DOLAR 5,7260
EURO 6,3413
ALTIN 276,9
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Fırsatı ganimet bilenler

02.02.2013
62
A+
A-

Orhan Karataş

Yazılarımızda bu ülkeyle, bu milletle meselesi olanların AKP’nin varlığını fırsat bilerek harekete geçtiklerini ve hayal edemeyecekleri kadar mesafe aldıklarını örnekleriyle ortaya koyuyoruz. Bu şer odaklarını dört başlık altında topluyoruz. Birincisi; bebek katili İmralı canisiyle simgeleşen, Türkiye Cumhuriyetinin içeride ve dışarıdaki düşmanlarının piyonu olan, bütün Türk milletinin artık çok iyi bildiği, çok iyi tanıdığı katil eşkıyalar ve onların siyasi uzantısı hain bölücülerdir. İkincisi; yine çok iyi tanıdığımız ve bu milletle, özellikle de Cumhuriyetle meselesi olan, Müslüman Türk’e tarihinde hiçbir yabancının veremeyeceği kadar çok zarar verip bedel ödeten yobazlardır. Üçüncü grup bütün dünyada nesli tükenmiş olmasına rağmen bizde hala var olan, sureti haktan görünmelerine rağmen tuttukları köşe başlarından kin kusan zavallı Marksistlerdir. Türk milleti bunları da çok iyi tanıyor.

Dönmeler

Buraya kadar olanları fark etmek ve tedbir almak mümkündür. Ancak bir dördüncü grup var ki son derece sinsi ve yaygındır. Görmek, anlamak, tanımak her zaman kolay olmaz. Her partiye, her kuruma, her teşkilata sızmış ve kendilerini çok iyi gizlemişlerdir. Genellikle kendilerini liberal olarak tanımlarlar. AKP dönemi bu soysuzlar için de bulunmaz bir fırsat olmuştur. Bunları “dönmeler” olarak tanımlıyoruz. Yahudi, Ermeni, Rum dönmesi olabilirler. Değişmeyen tek şey bu ülke ve millete karşı düşmanlıkları ve intikam alma hesaplarıdır.

Tarihi örnekler

AKP iktidarıyla birlikte yeniden sahne alan ve büyük mesafeler kat eden bu son grubun, tarihe geçmiş ve daha önce bu köşede yayınlanmış bir örneğini hatırlatacağım. Bu örnek ne kadar sinsi, ne kadar acımasız ve ne kadar tehlikeli olduklarını da gösteriyor. Bugün daha etkili ve daha yaygındırlar. Bu örnekleri gördükten sonra AB kapılarında niye bu kadar kolay teslim olduğumuzu, ihanetin niye bu kadar yaygınlaşıp sıradan hale geldiğini, millet malının niçin bu kadar kolay peşkeş çekildiğini, varlığımızın ve birliğimizin kimlere emanet edildiğini anlamak daha kolay olacaktır;

Gazetemiz Ortadoğu’da çok değerli yazılarını okuduğumuz Ömer Lütfü Turan ağabeyim, 28 Ocak 2004 tarihli yazısı “Yaşayan ölüler” başlığı taşıyordu. Çok etkilendiğim ve arşivime aldığım bu ibret-i alem yazı, içinde bulunduğumuz dönemi de çok iyi anlatıyor. Aynen aktarıyorum:

Yaşayan ölüler

“Yaşayan ölüler” isimli bir kitap okumuştum. Kitabın her sayfasında oval daireler içinde şehit resimleri vardı. Her resmin altında şehidin kimliği yazılıydı. Kitap, Çanakkale savaşlarının ölüm kalım günlerini anlatıyor, ders alınması gereken olayları okuyucunun dikkatine sunuyordu. Birçok olaydan hafızamda kalan çok acı bir gerçeği siz okuyucularıma sunmak istiyorum:

Kitapta Çanakkale’deki o cehennemi savaş günlerini anlatılırken, sayfalarındaki resimlerlerde şehitler sanki gözyaşı döküyordu. Sanki her şehidin resmi dile geliyor, “beni de o doktor ölüme gönderdi” diyordu.

Seyyar çadır hastanesinde şehit olanları toplu mezara taşıyan Sıhhiye erleri, akşam olduğu zaman yorgunluktan kıpırdayamayacak hale geliyordu. Hastanede görev yapan Subay rütbeli bir doktor, hiç ara vermeden” alın bunu da gömün. Bu da ölmüş” diye emirler veriyor, erler de bu emri yerine getirmek için insanüstü bir gayret gösteriyordu. Sıhhiye erleri sedye içinde gömmeye götürdükleri ve doktorun ölü dediği birinin kımıldadığını görünce aralarında konuşmaya başladılar;

-Hemşerim bu ölü değil, vallah yaşıyor. Geri götürelim, ömrü varsa iyi olur, yaşar.

Arkadaşı çekingen bir tavırla cevap verir:

-Sen doktor kadar mı bileceksin? Geçen gün de bir yaralıyı böyle geri götürdük doktor, “siz benim kadar mı bileceksiniz” diye, bizi azarladı.

Toplu mezardın başında bu konuşmaları duyan alaya yeni gelmiş genç bir doktor süratle duruma el koyar. Yaralı askeri hemen çadır hastaneye götürerek gerekli müdahaleyi yapar. Yaralı asker zaman içinde iyileşir. Tekrar cepheye dönmek istese de hava değişimi verir, memleketine gönderirler.

İşin esası bundan sonra ortaya çıkar. Birliğe yeni gelen Kars’lı genç doktorun içine bir şüphe düşmüştür. Süratle çeşitli araştırmalar yapar. Bu araştırmaların sonunda iyi olacak çok sayıda yaralı ve baygın askerin diri diri gömüldüğü anlaşılır. Emri veren doktorun görevden alınmasını ve yüzlerce askerin kötü emeller yüzünden hayatını kaybettiğini üstlerine rapor eder. İddialarını ispatlayacak ortaya koyan deliller sunar. Olaya derhal el koyulur ve doktor tutuklanır.

Soruşturma sırasında ifadesine başvurulan bir sıhhiye eri şunları anlatır:

-Komutanım, biz birçok defa yaralı ve baygın askerlerin yaşadıklarını söyledik. Her defasında doktor bizi azarladı ve tehdit etti. “Siz doktor kadar iyi mi bileceksiniz” dedi.

Yapılan son araştırmada doktorun Rum kökenli bir dönme olduğu anlaşılır. Yüzlerce askerimizi diri diri toprağa gömdüren bu doktor, idam cezasına çarptırılır. İdam mangası yerini alırken doktor şu sözleri söylemektedir:

-Doktor Vasili olarak görevimi yaptım. Çok mutluyum.

Daha fazla konuşmasına izin verilmez. İdam mangası daha fazla sabredemez. Sözleri yarıda kalır. Tetiği çeken idam mangası değil, ölüme gönderdiği yüzlerce askerin parmaklarıdır.

Kim bilir bugün içimizde yüksek mevkilerde çöreklenmiş, Türkiye’yi bölmek için fırsat kollayan nice Türk düşmanı dönmeler vardır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.