SON DAKİKA
escort mersin

FETÖ’nün kumpasına uğrayanlar tazminat paralarını neden alamıyor

Bu haber 08 Ocak 2019 - 7:53 'de eklendi ve 3.144 kez görüntülendi.

Her hukukçu bilir ki, manevi tazminat şahsiyette meydana gelen objektif bir azalmadır. Bunun göstergesi ise çekilen elem ve ıstıraptır. Demir kapılar ardında yıllarca hapis yatarak mutlu olan biri var mıdır?

Bir mahkeme düşünün ki Silivri gibi ücra bir yerde ve cezaevi yerleşkesi içerisinde spor salonundan devşirilen bir mekânda 118 celse sürsün.

Bir avukat düşünün ki bir davanın duruşmalarına katılmak için 118 kere 140 km yol yapsın; ama savunma yaptı diye hakkında bir değil birkaç tane ceza davası açılsın, meslektaşları ile konuşmasınlar diye tepelerinden ampul gibi mikrofonlar sarkıtılsın.

Bir mahkeme düşünün ki sanıkları “hukuki yanılma”dan değil, “tamamen kasten” 2,5-4 yıl içerde tutsun ve akabinde göz göre göre 12-20 yıl arası hapse mahkûm etsin.

Bir insan düşünün ki böyle bir suçtan sanık olmayı içine sindirmeyip onuruyla intihar etsin; ama “hesap vermeden gitti” şeklinde vicdan dışı bir söyleme maruz kalsın.

Bir insan düşünün ki sanık sıfatı ile içerde kanser olsun, ölmeden davacı olmadığı için ailesi tazminat davası açamasın.

Alzheimer hastası bir insan düşünün ki neden içeri alındığını dahi hatırlayamasın, ilerleyen hastalığı nedeniyle koğuşunu bulamasın ve hatta altına kaçırsın; ama tüm bunlara rağmen mahkeme heyeti “kaçma şüphesiyle” tutukluluk halinin devamına karar versin.

Bir general düşünün ki, Genelkurmay Başkanı olmayı beklerken 16 yaşında giydiği ve tam tamına 40 yıl üzerinde taşıdığı üniforması bir gecede elinden alınsın ve aynı gece gardiyan erlerin emrine verilsin.

Bir çocuk düşünün ki 6 yaşında olsun, babası dışarı çıktığında 10 yaşına varsın ve babasının uzun bir görevden döndüğünü zannetsin,

Bir eş düşününki dışarıda “sarı civciv” içerde “vebalı” muamelesine maruz kalsın,

Bir basın düşünün ki “cami bombalama” safsatasıyla linç girişimi başlatsın ve üstelik bunu herkese alkışlatabilsin.

Bir yürütme ve yasama organı düşünün ki mahkemelerin bu ağır kastına karşı daha ağır bir kusurla adeta seyirci kalmışken, sadece “aldanma hakkı”nı kullanmak suretiyle bu kusurunu bertaraf etsin.

Bir kamuoyu düşünün ki kumpasa maruz kaldılar ama “milyonlarca lira tazminat alarak zengin oldular” diye düşünsün ve aksi konusunda ikna edilemesin.

Bir yüksek yargı organı düşünün ki bariz bir kumpas sonucu hayatını kaybetmiş, yaşamını ertelemiş, hayallerini zayi etmiş bir insanın açmış olduğu davada “alacağı paraya ileride işleyecek faizin de hesaba katılarak tazminata hükmedilmesi” şeklinde ucube bir gerekçeyi bozma nedeni yapsın.

Tüm bunlar olmuş mudur? Fazlasıyla olmuştur. Hem de bir hukuk(!) devletinde.

BUNUN BEDELİ BU DEĞİLDİR

Maalesef tüm bunlar kumpas davaları sonucu yaşananlar ile bunun neticesinde açılan tazminat davalarının küçücük bir özeti. Yerel mahkemelerin vermiş olduğu 200.000-TL üstü manevi tazminatın birçoğu bozularak geldi. Mahkemelerin vermiş olduğu maddi tazminatların nerdeyse tamamı Yargıtayca bozma nedeni sayıldı.

Sanıkların tutmuş oldukları avukata ödemiş oldukları avukatlık vekâlet ücretlerinin tamamı reddedildi. Gerekçe ise sanıklar beraat ettiğinde devletin ödemiş olduğu 3000-TL’lik vekâlet ücreti. Hâlbuki basit bir hesaplamayla Balyoz davasında bir avukatın 118 celse süren duruşmaya gidiş/geliş benzin ve yol masrafı 118×100=11.800-TL tutmaktadır. Yani devletçe avukata ödenen vekâlet ücreti avukatın yol masrafının ¼’nü ancak karşılamaktadır.

