DOLAR 5,7278
EURO 6,3421
ALTIN 276,8
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Ettiği Yemini 1,5 Ayda Unuttu

13.10.2014
72
A+
A-

Türkiye’nin hızla bir felakete gittiğini ve iç savaşa sürüklendiğini büyük bir üzüntüyle görüyoruz. İçeriden ve dışarıdan amansız bir kuşatmaya alındık. Hükümet, yalnız, çaresiz ve ümitsiz bir şekilde, birilerinin çıkıp ülkeyi bu durumdan kurtarmasını bekliyor. ABD’ye yalvarıyor olmuyor, NATO’nun kapısını çalıyor bir şey çıkmıyor. Ne yazık ki, bu durum bizim için sürpriz değildir. AKP hükümetiyle birlikte bu noktalara geleceğimizi biliyor ve söylüyorduk.

12 YILDIR BU ÜLKEYİ KİM YÖNETİYOR?

Dünyanın gözleri önünde yaşanan ve her vatandaşın bizzat hissettiği bu acı tabloya rağmen, iktidar sözcülerinin ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyük bir telaşla ortalığa dökülüp, hala yapılanların doğru olduğunu anlatmaya çalışması ve bu yolda yürüyeceklerini ilan etmesi karşısında, hakikaten söyleyecek söz bulamıyoruz. Burada artık bir iyi niyet aramak faydasızdır. Bir de hiç sıkılmadan, sanki bu ülkeyi 12 yıldır kendileri yönetmiyormuş gibi, hala bir yerlere yamamaya, bir yerleri sebep göstermeye ve artık bıkkınlık veren paralel masalları anlatarak sorumluluktan kurtulmaya çabalıyorlar. Bebek katiliyle masaya oturan, ellerine verilen yol haritasını eksiksiz biçimde uygulayan, gönderdiği mektubu önce Diyarbakır meydanında, sonra da TBMM’de okutan, Kan dilli katillerden mesaj bekleyen, Suriye’yi bataklığa dönüştürüp ülkenin en uzun sınırından her türlü bela ve tehdidin gelmesine yol veren meğer paralel yapıymış da, haberimiz yokmuş. Bu da yetmiyor, Esad’la kardeş olan, ortak tatil yapan, ortak bakanlar kurul toplayan da meğer muhalefetmiş. İnsan aklıyla alay etmenin de bir sınırı olmalı.

ÜLKE FELAKETE GİDİYOR

Daha önce bin defa yazdık, bir kere daha tekrarlayalım. Bu zihniyetin milleti aldatmak ve iktidarda kalabilmek için feda edemeyeceği hiç, ama hiçbir şey, hiçbir değer yoktur. Bunu şunun için tekrarlamak durumunda kaldım. Ülkenin felakete gitmesi karşısında Türk milletinin artık silkinip kendine dönme zamanı çoktan gelmiştir. Akıl ve iman sahibi herkes, ülkenin felakete gittiğini ve bunun tamamen AKP’nin eseri olduğunu görüyor. Bunun anlamı, bu BOP takımının artık sonunun yaklaştığıdır. Telaş ve her değerin feda edilmesi tam da bu noktada başlıyor. Durumdan vazife çıkaran satılmış havuzcular, yanaşma ve beslemeler aklı, vicdanı, imanı, insafı bir kenara bırakarak aynı ezberleri tekrarlasalar da, artık fayda etmiyor. Hükümet tam bir şaşkınlık içinde ve her kafadan bir ses çıkıyor. Başbakan, ülkenin bu hale gelmiş olmasının Dışişleri Bakanlığı dönemindeki büyük katsıyla ezikliği ile bir şeyler anlatmaya çabalıyor, ama kendisinden başka dinleyeni olmuyor.

