıl Elma,Turan ve Nizamı alem ülküsüdür Galip ERDEM ;

”İç Türklere rağmen Milliyetçi, dış Türklere rağmen Turancı, Müslümanlara rağmen Müslüman olabilen insan, Ülkücüdür!”

Ne muazzam tarif etmiş Aziz Yol Başçı ;

Türklüğün aşkıyla İslam’ın narıyla yanan kişi ülkücüdür. Hiç sevmediği avukatlığı ülkücü hareket için yapmıştır. MHP davasında üstün bir başarı ve fedakarlıkla bu vazifesini sürdürmüştür. Aşık olduğu ömrünü onlara feda ettiği o Aziz Gençliğin ailelerine 6 sene boyunca gerekli maddi yardımları sağlamıştır. Tutuklu olan ülkücü gençler için bir maddi seferberlik ilan etmiştir ,karşılıksız gönül verdiği bu yüce davada hiçbir zaman kendini ön planda tutmayan bir Gönül adamıydı. Duvarda benimde resmim olsun derdinde değildi ve olmadı. Tek mücadelesi Hak rızasına nail olmaktı. Cesaret ve atılganlık onda vücut bulmuştu, Galip Ağabeyin şu ifadesi çok mühimdir ‘ belki her doğruyu yazmayacam ama asla inanmadıklarımı yazmayacağıma emin olabilirsiniz

Usta bir kalemi olan Galip Erdem inanmadığını yazmadı. Güçlü bir kalem olarak mücadelesine devam etti medet beklemeden karşılık gözetmeden..

Kalabalığa aldırış etmemeyi daima mücadele etmemiz gerektiğini her vakit bize bildirmiştir. Evet belki Dünyevi zevklerden geçmek kolay değildir ama bu yolda verilen mücadele ve çaba meyvelerini verecektir. Hiç çaba sarf etmeden zafer kazanıldığı görülmüş müdür. Bugün bize düşen; Galip erdemin hayatını, çilesini anlatmak, ülkücüye olan nasihatlerini yaşamak ve yaşatmaktır.
Ben sizlere bahsettiğim gibi gayem bir biyografi sunmak değil Galip ERDEM’in manevi dünyasındaki çağrıya kulak vermek için gerekli araştırmaları nakletmeye çalıştım acizane.

Galip ERDEM demek; ahde vefa demektir

Galip ERDEM demek ;ülkücünün çilesi demektir

Galip ERDEM demek; maddeden sıyrılmak manada Var olmak demektir

Galip ERDEM demek; ahlak abideliği, tevazuluğun mihenk taşı demektir

Galip ERDEM demek; seyyar kütüphane demektir

Galip ERDEM demek; ülkü yolunda meşale demektir

Galip ERDEM demek; Türk Gençliği için atan kalp demektir

Galip ERDEM demek; hakkı tutup kaldırmak demektir

Galip ERDEM demek; acıyı bal bilip hak yolunda diz kırıp ant içmek demektir.

Galip erdem demek; aralanan manevi alemin kapısı demektir nizamı alemi giden o kutlu kapı..

Türk gençliği olarak okuyarak ,araştırarak, yaşayarak ve yaşatarak Ahde vefanın imandan olduğunu bilerek koşar adımlarla Kızıl Elmaya ilerlemeliyiz.

Ülkücü hareketin Ağabeyi Galip ERDEM’in ruhu şad mekanı cennet olsun

Rabbim ondan razı olsun bizlere sunmuş olduğu muazzam eserler ve örnek kişiliğiyle daima gönüllerde yaşayacaktır..

ERTUĞRUL SUBAŞI
AHLAT

Ertuğrul Subaşıertugrul_gazi_94@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.