Bozma kararlarına baktığımızda, Yargıtayın haksız tutukluluk nedeniyle aylık 5000-7000-TL arası bir manevi tazminatı öngördüğünü anlıyoruz. Bunu gün olarak hesaba çevirdiğimizde günlük 165-250-TL’ye denk gelmektedir. Oysa uygulamada adi suçlarda hukuki yanılgıdan kaynaklanan tazminat davalarında tutuklu kalan bir kişiye günlük ortalama 100-150-TL ödenmektedir. Oysa Balyoz gibi kumpas davalarındaki haksız tutukluluk “hukuki yanılgıdan” değil; “bir örgütün kasten vuku bulan bir eyleminden” kaynaklanmış ve devletin de buna seyirci kalmakla “ağır bir kusuru” söz konusudur. Bunun bedeli bu değildir.

EL KONULAN MALLAR YANINDA ÖDENECEK TAZMİNAT DERYADA DAMLA KALIR

Bir diğer husus, bu davalarda en zor şartlarda görevlerini yerine getirmiş, müdafilik görevi nedeni ile ayrıca yargılanmış ve hatta ceza almış avukatların durumudur. Sırf bu davalara yönelik getirilen düzenleme ile avukatların nispi vekâlet ücretleri 2017 yılında yapılan bir düzenleme ile maktuya çevrilmiştir. Açıklamak gerekirse 200.000-TL tazminat hükmedilen bir davada eskiden avukat ortalama 17.500-TL-TL vekâlet ücretine hak kazanırken yeni düzenleme ile bu 4000-TL civarında sabitlenmiş durumdadır. Bunca yıldır yapılmayan böyle bir düzenlemenin bu kumpas davalarına denk getirilmesi sizce tesadüf müdür?

Şahsım olarak bu davalarda 18 General/Albay’ın müdafilik görevini üslendim. Bunlardan şu ana kadar sonuçlanan 3 tanedir. Diğerleri ise bozularak geldi ve yeniden yargılama yapılacak. İşin garibi sonuçlanan ilk davalarda hükmedilen tazminatlarda da hakkaniyet yok. Aynı süre (971 gün) yatan biri emekli bir diğer ikisi muvazzaf kurmay albay olan müvekkillerimden Emekli Albay Refik Hakan Tufan lehine 250.000-TL manevi tazminatı onaylayan Yargıtayın aynı dairesi tutuklandığında muvazzaf kurmay Albay olan İlkay Nerat için 200.000-TL, yine muvazzaf Kurmay Albay olan İkrami Özturan için ise 160.000-TL manevi tazminatı onaylamış bulunmaktadır.

İş bununla da kalmadı; eskiden hak kazanılan tazminat davaları icra takibine konu olabilirken 2017 yılında getirilen yeni düzenleme ile bu da kaldırıldı ve idareye başvuru şartı getirildi. Ancak yapılan başvuruların sonuçlanması da uzun bir süreç almakta. Gerekçesi ise ödenek yokluğu. Şimdi şunu sormak gerekir ödenek olmayabilir; ancak bu gerekçe değil. FETÖ’nün o kadar malına el konuldu. Pek ala bunlar bir fona devredilip bu mağduriyet buradan karşılanabilirdi. Zira bu mağduriyetin faili bu örgüt olduğundan bunun tazmininin de bu yolla yapılması çok da rasyonel olurdu. El konulan mallar yanında ödenecek tazminat deryada damla kalır.

Son olarak da bir hukukçu olarak bizleri en çok üzen ve adeta hukuka küstüren ise Yargıtay’ın bozma gerekçelerinden biridir.

Yargıtay bozma nedenlerinden birinde “davanın kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer” şeklinde bir gerekçeyi ileri sürmektedir. Bunun anlamı “alınacak paraya işleyecek faizi de göz önünde bulundurun ve tazminatı düşük tutun”dur.

Bu nasıl bir hukuki gerekçedir? Tazminatın geç ödenmesinde kimin kusuru vardır? Bu gecikmenin sebebi haksız tutukluluğa maruz kalan davacılar mıdır? Peki, ortalama 3-4 yıl içeride kalan bir insanın “ertelenmiş yaşamının faizi” ne olacak?

Geçen bir duruşmada şu talepte bulundum: “Eğer müvekkilimin içerde geçen 3 yılını, tutuklandığındaki aynı yaşta, aynı sosyal konumda, aynı sağlıkta, aynı rütbe ve makamda tekrar sağlayacaksanız biz alınacak tazminata işleyecek faizden vazgeçiyoruz.”

Her hukukçu bilir ki, manevi tazminat şahsiyette meydana gelen objektif bir azalmadır. Bunun göstergesi ise çekilen elem ve ıstıraptır. Demir kapılar ardında yıllarca hapis yatarak mutlu olan biri var mıdır? Neyse! Bunun cevabını da Şair’e bırakalım.

“Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya

Ona sorarsanız: ‘Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman…’

Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün…’”

Av. Ramazan Bulut

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.