AYNI EZBERLERİ DİNLİYORUZ

AKP’nin nereden gelip nereye gittiğini ve bu ülkeye neye mal olduğunu bu milletin görmesinin ve anlamasının hükümetle birlikte kendi sonu da olacağını çok iyi bilen Erdoğan, temsil ettiği makamın önemini ve ağırlığını, daha 1,5 ay önce ettiği yemini unutup, tam bir siyasi aktör olarak tekrar meydanlara dökülüyor. Yeniden günde en az 3 defa aynı ezberleri dinlemek zorunda kalıyoruz. Çok iyi bildiği şeyi, yine yapıyor. Daha çok ayrıştırıyor, daha çok geriyor ve daha çok kamplaştırıyor. Sonra da dönüp sükunetten, huzurdan, üsluptan ve kucaklamadan dem vuruyor. Sayın Cumhurbaşkanını dinlerseniz, 12 yıldır bu ülkeyi HDP’nin yönettiğini, İmralı canisiyle masaya uzaylıların oturduğunu, BOP Eşbaşkanı olarak Suriye sınırının bataklığa dönmesini Kemal Kılıçdaroğlu’nun sağladığını, halının altına süpürülmek yerine kullanılma teminatını ABD’ye paralel yapının verdiğini, Obama’nın sopasıyla muhataplığı Ciguli’nin yaşadığını zannedersiniz. Nasıl olsa kimsenin aklına, “bütün bu anlattıklarınız yaşanırken iktidarda kim vardı? Siz ne işle meşguldünüz sayın Erdoğan?” diye sormak gelmez.

DEFALARCA ÖRNEĞİNİ YAŞADIK

Nasıl olsa ülkenin perişan hali değil, Erdoğan’ın aklına ne geldiği ve ne söylediği önemli ve geçerli. Daha önce defalarca örneklerini yaşamadık mı? Genelkurmay Başkanını terör örgütü kurmak bahanesiyle içeri tıkan da bunlardı, “kumpas” diyerek, işin aslını itiraf edenler de bunlar. Gezi olayları sırasında ülkeyi içinden çıkılmaz hale getirmenin karşılığında öyle masallar anlattı ve bu milletin yarısını da inandırdılar ki, bütün dünya şaşırdı kaldı. Başbakan sıfatıyla çıktı, “Başörtülü bacıma saldırdılar, bebek arabasındaki çocuğunu yerlerde sürüklediler” dedi. Bu sözleri asla ispatlayamadığı gibi, bütün bu sözlerin asılsız olduğunu ortaya koyan görüntüler çıktı. “Cami’de bira içtiler” dedi, caminin İmamı çıkıp böyle bir şeyin olmadığını söyledi. Bakanların evlerinden para kasaları, para sayma makineleri çıktı, “paraları sıfırla” talimatını bütün dünya ibretle dinledi, suçlu yolsuzluk ve rüşveti ortaya çıkaran polisler ve savcılar oldu. Saymakla bitmez. Bunlardan sadece bir tanesi demokrasinin, hukukun, ahlakın, vicdanın geçerli olduğu bir ülkede hükümetin yerle bir olması için fazlasıyla yeterlidir. Şimdi de çıkmış, ülkenin bir iç savaşa sürüklenmesini süreci baltalamaya çabalayanların işi olarak, bu millete yutturmaya çabalıyorlar. Ve şu rezilliğe bakınız ki, süreç dedikleri şey eğer baltalanıyorsa, bunu bizzat masaya oturdukları ve muhatap aldıkları yerler, yani İmralı’daki ani, Kan dilli katiller, siyasetteki uzantıları yapıyor. Bu durumda siz kiminle ne süreci yürütüyorsunuz?

YALAN, TALAN VE İHANET KALICI OLAMAZ

Ülkemiz, tarihinin en karanlık günlerini yaşıyor. Terör, her yere yayılmış ve isyan provalarına dönüşmüştür. Bütün bunların üzerine bir de Cumhurbaşkanı sorunu ortaya çıkmıştır. Böyle durumlarda sağduyuyu temsil ederek, bütün partileri ortak bir faydada toplayabilecek tek makam olması gereken Cumhurbaşkanı, bizzat ayrıştırmanın ve gerginliğin adresi olmuştur. Bu durum endişelerimizi daha da arttırsa da, Türk milletinin silkinip kendine döneceğine ve bu karanlığa yapılacak ilk seçimde artık bir son vereceğine olan inancımızı, asla kaybetmedik. Hiçbir yalan ebedi olamaz. Hiçbir talan, yapanın yanına kar kalmaz. Hiçbir ihanetten hayırlı ve faydalı bir sonuç çıkmaz. Bu yalan, talan ve ihanet dönemi de mutlaka son bulacaktır. Bizim çabamız dönülmez noktalara gitmeden, bu karanlığın aydınlanması içindir.

Orhan Karataş

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.