DOLAR 5,7845
EURO 6,3850
ALTIN 271,5
BIST 108.869
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Hafif Yağmur

Erdoğan’ın Güç Kaynakları

20.06.2014
61
A+
A-

Şükrü Alnıaçık

Amerikan Dışişleri Bakanlığının son 200 yılı kapsayan bir çalışmasına göre tarihin en çok savaşan milletiyiz. Ondan öncesini de görmelerini isterdim ama konumuz açısından o kadar da önemli değil.

Savaşların üretken nüfusu, sürekli tırpanladığını ve mütemadiyen savunma işleriyle uğraşmanın bizi genel olarak eğitimsiz bıraktığını artık anlamalıyız.

Allah’tan Afrika gibi aç kalmamışız; ama devletçi bir kavrayışla “sanayi toplumu”na intisab etmeye çalışan Cumhuriyete kadar benzer bir şekilde geri kaldığımız kesin!..

Onlar köle olmuş biz şehit vermişiz. Tabii ki aradaki farktan dolayı memnunuz; ama iktisat bilimi açısından ikisi de aynı kapıya çıkıyor. “Yetişmiş iş gücü kaybı!..” Peki eğitimsizlik en çok nerede hissediliyor?.. Eğitimlilerde… Sebebi, onlara cehaletin yakışmaması…

Türkiye halkı, şeriat devleti vatandaşlığından gelmiş olsa da Cumhuriyete, yeterli din bilgisinden yoksun girmiştir. Hızlı kentleşme, batıya açılma, değerler çatışması, devlet despotluğu, bakımsızlık, jakobenizm derken köylüler, dağarcığında Fransız kültürü olan kentli aydından kopmuştur.

Aynı şekilde bu hızlı değişim, kentlileri de dini vecibelerden uzaklaştırmış; inkılapla barışık olan eğitimli kesim, zamanla dini bilgilerden soğumuş ve uzaklaşmıştır. Hatta bir dönem, hızlı sosyetede din bilgisi cehaleti, ayrı bir meziyet olarak görülmüştür.

Bu durum, Türkiye’deki Müslüman grupların niteliği hakkında cahil bir kitlenin teşekkülüne de zemin hazırlamıştır. Sıradan bir Atatürkçü için Kadiriliğin Muhammediye kolundan olan biriyle “İcmal” kolundan olan arasında bir fark yoktur. Yani inanırsanız, ikisi de “siyasal İslamcı”dır.

Rufailerin Galibi koluyla Rifailer arasındaki farkı bilseler, bu konuda hemen birkaç makale okuma gereği hissedeceklerinden eminim. Mesela Bektaşilerle Rifailer, Türkiye’de herkes dönse bile Atatürk’ün yolundan dönmeyecek olan modernistlerdir. Tarihte yobazlıktan çok çekmiş olan Mevlevileri de yanlarına katabiliriz. Bakmayın siz Tayyib beyin Şeb-i Aruz törenlerinde en ön sıraya oturduğuna, IŞİD Konya’ya girse, semazenlere köçek muamelesi yapacağından şüphemiz yoktur.

Burada tarikatlerin veya cemaatlerin Cumhuriyet değerlerine olan bakış açısı hakkında bir liste çalışması yapacak değilim. Anlatmak istediğim husus, Noterlikten başka bir vasfı olmayan Abdullah Gül’e sırf Müslüman Cumhurbaşkanı seçmek için % 50 oy vermiş bir kitlenin karşısına dini işlerle meşgul olmuş bir adamla çıkmak öyle irticai bir durum, ilkelere ihanet filan değildir.

Müslüman veya dindarla yahut İlahiyatçı ile siyasal İslamcıyı bir tutmak tek kelimeyle cehalettir.

Bugün Marksist’i- Liberali, Cemaati- Tarikati, Dönmesi- Pontusçusu, İslamcısı- Amerikancısı, Kürtçüsü- Kriptosu… Atatürk’le hesabı olan ne kadar adam varsa hepsi AKP’de toplanmıştır. Yani meseleye salt İslamcı tehdit gözüyle bakmak da hatadır.

İkincisi Atatürk’ün Bilim Tarihi okusun diye Amerika’ya gönderdiği Ord. Prof. Aydın Sayılı’nın yolundan giden, “Bilim Tarihi”nin kendi özel meşguliyet sahasına aşık olan uluslararası bir Profesöre, Atatürk’ün inkılap sebebi olan Tarih görüşünden başka bir fikri asla kabul ettiremezsiniz.

O görüş şudur:

“Modern bilimden uzak düştüğümüz için Mondros’u imzalamak zorunda kaldık! Öyleyse bir milli akılcılık İnkılabı yaparak Türk Milletini çağdaş uygarlık seviyesinin ilerisine götüreceğiz.”

Ancak CHP nedense bu ülküyü bir türlü üstlenememiş ve ülkeyi ne yazık ki bu hale CHP getirmiştir. Dün Prof. Süheyl Batum’un “Babam gökten inip gelse ben siyasal İslamcı birine imza da vermem destek de olmam.” Sözü bunu açıkça ortaya koyan bir sorumsuzluk örneğidir.

Bir kere adınız Hz. İsa değilse gökten “babanız” filan gelmez; olsa olsa “taş yağar!”

İkincisi Ekmeleddin hoca “Siyasal İslamcı” değil, Laik bilim metoduna ve yaşantıya CHP’li siyasetçilerden daha fazla vakıf bir “Bilim İnsanı”dır. Yani O’na sahnedeki kara çarşaflılara rozet taktıramazsınız. 27 Mayıs ve 28 Şubat jakobenleri, hatadan dönmemekte kararlı görünmektedir.

Bu aceleye getirilmiş “siyasal İslamcı” iftirası, erken bir kongre atraksiyonu değilse; cehaletin dik alasıdır. Çünkü mesela Rifailer ve Bektaşiler de riyazet ehli Müslümanlardır; ancak Cumhuriyet Tarihinin bugüne kadar gördüğü en bilinçli Atatürkçülerdir.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini, parti içi iktidar hesapları için kullanmaya çalışanlar, unvanları ne olursa olsun; AKP tehdidini hala kavrayamamış sorumsuzlardır.

İsabetle ve ehliyetle bulunmuş bir aday hakkında alelacele spekülasyon yapanlar, web sitelerine derin dekolteli Kim Kardashian resmi basarak iktidar olunabileceğini zanneden cahillerdir.

Bu acemi cumhuriyetçilerin hizmet ettiği isim de Atatürk filan değil…

İktidarının gücünü “karşısındakinin cehaletinden” alan Recep Tayyip Erdoğan’dır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.