DOLAR 5,7340
EURO 6,3507
ALTIN 277,7
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

En Merhametliler,Bizim Bordo Bereliler!

11.10.2012
80
A+
A-

Şükrü Alnıaçık

İşte meselebuydu! Yıllar önce cemaatin devlete hakim olma projesiyle ilgili tehlikelere dikkat çekerken şunları söylemiştik:

 

İslam’da bireyin eğitimi için iki sistem gelişmiştir. Bunlardan birincisi, daha ziyade kentlerde yaşayan “medeni” müminlere hitap eden “Medrese Eğitimi”dir.

 

Şeriat, ehl-i sünnet ve’l-cemaat, Kur’an-Sünnet-İcma-Kıyas buradadır. İlmiye sınıfının etki alanı burasıdır. Burada en ileri aşamada “alim” yetişir. Devlet idaresini temin için kadı, müftü ve müderris kadroları buradan temin edilir.

 

Devleti, mistik usul ve davranışlarla, dünyadan geçmiş dervişlerle idare edemeyeceğiniz için Osmanlı Devleti, Enderun kurulana kadar ehl-i seyf veehl-i örf denilen asker ve sivil bürokratlarını, Sünni (Ortodoks) dünyevi metotlarla medresede yetiştirirdi. Onların “tekke” kültürüyle Batıni (Heterodoks)olmasına yani, dünya işleri dururken uhrevileşmesine izin vermezdi.

 

İkinci eğitim örgütü ise örgün medrese eğitiminin ulaşamadığı kırsal kesim Müslümanının ahlakını tanzim eden “Tekke ve zaviye” irfanıydı. Tasavvuf, tarikat buradaydı. Yunus, Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli buradaydı. Evliyalar, yatırlar hatta kültürden gelen, dilek ağaçları, yada taşları buradaydı. Buradan da iyiihtimalle “arifler” yetişirdi.

 

Bir tarikat ehli, devlet görevi alacak olsa bile şahsi merhametini, kemalâtını, şeriatın kestiği parmağa bulaştırmaz,usule göre görevini yapardı.

 

Çünkü dinin esas ve görünen (zahir) şekli ve insanlara emredilen kısmı şeriattı. Tasavvuf ise dinin iç (batıni) yüzüydü. Tasavvuf, insanlara emredilmemişti. Yani kişi sufi olmadığıiçin dini açıdan Allah katında sorumlu değildi. Amentü, “İslam’ın şartları,” ibadete temel olan 54 farz, sünnetler, vacipler ve müstehablar, cami cemaati için yeterliydi.

 

Tanzimat döneminde medreselerin yanında modern okullar, mahalle mektepleri, rüştiyeler, idadiler, hatta zamanla Türk çocuklarının da devam edebildiği yabancı okullar kuruldu. Böylece insan tipi farklılaşması ve kültür bölünmesi gibi bir tehlike ortaya çıktı.

 

Cumhuriyet döneminde medreseler, tekke ve zaviyeler kapatıldı. Diğer bütün okullar ise Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla Milli Eğitim Bakanlığı denetimine alındı, müfredat bütünlüğü sağlandı. Medresenin din eğitimi fonksiyonu İmam Hatip Liseleri, Yüksel İslam Enstitüleri ve İlahiyat Fakültelerine verildi.

 

Ancak Türk İnkılabının dünyevileşme misyonu dikkate alındığında tarikat-tasavvuf eksenindeki talebin resmi olarak karşılanması mümkün değildi. Böylece kırsal kesimdeki tekke kültürü ve tarikatların etkinliği derinden derine devam etti. Tarikat kaynaklı “batıni” ekolden gelen gayri resmi “din uluları”nın kurduğu sempatizan çevreleri ortaya bir de Nurcu, Süleymanlı, İskender Paşa, İsmail Ağa, Kırkıncı Hoca gibi “cemaatler” olgusunu ortaya çıkardı.

 

Bütün bu resmi ve gayri resmi, Ortodoks ve heterodoks çevrelerin “Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na rağmen birbirinden farklı eğitim verdiği” dikkate alınırsa bugün mesela “teröriste merhamet konusunda” her kafadan ayrı bir ses çıkmasının nedenleri daha iyi anlaşılır.

 

Said-i Nursi cemaati ve özellikle Fethullah Gülen hareketinin, politik ideallerle dünyevi alana hücum etmesibu garip durumun nedenidir.Geçmişte medrese, yani devlet, tekkeyi yani halkı da tanzim eder ve mesela bir tarikatta yapılan muamele ve zikirlerin, şirk veya bid’at olup olmadığına dair “fetva” verirdi.

 

Bugün bir fiilin veya sözün dinen doğru olup olmadığına dair hükmü, fetva makamının yani diyanetin vermesi gerekirken,birbirinden farklı onlarca fetva ve dini kanaat makamı vardır. En basit ifadesiyle “Tekke mistisizmi,” göç ve hızlı kentleşme sonucunda medreseye, kente, diyanete, hatta üniversiteye, polis akademisine ve YÖK’e hakim olmuştur.

 

Biz mürid, mürşit veya kanaatçi değiliz. Haşa müçtehit de değiliz. Ancak çok şükür ki Ülkücüyüz, “akıl sahibi”yiz.

 

Teröriste neden merhamet edilmemesi gerektiği konusunda. Kamu Yönetiminden, bilimden ideolojiden, dünyevi referanslardan geçtik. İşte iki ayet, iki hadisten oluşan ilahi referanslarla “mistik Emniyet Müdürü,” terör, İslam ve İnsanlık…

 

Ayet-1: “Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler.” (Mü’minun Suresi, 75. Ayet)

 

Ayet- 2: “Muhammed, Allah’ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler.” (Fetih Suresi, 29. Ayet, başlangıç bölümü)

 

Hadis-1: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.”

 

(Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.)

 

Hadis-2: “Keleri bir darbede öldürene yüz sevap vardır. İkinci vuruşta daha az, üçüncü de bundan daha az sevap vardır.”(Müslim)

 

Keler, kertenkelenin zehirli bir cinsidir. Aynen bordo bereli-terörist hikayesinde oldu gibi “tek vuruşta” öldürülmesinin “merhamet”in gereği olduğu bildiriliyor.

 

“Teröre karşı en merhametliniz bordo berelilerdir” meselesi yani…

ETİKETLER: , , , , , ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.