DOLAR 5,7501
EURO 6,3645
ALTIN 275,7
BIST 101.144
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 19°C
Hafif Sağanak

ESAD İLE GÖRÜŞÜLSÜN MÜ?

ESAD İLE GÖRÜŞÜLSÜN MÜ?
26.10.2019
3.113
A+
A-

Türkiye’de yeni sayılamayacak bir tartışma giderek daha fazla seslendirilir oldu.

O tartışmanın konusu Türkiye Esad(bazılarına göre Esed) ile doğrudan görüşsün mü?

Bu sorunun cevabını araştırmadan önce sorunun muhatabını tanımakta yarar olacaktır.

Oğul Beşar Esad, baba Esad’ın 30 yıl süren iktidarının sonunda 2000 yılında ölmesiyle Suriye Devlet Başkanı olmuştur.

Beşar Esad esasında Suriye’yi göstermelik seçimler dışında tam bir mutlak hakimiyet içinde 30 yıl idare eden Hafız Esad’ın 4 oğlundan birisi olmakla birlikte meslek olarak tıp eğitimi almış göz hastalıkları konusunda ihtisas yapmış olanıdır.

Baba Esad nüfusunun %70’i Sünni Müslüman olan Suriye’nin Nasrani kökenli diktatörüdür.

İkdidarı dava arkadaşını devirerek 1970 yılında ele geçiren Hafız Esad iktidarı boyunca binlerce Müslüman Arap, Türk, Kürt demeden katletmiş kendi şehirlerini bombalamış, cezaevlerindeki insanları bile dünyanın gözleri önünde katletmiş bir canidir.

Hafız Esad Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak için başta PKK olmak üzere terör örgütlerine kol kanat germiş onlara her türlü desteği vermiştir.

PKK’lı teröristler Türkiye’de kan dökerken kanlı terör örgütünün bebek katili liderinin operasyonlarını Suriye’den yürütmesi ülkemizin sabrını taşırması üzerine 6 Eylül 1998’de Hatay Reyhanlı’ya giden dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş’in, “Sabrımızı taşırmasınlar” sözleriyle Türkiye-Suriye ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır.

Ateş paşanın fitili ateşleyen bu sözleri, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 1 Ekim 1998‘de, TBMM’nin açılışında yaptığı “Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha tüm dünyaya ilan ediyorum” açıklaması durumun öneminin dünyaya ilan edilmesiydi.

Suriye, Türkiye’nin birliklerini güneye kaydırmasıyla Öcalan’ın varlığının büyük soruna dönüştüğünü kavradı.

Bunun üzerine 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkmak zorunda kalan Öcalan, Abdullah Sarıkurt adına düzenlenen sahte pasaportla Yunanistan’a gitti.

Türkiye’nin hedefi olmaktan çekinen komşumuz Yunanistan’dan “Burada ancak 17.00’ye kadar kalabilirsin” cevabını alan terörist başı Öcalan, kendisine tahsis edilen jetle aynı gün Rusya’ya geçti.

Orada da tutunamayan Apo daha sonra İtalya macerasını takiben önce Kenya’ya en sonunda Türkiye’ye 15 Şubat 1999 tarihi itibariyle getirilerek cezaevine kapatılmış oldu.

Böylelikle Hafız Esad ölmeden kısa bir süre önce Türkiye karşısında diz çökerek açıktan açığa düşmanlık yapmaktan vazgeçmiş oldu.

13 Haziran 2000 tarihinde tarihe ülkesinin insanlarını Rakka ve Hama katliamları olarak bilinen toplu cinayetleri yapan on binlerce insanın katili kanlı diktatör her fani gibi ölmüş yerine, 1994 yılından itibaren yetiştirilen Beşar Esad geçti.

Göz hastalıkları uzmanı olmak üzere İngiltere’de eğitim alıp çalışmış olan Beşar’ın Suriye başkanı olması batı’da olumlu karşılanmış demokrasi ve insan hakları konusunda iyileşme ümitlerini arttırmıştı.

Söz konusu alanlarda bir miktar iyileşme gösterilmiş olmasına rağmen 2011 yılında baskıcı Baas iktidarına son verilmesi gerçek demokrasinin adil seçimlerle sağlanması talepleriyle ortaya çıkan gösteriler muhtemelen Esad’ın genlerinden gelen karakterle kan dökerek önlenmiştir.

Olayların devam etmesi üzerine Suriye muhalefetiyle Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ABD, Кanada, AB ülkeleri ve Araρ Ligi üyeleri defalarca kez Esad’ın başkanlıktan istifasını önermiş ve talep etmişlerdir.

Esad, aylarca süren gösterileri silah kullanarak bastırmaya çalışmış, ancak Suriye halkı bu zulme dayanamayarak Esad’a karşı başını ordudan ayrılan subay ve askerlerin çektiği silahlı muhalefet hareketinin oluşmasının önüne geçememiştir.

Suriye’yi yönetmek üzere yetiştirilmekte olan kardeşinin Şam’da bir trafik kazasında hayatını kaybetmesi üzerine babası tarafından ülkesine dönmeye davet edilen Beşar, aldığı kan dökme eğitiminin hakkını vererek zulümle ülke yönetme konusunda babasını geride bırakmıştır.

Netice olarak bebek, çocuk, genç, yaşlı, kadın erkek demeden 1 Milyon kişinin hayatını kaybettiği 8 Milyon kişinin yerinden yurdundan olduğu acı gerçeği dünyanın gözleri önünde yaşanmıştır.

Arap yarım adasının en kültürlü ve kadim medeniyetler ülkesinin vatandaşlarından 4 Milyon kişi Türkiye’de sığınmacı olarak yaşamakta olup, Suriye’yi terk edenlerin sayısının 6 Milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

Tüm yaşananlar göz önüne alındığında adı kanlı diktatörler arasında yazılacak zalim bir şahsiyetle karşı karşıya olduğumuz saklanamaz bir gerçektir.

Ülkemizin milli bütünlüğü ve bekamızı tehdit eden bu durum ortaya çıkan otorite boşluğu sonucunda sınırlarımız boyunca kurulması gündeme gelen ve kurumlarının oluşturulmasına kadar gelen PKK/PYD’ye dayandırılan bir terör devletinin ortaya çıkması zorlukla engellenmiştir.

Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Harekatlarıyla şehitler verme pahasına devletimizin ortaya koyduğu kararlılık dünyanın süper güçler tarafından anlaşılmış ve terör devleti projesi şimdilik rafa kaldırılmıştır.

Şüphesiz ki tehlike Türkiye için henüz ortadan kalkmamıştır, uyanık olma zarureti vardır.

Ne yazık ki verilmekte olan beka mücadelesi PKK’nın resmi temsilcisi konumundaki HDP dışında muhalefet partileri tarafından bile layıkıyla anlaşılamamış ve her üç harekata da aktif veya pasif muhalefete muhatap olmuştur.

Özellikle CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 21 Ekim 2014 tarihinde yaptığı açıklamada, Türkiye tarafından gündeme getirilen, PYD/YPG’nin Kandilde PKK tarafından kurulan bir terör örgütü olması iddialarına “Bizim için YPG terör örgütü değildir. YPG kendi vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur.” şeklinde verdiği karşılık hala hafızalarımızdaki canlılığını korumaktadır.

Kılıçdaroğlu’nun terör koridoru konusundaki gayri milli söylemi bundan ibaret değildir.

Yine onun bir televizyon röportajında soru üzerine “Onlar bize mi saldıracaklar, hayır efendim.” cevabından sonra Türkiye’nin yerleşim merkezlerine yüzlerce roket, havan topu PYD/YPG çeteleri tarafından atılmış, onlarca vatandaşımızın şehadetine neden olmuştur.

Daha birkaç gün önce CHP’nin eski İzmir Mv. eski genel başkan yardımcısı Erdal Aksünger milyonların önünde “PYD terör örgütü değildir” diyebilmiştir.

Bu sözler bir tarafa gerek CHP gerekse İYİP genel başkanları, onların dış politikalardan sorumlu genel başkan yardımcıları ve sözcüleri, hatta 15 Temmuzdan bu yana milli konularda hükümete destek veren VP genel başkanı Türkiye’nin doğrudan Esad ile görüşmesi konusunda ısrarlı tavsiyelerini sürdürmektedir.

Fiilen güvenlik koridoru oluşturmak üzere Afrin dışında Fırat’ın doğusunda 120 kilometrelik alanın ordumuz tarafından mutlak kontrol edilmesine rağmen kendi vatandaşlarını uçaklarla bombalayıp kimyasal silah kullandığı kesinleşmiş olan meşruiyetini kaybetmiş eli kanlı diktatörün ayağına gidip onunla masaya oturulmasını tavsiye edilmiş olması kabul edilebilecek bir durum olamaz.

Daha önce alınan Türkiye’nin de aktif olarak katıldığı kararlar doğrultusunda Suriye’nin yeni anayasasını hazırlamak üzere 29 Ekim tarihinde çalışmalara başlanacaktır.

Bu surette Suriye’de tekrar huzurun sağlanması, muhtemelen demokratik seçimlerin takvimi konusunda çalışmalara başlanacaktır.

Milli bekamızı 2011 yılından bu yana alenen tehdit eden gelişmelere ve onlarca milyar dolarımıza mal olan Esad’ı bu şartlar altında muhatap kabul etmek Türkiye’nin bu yaşananlardan kendisini sorumlu tutmasından başka anlamı olmayacaktır.

Türkiye, yapılacak şeffaf seçimlerle Suriyelilerin gerçek iradesi ortaya çıktığında oluşan meşru yönetimle masaya oturmalı ve iki komşu ülke olarak birbirlerini ilgilendiren sorunları çözüme kavuşturmalıdır.

Bunun dışında Esad’la yapılacak aleni ve doğrudan temaslar ona itibar kazandırırken Türkiye’nin inandırıcılığına ve kararlılığına zarar verecektir.

Netice olarak Erdoğan-Esad buluşması Türkiye’nin zaafı olacaktır.

Suriye-Türkiye görüşmesi illa olması gerekiyorsa Esad’ın oyunun dışına çıkarılması ülkemiz için hayati öneme sahiptir.

Son söz: Sahibi yerine havlayan köpekle muhatap olmak beyhude yere telef olmayı göze almaktır!

Ahmet Orham

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.